
Kafka, edebiyatı tanımlarken “Bir kitap, içimizdeki donuk denize vurulmuş bir balta olmalıdır” ifadesini kullanmıştır. Bu yaklaşım, sadece bireyler için değil, aynı zamanda toplumların yaşamını ve ruhunu donduran buzulları da sanatın ve edebiyatın keskin baltasıyla parçalayabileceğini vurgular. Roman türü, bu bağlamda en etkili keskin balta olarak öne çıkmaktadır. 19. yüzyılda dünya kapitalizminin eşiğinde, burjuvazinin doğum sancıları yaşanırken, insanlığın hayata bakışını sarsan ve bireye güçlü bir ışık tutan roman türü gelişim göstermekteydi. Bu döneme gelindiğinde, romanın aydınlatmadığı karanlık kalmamıştı; adaletsizlik, yoksulluk, acımasızlık, savaş ve çaresizlik gibi ağır yükler insanlığın sırtında yer almakta iken, kalem oynatan yazarların sayfalarında insanlık onuru, yaşam hakkı, adalet ve umut duyguları yeşermekteydi.
19. yüzyıl, geleceğin bunca acının ardından iyiliğe kapı aralayacağını düşünen yazarların büyük eserler verdiği olağanüstü bir dönemdir. Dün, ölümünün 141. yıldönümünü andığımız Victor Hugo’nun başyapıtı “Sefiller”, bu anlamda toplum ve birey arasındaki en keskin bakışların ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu roman, yazarların gözünde soyluların acımasızlığına karşı yoksulluğun masumiyetle eşdeğer olduğunu gösterir. Hugo, “Masumiyetin kendi tacı vardır. Onun soylu olmaya ihtiyacı yoktur. Paçavralar içindeyken bile zambaklarla süslü giysiler içindeki kadar uludur” diyerek dönemin romantik siyasal anlayışının temel eksenlerinden birini tanımlamaktadır.
Victor Hugo, “Sefiller”i 1845 yılında yazmaya başlamış ve on yedi yıl boyunca aralıklarla bu eseri kaleme almıştır. Romanın ilk cümlesi ile son cümlesi arasında geçen dönemde, isyanlar, çatışmalar, katliamlar ve toplumsal çalkantılar gibi olaylara tanıklık etmiştir. 1848 yazında Paris’te yaşanan bir çatışmaya şahit olmuş ve bu olayın etkilerini eserine yansıtmıştır: “Birden bire ikinci bir kadın alana atıldı. Bu ötekinden de genç ve güzeldi. Hemen hemen bir çocuktu, on yedi yaşında ya vardı ya yoktu. Ne acı! Bu da bir genel kadın idi. Eteğini kaldırdı, karnını gösterdi ve bağırdı: ‘Ateş edin haydutlar!’ Ve askerler ateş açtı. Kızcağız, gövdesi mermilerle delik deşik, birincinin yanına yığıldı. İşte bu savaş böyle başladı.” Hugo, kişisel olarak her türlü şiddete karşıdır ve tanık olduğu benzeri olaylar onu derinden etkilemiştir: “Hiçbir şey bu kadar karanlık olamaz ve insanın bu kadar iliklerine işleyemez.”
19. yüzyıl, tam da Hugo’nun tanımladığı gibi karanlık bir dönemdir. Bu karanlığın aydınlanmasında büyük yazarların katkısı yadsınamaz. Hugo, Balzac’ı ölmeden birkaç saat önce ziyaret ettiğinde “Goriot Baba” yayımlanalı on beş yıl olmuştu. Bu eserde, bireyin toplum merceğinden kendisine bakışı diyebileceğimiz karakter Vautrin, Hugo’nun yazmakta olduğu “Sefiller”deki Jean Valjean’ın tam zıttıdır.
Balzac hayata veda ettiğinde, Stendhal, “Parma Manastırı”nı Paris’teki evinde yazalı on bir yıl geçmiş ve yaşamını yitireli sekiz yıl olmuştur. Yazarın hayat verdiği karakter Fabrizio del Dongo, okuyucuların hayal dünyasında adanmışlık sembolü olarak belirir. Hayata karşı adanmışlık ile aşkı harmanlamaktan çekinmez ve “Mutsuz aşk susar” ile “Aşk, gözün göremediği küçük ayrıntıları yakalar ve bunlardan sınırsız sonuçlar çıkarır” ifadeleriyle dönemin bakış açısını yansıtır.
