19 Mayıs Tartışmaları: Gerçek ve İdeoloji Çatışması

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
19 Mayıs Tartışmaları: Gerçek ve İdeoloji Çatışması

Bir kez daha 19 Mayıs’ı geride bıraktık ve tartışmalar, alışıldık biçimiyle dinlemeden devam etti; bu tartışmalar, bir yıl boyunca dondurulmuş gibi görünmekte.

Tartışmanın temel noktası ise açık: Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basması veya 16 Mayıs 1919’daki evinden ayrılışı, Kurtuluş Savaşı’nı başlatma konusundaki bireysel kararlılığının bir göstergesi miydi, yoksa son dönemlerde sıkça dile getirilen bir ‘devlet projesi’ olarak mı değerlendirilmeli?

Özellikle muhafazakâr çevrelerin, Kemal Paşa’nın Anadolu’ya gönderildiğini kanıtlamak için sundukları çeşitli gerekçeleri takip ediyorum. Bazen önemli ve ilginç noktalar öne sürüyorlar ancak olayı tek bir açıdan değerlendirmeleri, 19 Mayıs’tan kısa süre sonra gelişen olaylar göz önüne alındığında yeterince ikna edici değil.

Bu durumun en büyük sebeplerinden biri, Mustafa Kemal Paşa’nın hayatını derinlemesine inceleyen, ‘kesin’ olarak nitelendirilebilecek bir biyografinin henüz kaleme alınmamış olmasıdır. Aslında, Atatürk’ün biyografisi bugüne kadar tam anlamıyla yazılmamıştır. Eldeki çalışmalar, daha kapsamlı ve derin eserlerin giriş kısmı olarak değerlendirilebilir. Eğer o türden çalışmalar mevcut olsaydı, bu sorular çoktan aydınlığa kavuşmuş olurdu.

Bu söylediklerim, yalnızca bir ‘iyi niyet’ dilek olarak değerlendirilebilir. Mustafa Kemal’le ilgili tartışmalar, esasen Paşa’nın eyleminin ideolojik boyutunu kapsamaktadır. İdeolojik ayrışmanın tarihyazımı üzerindeki etkileri, nesnelliği ne ölçüde etkilediğini biliyoruz. Ne kadar nesnel belge sunulursa sunulsun, ideolojik öncelikler onları değersiz hale getirecektir.

Özellikle Mustafa Kemal Atatürk gibi, köklü reformların mimarı olan bir şahsiyet söz konusu olduğunda bu ayrışma daha da belirginleşmektedir. Ancak gerçeğin gerçeği olduğu gerçeğini de göz önünde bulundurmak gerekir. Bir tarihsel figürün eylemlerini ideolojik açıdan sorgulamak mümkün olsa da, nesnelliği savunmak da o kadar önemlidir.

Kemal Paşa’nın Samsun yolculuğu, başka bir bakış açısıyla değerlendirilse de, konuyu birkaç madde şeklinde özetlemek gerekmektedir.

İlk olarak, evet, Paşa Anadolu’ya devlet tarafından gönderilmiştir. Ancak hiçbir şey göründüğü kadar basit değildir. Mustafa Kemal Paşa, I. Dünya Savaşı’nı bir kahraman olarak tamamladıktan sonra 13 Kasım 1918’de İstanbul’a geri dönmüş ve burada altı ay kalmıştır. Bu süre zarfında siyasetle iç içe yaşamıştır. İstanbul’a gelmeden önce Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’nın kabinesinde Harbiye Nazırı olma çabası içinde olmuş, ama başaramamıştır. O kabine düştükten sonra kurulan Tevfik Paşa hükümetinin güven oyu almaması için de çaba göstermiştir.

Cephede 25 Ekim 1918’de Sadrazama gönderdiği telgrafta, mütareke sırasında yapılması gerekenleri vurgulamıştır. Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasının ardından da telgraf gönderimlerine devam etmiştir. Bu telgraflar 3-5 Kasım 1918 tarihlerini kapsamaktadır ve elimizde bulunmaktadır.

Bu iletişimlerde, mevcut mülki ve askeri yönetime yönelik sert eleştiriler yer almaktadır. Paşa, mütarekenin 7. Maddesi’ni eleştirerek, görüşmeler sonuçlanmadan orduların terhis edilmemesi gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca, 6-7 Kasım 1918 tarihlerindeki telgraflarında İngilizlerin İskenderun’a asker çıkarmasına karşı sert bir tepki vermiş, birliklerine böyle bir durumda ateş açılması emrini vermiştir.

İstanbul, bu gelişmelerle paniğe kapılmıştır. İzzet Paşa, Paşa’ya kararının yanlış olduğunu belirtmiştir. İngiliz baskıları sonucunda Yıldırım Orduları lağvedilmiş, Paşa da İstanbul’a dönmek zorunda kalmıştır. Ancak, dönüşünden önce silahları, mütareke maddelerine aykırı olarak, terhis edilen askerlerle köylerine göndermiş ve bir kısmını gizlemiştir. Paşa, İstanbul’a hareket etmeden önce çeşitli temaslarda bulunmuş, Konya’daki arkadaşı Ali Fuat Paşa’ya da silahların saklanması gerektiğini iletmiştir.

O dönemde, yakın çevresinde bulunan hiçbir subay bu şekilde hareket etmemiştir. Paşa, I. Dünya Savaşı sırasında askeri ve politik dehasını kanıtlamış, çevresindekiler tarafından kabul görmüştür. Nihayet mütareke imzalanmış, İttihat ve Terakki yönetimi sona ermiş ve uzun bir süreç başlamıştır.

Bu altı ay içerisinde, birçok araştırmanın gösterdiği üzere, iki önemli gelişme yaşanmıştır. İlki, Anadolu’da direniş odaklarının ortaya çıkmış olmasıdır. Zayıf olmalarına rağmen, bu odaklar çoban ateşleri gibi birer umut ışığıdır. İkincisi ise, çevresinin Mustafa Kemal’i bir lider olarak kabul etmesidir. Bu iddiamı destekleyecek somut bir belge mevcut değildir ancak gelişen olaylar, Paşa’nın etrafında bir ittifak oluştuğunu göstermektedir.

Buna karşılık, direniş düşüncesi yalnızca Mustafa Kemal’in zihninde doğmamıştır. Kazım Karabekir, Doğu’ya gitmek üzere hemen harekete geçmiş ve ‘tek dağ başı kalıncaya kadar mücadele edeceğim’ demiştir. Bu, onun cesaretini ve kararlılığını göstermektedir. Ayrıca, Mustafa Kemal’e, ‘gel başımıza geç’ diyen İnönü’nün, bu dönemdeki kırgınlığını da belirtmek isterim.

Kemal Paşa, Anadolu’ya geçme kararı almış ve bu kararı uygulamak için gereken adımları atmıştır. Ancak, onun her eyleminde bir adımı ve olanakları tamamlamadan diğerine geçmediğini de unutmamak gerekir. Muhtemelen, o dönemde mevcut yönetimle ilgili neler yapılabileceğini araştırmış ve zorlamıştır. Anadolu kararını, sarayın yetki belgesini aldıktan sonra uygulamıştır.

Devletle irtibatını sürdürdüğü sorusu ise kesin bir evet ile yanıtlanabilir. Önceden tan

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın