Ahlaki Üstünlük: Savaşın Kurnaz Yüzü

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Ahlaki Üstünlük: Savaşın Kurnaz Yüzü

“Yüksek ahlaki zemin…”

Bir tartışma, çatışma veya anlaşmazlık esnasında kendisini ahlaki olarak daha doğru, erdemli ve haklı bir konumda görmek anlamına gelen bir İngilizce deyimdir.

Bu ifadenin Türkçe karşılığı ise “ahlaki üstünlük…”

Tanrı tarafından seçilmiş olduklarına inanan ve gittikleri her yerde kaos, gözyaşı ve kan getiren İsrail halkı ve genel anlamda Yahudileri “vicdan azabından” uzak tutmaya yarayan bir kavramdır.

Ahlaki kaygıları bulunmayanların, dürüst insanları “ahlak” ile hedef alarak sürdürdükleri kurnaz ve ikiyüzlü bir saldırı biçimidir.

Bir tarafın ahlaken daha zayıf olmasına rağmen rakiplerine karşı “biz daha doğru yoldayız, siz ahlaksızsınız” mesajı vererek hissettiği sahte moral üstünlüğü, bu durumu daha da çarpıcı hale getirir.

siyasi açıdan bakıldığında ise, kısa vadede rakamsal üstünlüğün sağlanamadığı zamanlarda devreye giren ve iktidarı yıpratmayı amaçlayan bir strateji olarak karşımıza çıkar.

Türkiye siyasetinde, özellikle AK Parti iktidarına karşı bu tür bir “ahlaki üstünlük mücadelesi” yaşanmış ve hâlâ devam etmektedir.

Rakamsal üstünlüğün sağlanamadığı durumları gören bazı kesimler, yıllardır kendilerinde pek olmayan “ahlaki üstünlük” arayışıyla iktidara karşı sistematik bir kampanya yürütmektedir.

Ahlak tanımını kendi zihinlerinde şekillendirme çabası içinde olan, “ehline helaldir na ehle haram” diyerek toplumsal değerlere aykırı olan eylemlerine kılıf uyduran bu grup, kendilerini yıllarca “daha erdemli” olarak pazarladı.

Soma, Gezi olayları, Kaz Dağları ve 6 Şubat’taki ikiz depremlerinde, bu kesim kendilerini öne çıkararak, var olmayan “ahlaklarıyla” üstünlük tasladı.

Tek bir kesim kendilerini namuslu ve dürüst olarak gördüğü için, amaca ulaşmak adına “dini siyasete alet etmek” de dâhil, ahlaki açıdan tartışmalı her yolu denemekten çekinmedi.

Milleti ikna etmek amacıyla muhalif sanatçılar, komedyenler ve oyuncular bir araya gelerek, hiç var olmayan ahlaklarıyla “ahlaki üstünlük” oluşturmaya çalıştılar.

Bu operasyonda öyle bir başarı elde ettiler ki; “evlatlarım” dediği isimler tarafından pavyon köşelerinde dağıtılan rüşvet paralarıyla görevinden olan ve sırtından hançerlendiğini ifade eden Kemal Kılıçdaroğlu, “ahlaki üstünlüğün” bir zamanlar peşinden giden bu insanlarda olduğuna inanması sağlandı.

Ancak gerçekler gün yüzüne çıkmaya başladı!

Yerel seçimlerde, AK Parti’den devraldıkları belediyelerin binalarına mali durumlarıyla ilgili afişler asarak “yolsuzluk” algısı yaratmaya çalışan bazı belediye başkanlarının, kamu kaynaklarını nasıl ahlaksızca talan ettiklerini izliyoruz.

Rüşvet, irtikâp, zimmet ve ihaleye fesat karıştırmak gibi suçlarla halktan nasıl haraç aldıklarını, valizlerde, çantalarda, pasta ve baklava kutularında nasıl rüşvet topladıklarını da takip etmekteyiz.

Yıllar boyunca, “Oğlu bira içsin diye kendisine alkol oranı yüksek rakı söyleyen” dönemin CHP’li Başbakanlarından Şükrü Saraçoğlu’nu, millete “yüksek zarafet ve hoşgörü sahibi” olarak lanse edenlerin bugünkü durumları gözler önüne serilmektedir.

Askerlik arkadaşı iken “Başkan Yardımcısı” yaptığı Mutlu Kerimoğlu ile uyuşturucu testi pozitif çıkan ve Mali Müşaviriyken Belediye Başkan Yardımcısı yaptığı Gültekin Bayındır ile oğlu Batuhan’dan toplamda 7 milyon 673 bin TL para aldığı belgelenen Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu’nun durumu, örneklerden sadece biridir.

Otel odasında 21 yaşındaki belediye personeli ile basılan Özkan Yalım’ın, babası Muhittin Böcek’in sevgilisiyle uygunsuz görüntüleri ortaya çıkan Gökhan Böcek’in, umreye gittiği halde belediye çalışanlarıyla otel odalarında defalarca telefonları üst üste sinyal veren Tanju Özcan’ın, İBB kasasından kiraladığı lüks otel odasında çok sayıda eskort ile “doktorculuk” oynadığı iddiaları savcılık belgelerine yansıyan Murat Ongun’un ve kendisini “iyi bir Müslüman olma arzusunda bir insan” olarak tanıtan ancak yolsuzlukla anılan Ekrem İmamoğlu’nun durumu dikkat çekmektedir.

Son olarak, evli ve iki çocuk babası olduğu halde başka kadınlarla gayrimeşru ilişkiler yaşayan ve kendisini “azgın boğa” olarak lanse eden Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek’in skandalları dikkatli incelendiğinde, ortaya çıkan gerçekler daha da çarpıcı hale gelmektedir.

Yaptıkları konuşmalarda, “Deprem bölgesine yaptığımız her şeyi onlar başkaları yapıyor sandı. Sandıktan onu anladık ama neyse” dedikleri halde, “Ahbaplar Suç Örgütü” soruşturması kapsamında bilgilerine başvuran savcıların huzurunda “Haluk Levent’i hiç tanımadıklarını ve AHBAP’a hiç bağış yapmadıklarını” söyleyenlerin, aslında enkaz altında kalanlar için kılını kıpırdatmadıkları gerçeği de gözler önüne serilmektedir.

Depremde yıkılan 11 ili devlet ile birlikte bu milletin öz evlatlarının ihya ettiğini gördüğünüzde, “ahlaki üstünlüğün” aslında 25 yıldır bu ülkeyi yönetenlerde ve onlara destek veren toplumsal tabanda olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.

Durduk yere birisi size “ahlaki üstünlük” kurmaya çalışıyorsa, bu durumun ardında büyük bir ahlaksızlığın hazırlıklarının yapıldığını bilmelisiniz.

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın