
‘Ergenekon kumpas davası’ olarak adlandırılan davada, Erzincan’da Başsavcı İlhan Cihaner’in makamında gözaltına alınması, örgüt tarafından özel olarak görevlendirildiğini, Cumhuriyet savcısının yetkilerini kullanarak örgütün amaçlarına hizmet ettiğini, savcı olarak görev yaptığı yerlerde örgüt üyeleriyle bağlantılarının bulunduğunu ve örgütün gizli haberleşme sistemi ByLock’u kullandığını öne sürerek “silahlı terör örgütüne üyelik” suçundan 11 yıl 3 ay hapis cezasına mahkum edilen Osman Şanal, mahkumiyet hükmünün Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından onanmasının ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvuruda bulundu.
AİHM ‘İHLAL’ KARARI VERDİ, YENİDEN YARGILAMA TALEBİ REDDEDİLDİ
AİHM, başvurucunun “özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğine” karar verdi. Şanal, AİHM’in verdiği ihlal kararı gereği infazının durdurularak tahliyesini talep etti. Ancak Ağır Ceza Mahkemesi, Şanal’ın yeniden yargılama talebini reddederek mahkumiyetin infazına devam kararı aldı. Şanal’ın bu karara yaptığı itiraz ise Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kesin olarak geri çevrildi. Bunun üzerine Şanal, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu.
Şanal, AİHM tarafından verilen “tutukluluğun hukuki olmadığına” dair ihlal kararının ardından yeniden yargılama talebinin reddedilmesini ve infazın devamını eleştirerek, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini savundu.
“MAHKUMİYETE BAĞLI TUTULMASINI ÖNÜNDE ENGEL YOK”
Anayasa Mahkemesi, Osman Şanal’ın başvurusunu kabul edilemez buldu. Yüksek Mahkeme, FETÖ’nün darbe girişiminin ardından tutuklanan Şanal’ın, 24 Mayıs 2019 tarihinde verilen mahkumiyet kararıyla “suç isnadına bağlı tutulmasının” sona erdiğini belirtti. Başvurucunun bu tarihten sonraki tutumu, “mahkumiyete bağlı tutma” niteliğinde olarak değerlendirildi.
Kararda, “AİHM tarafından verilen ihlal kararının başvurucunun mahkumiyete bağlı tutulmasının önünde doğrudan Anayasa’dan veya kanunlardan kaynaklanan bir engel bulunduğuna dair bir tespit içermediği, ayrıca tutmayı sona erdirmeyi zorunlu kılan yargısal bir karar niteliği taşımadığı açıktır. Başvurucunun ilk tutuklanmasının hukuka aykırı olduğuna dair tespit, mahkumiyet kararı ile özgürlükten yoksun bırakma arasındaki bağı ortadan kaldırmamaktadır. Bu bağlamda Ağır Ceza Mahkemesi’nin yargılamanın yenilenmesini gerektirecek nedenler bulunmadığına dair kararı, bariz takdir hatası ya da keyfîlik içermemektedir.” şeklinde ifadeler yer aldı.
“İDDİA AÇIKÇA DAYANAKTAN YOKSUN”
Başvurucunun, daha önce adil yargılanma hakkı ile ilgili yaptığı bireysel başvurudaki şikayetler dışında, mahkumiyet kararına ve mahkumiyete bağlı tutma kararının bir mahkeme tarafından verilmediğine dair bir iddiasının olmadığı belirtildi. Gerekçede, “Bu durumda hukuka uygun şekilde mahkûmiyete bağlı tutulan başvurucunun AİHM tarafından verilen ve tutma ile mahkûmiyet kararı arasındaki bağı ortadan kaldırmayan ihlal kararı doğrultusunda ilettiği yeniden yargılama ve tahliye talepleri açıkça dayanaktan yoksun olarak değerlendirilmiştir. Açıklanan gerekçeler çerçevesinde, yeniden yargılama talebinin reddi sonrası tutulmaya devam edilmesinin hukuksal bir dayanağı olmadığı için kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiası da kabul edilemez bulunmuştur.” denildi.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



