
iahaber Haber Merkezi
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), iş insanı ve sivil toplum aktivisti Osman Kavala’nın 25 Mart’ta görülen duruşmasına ilişkin ikinci başvurusuyla ilgili kararını bildirdi. AİHM, Türkiye’yi altı farklı maddeden mahkûm ederken, Kavala’ya 70 bin Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetti. Mahkeme, yerel mahkemelerin “kötü niyetle Kavala’yı özgürlüğünden mahrum bıraktığını” ifade etti. Ayrıca, Gezi Parkı protestolarının barışçıl olduğunu vurgulayarak düşünce özgürlüğü ile toplantı ve gösteri özgürlüğünün ihlal edildiğini belirtti. Adli kaynaklar ise Kavala’nın Türkiye’de bağımsız ve tarafsız mahkemelerce yargılandığını savunarak, yargı kararına itiraz etti.
Kavala’nın yargılama sürecinin iç hukuk yolları tükenmeden AİHM’e bireysel başvuru yapıldığını belirten adli kaynaklar, “Osman Kavala, Anayasa Mahkemesi’ne başvurduktan yaklaşık 3 ay sonra AİHM’e bireysel başvuruda bulunmuştur. AİHM, genelde iç hukuk yolları tüketilmeden yapılan başvuruları dikkate almazken, Kavala’nın başvurusunu acilen değerlendirmeye almıştır” şeklinde yorum yaptı. AİHM Büyük Dairesi’nin kararı olağandan daha hızlı biçimde sonuçlandırmasını eleştiren kaynaklar, “AİHM’in söz konusu davayı duruşmayı gerçekleştirdikten yaklaşık 5 ay içinde karara bağlaması son derece düşündürücüdür. AİHM, daha önce benzer karmaşık davalarda kararını bir yıl sonra açıklamıştır” dedi.
BU HABERİ, iahaber ABONELERİNİN DE
SAĞLADIĞI KATKIYLA OKUYORSUNUZ.
iahaber’E ABONE OL,
BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞİ DESTEKLE!
ABONE OL
Zaten abone misiniz?
Üye girişi yapın
AİHM’in bu kararla yetkisini aştığını ifade eden kaynaklar, Türkiye yargı makamlarına yönelik eleştirilerde bulundu. “AİHM, kararında niyet okumalarıyla iç hukuktaki mahkeme kararlarını ve devam eden hukuki süreçleri yok saymıştır. AİHM’in, Türk yargı ve idari makamlarına yönelttiği kötü niyet isnadı kabul edilemez. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin değerlendirmeleri temelden yoksundur. Türk yargı sistemi, anayasanın güvenceleri altında faaliyet göstermektedir. Hâkimler ve savcılar, görevlerini anayasa ve kanunlara uygun olarak, vicdani kanaatlerine göre yerine getirir. Hiçbir organ, makam veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasına talimat veremez” ifadelerini kullandı.
AİHM Büyük Daire, 2017’den beri cezaevinde bulunan Osman Kavala’nın ikinci başvurusuna ilişkin kararını açıkladı. Mahkeme, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 3 (işkence yasağı), 5 (özgürlük ve güvenlik hakkı), 6 (adil yargılanma hakkı), 10 (ifade özgürlüğü), 11 (toplantı ve dernek kurma özgürlüğü), 18 (haklara getirilecek kısıtlanmaların sınırlandırılması) maddelerini ihlal ettiğine hükmetti. AİHM, Anayasa Mahkemesi’nin bu dosyada etkili bir iç hukuk yolu olmadığına dikkat çekti. Kavala’nın Anayasa Mahkemesi başvurusunun uzun sürmesi nedeniyle AİHM’e başvurmadan önce bu sürecin tamamlanmasını beklemesi gerekmediğini belirtti.
AİHM Büyük Dairesi, Osman Kavala dosyasında verdiği nihai kararda Türkiye’yi altı maddeden mahkûm etti ve Kavala’nın en kısa sürede serbest bırakılmasını talep etti.
AİHM Büyük Dairesi’nin Osman Kavala kararını değerlendiren kaynaklar, “Bağımsız ve tarafsız mahkemeler tarafından yapılan yargılamalar sonucunda Osman Kavala, ülkemizde şiddet eylemlerine sahne olan Gezi Kalkışması’nın organizasyon, planlama ve yönlendirilmesinde yer almakla suçlu bulunmuştur. Kavala, Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmıştır. Verilen mahkûmiyet kararı istinaf ve temyiz denetiminden geçerek kesinleşmiştir” şeklinde açıklamada bulundu.
Büyük Daire’nin, Kavala’nın başvurusunu iç hukuk yolları tüketilmeden gündemine aldığını da kaydeden kaynaklar, “Kavala, Anayasa Mahkemesi’ne başvurduktan yaklaşık 3 ay sonra AİHM’e bireysel başvuru yapmıştır. Genel olarak AİHM, iç hukuk yolları tüketilmeden başvuruları dikkate almazken, Kavala’nın başvurusunu hızla değerlendirmeye almıştır. Böylece Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne dayanan bireysel başvuru mekanizmasının, insan haklarını koruyan ulusal sistemler karşısında ikincil nitelikte bir koruma mekanizması olma ilkesine açıkça aykırı davranılmıştır. Öte yandan, AİHM’in ilgili dairesi kendi inisiyatifiyle davadan çekilip başvuruyu Büyük Daire’ye göndermiş ve süreç, teamüllere aykırı bir şekilde kısaltılmıştır” ifadelerini kullandı.
“5 ay gibi bir kısa sürede karara bağlaması son derece düşündürücüdür”
Kararın hızlı bir şekilde verilmesini eleştiren kaynaklar, “AİHM’in Büyük Dairesi, duruşmayı gerçekleştirdikten yaklaşık 5 ay gibi kısa bir sürede karara bağlamıştır. Benzer karmaşık davalarda AİHM’in kararını bir yıl sonra açıkladığı bilinmektedir” değerlendirmesinde bulundu.
“İkincillik ilkesine ağır bir müdahale”
Kaynaklar, “AİHM, Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvurunun etkili bir iç hukuk yolu olduğu yönündeki içtihadından herhangi bir haklı gerekçe olmadan ayrılmıştır. Bu yaklaşım, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin koruma sisteminin özünde yer alan ikincillik ilkesine ağır bir müdahale oluşturmaktadır. AİHM, iç hukukun yorumlanmasında öncelikli görevin ulusal makamlara ait olduğu ve kendi görevinin, ulusal hukuk mercilerinin yorumlarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile uyumlu olup olmadığını tespit etmekle sınırlı olduğu yönündeki içtihadını yok saymıştır. Delillerin değerlendirilmesi, maddi olayın tespiti ve ceza hukuku kurallarının uygulanması, öncelikle bağımsız ulusal mahkemelerin sorumluluğundadır” yorumunda bulundu.
“Niyet okumalarla ulusal yargı yetkisini gasp etti”
AİHM’in yetkisini aştığını ve hukukun temel ilkelerini hiçe sayarak ulusal yargı yetkisini gasp ettiğini öne süren kaynaklar, “AİHM, bağımsız ve tarafsız Türk mahkemeleri tarafından hukuka uygun bir şekilde yapılan yargılama sonucunda Kavala hakkında verilen ve kesinleşen mahkûmiyetin yok hükmünde değerlendirilmesi gerektiğini belirterek yetkisini aşmıştır. AİHM, uluslararası hukukun temel
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