Hugo, Jean Valjean üzerinden toplumsal ahlaksızlıkları eleştirirken, Dostoyevski de Petersburg’ta penceresinden kar manzaralarını seyrederken “İnsancıklar”ı kaleme almıştır. Romanın ana karakterlerinden yoksul genç kız Varvara, t tıpkı Valjean gibi çaresizlik içindedir.
Sefiller’in yazım sürecinde Hugo, Fransa’daki kargaşalara ve adaletsizliklere tanıklık ederken, Flaubert de Paris’in uzağında Manş denizi kıyılarındaki Normandiya’da “Madam Bovary”yi yazmaktaydı. Flaubert’in eseri, zamanın geçişinin izlerini taşırken, bireyin içsel sıkıntılarına da vurgu yapmaktadır: “Yavaş yavaş günler günleri, mevsimler mevsimleri kovaladı, kış geçti, bahar geldi, yaz geçti, güz geldi; her şey azar azar, parça parça aktı, geçti, yaralar kapandı. Diyeceğim o ki içinizde, derinlerde bir yerde daima bir şeyler kalıyor, göğsünüze, tam şuraya bir ağırlık çöküyor. Ama alın yazımız böyle diyerek, diğerleri öldü diye, ölmek istedi diye, kendimizi kaderin ellerinde solup gitmeye mahkûm etmek zorunda değiliz.”
Üç yıl sonra, Victor Hugo, Sefiller’de “Garip değil mi ruhunu bile değiştirebilen insanoğlu, kaderini değiştiremiyordu” cümlesini yazarken, Londra’da Dickens’ın “İki Şehrin Hikâyesi” yayımlanıyordu. Romanda yer alan Doktor Manette, direncin, erdemin ve iyiliğin simgesi olarak öne çıkmakta ve gelecek için mücadele edenlere örnek teşkil etmektedir.
Adaletsizliklerin ve yoksulluğun derinleştiği bu dönemde, büyük romanlarda bireycilik ile gelenekselliğin çatışması da gözler önüne serilmektedir. Hugo, “Ölmek bir şey değil, yaşamamak korkunç” derken, romanının sonlarına doğru Rusya’da Turgenyev’in “Babalar ve Oğullar”ı yayımlanıyordu. Turgenyev’in eserinde, soyluluk, sanat, radikalizm ve hayata değer vermeme gibi temalar, gerçekçilik prizmasında 20. yüzyılda yaşanabilecekleri gözler önüne sermekteydi. Dört yıl sonra, bir başka başyapıt, “Suç ve Ceza” Petersburg’da kaleme alınarak insanın dış dünyada mücadelesi sırasında içsel labirentlerinde nasıl kaybolduğunu anlatıyordu. Artık “birey” kavramı, iyilik ile kötülüğün ortasında bir ayna gibi beliriyordu insanlığın ufkunda. Üç yıl sonra ise Tolstoy’un “Savaş ve Barış” adlı eseri, tüm hayatı toparlar gibi bir üslupla kaleme alınacaktı.
Dünya, 19. yüzyıl boyunca büyük altüst oluşlar yaşarken, bu romanlar ve içlerinde hayat bulan karakterler, 20. yüzyılı mutluluk ve adalet yılları olarak inşa etmek isteyen idealistlerin, ilericilerin ve giderek sosyalistlerin düşüncelerinde cümle cümle soluk alıp veriyorlardı. Belki başarılamadı ama ya o romanlar olmasaydı? Dünya daha karanlık olmayacak mıydı? Büyük insanlık yürüyüşü, hukuk, adalet ve yaşam hakkı ile taçlanabilecek miydi yalnızca politik mücadeleler sonucunda? Kaldı ki insanlığın siyasal ufkunu edebiyat beslemedi mi? Bugün yine altüst oluş yaşayan ülkelerde ve dünyada edebiyatın ışığına ihtiyacımız yok mu?
<p style="font-size: 21 </p>Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



