Akbelen Direnişi: Vicdan ve Hukukun Savaşı

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Akbelen Direnişi: Vicdan ve Hukukun Savaşı

“Mezarlarımızı taşımak zorunda kaldık. Babam büyük dedemin kemiklerini elleriyle topladı.”

“Bizim hayatlarımız şirketin kârından daha değerli.”

Akbelen direnişçisi Esra Işık’ın, tahliyesi sonrasında iahaber’te Candan Yıldız ile gerçekleştirdiği röportajda ifade ettiği bu sözler, iktidarın politikaları doğrultusunda hareket eden şirketlerin vatandaşlar üzerindeki etkilerini gözler önüne seriyor.

Eşsiz doğanın korunması gereken alanları, kanunlar ve yönetmeliklerle şirket çıkarlarına feda edilirken, bu yıkımın kamu yararına olduğu algısı da sorgulanıyor.

O “maskenin” meşrulaştırılması adına oluşturulan şirketlere ayrılan bütçeler ve yapılan çok sayıda açıklama, toplumsal vicdanı rahatsız ediyor.

Haklı olmanın, kanunilik ile meşruluk arasındaki farkı yansıttığı bir durum yaşanıyor. Limak-İçtaş tarafından işletilen Yeniköy Kemerköy Santrali’ne kömür sağlamak amacıyla Milas’ta kömür madeni alanlarının genişletilmesi için devletin birçok kurumu adeta seferber olmuş durumda. Ancak bu hukuksal metinlerin, kanunların ve ruhsatların ardında yatan gerçek, insanların yaşamlarının derin bir şekilde etkilenmesidir.

Tüm bu işlemler ve izinler, TBMM’de yazın çıkarılan yasalar, Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan acele kamulaştırma kararları ve diğer yasal dayanaklarla desteklense de, bu süreçlerin doğayı ve insanların hayatını tehdit eden yapısı, toplumda bir rıza yaratmaya yetmiyor.

Bunun temel nedeni ise çok açık; bu izinlerin ve işlemlerin içinde “vicdan” yok. Esra Işık’a verilen destek, toplumsal vicdanın bir yansıması olarak değerlendiriliyor.

Karar diyor ki “bunda ne olağanüstülük var?”

Danıştay 6. Dairesi’nin acele kamulaştırma kararına dair verdiği yürütmeyi durdurma kararı önemli bir gelişme. (Milas’ta kömür madeni sahalarının genişletilmesi amacıyla, Akbelen Ormanı yakınındaki tarım arazilerinin acele kamulaştırılması için çıkarılan Cumhurbaşkanı kararı yargıya taşınmıştı.)

Kararda, acele kamulaştırma için olağanüstü bir durumun ortaya konulamadığı vurgulanıyor. Şirket’in sıkça dile getirdiği, Yeniköy-Kemerköy santrali üretiminin Türkiye’nin enerji ihtiyacının yüzde 2,5’ini karşıladığı gerçeği, olağanüstü bir durum olarak değerlendirilmiyor. Esra Işık, röportajında santralde çalışan köylülerin iş kaybetme korkusuyla destek veremediklerini de belirtiyor.

İş kaybı korkusuyla çalışmak ve bu endişe nedeniyle doğaya yönelik olumsuzluklara ses çıkaramamak, oldukça zor bir durum.

Davanın avukatı Arif Ali Cangı’nın belirttiği üzere, Anayasa Mahkemesi’ndeki iptal başvurusunun sonucu büyük önem taşıyor.

Akbelen meselesi, yalnızca orada yaşayan köylüleri değil, hepimizi ilgilendiriyor. Ormanların, zeytinliklerin ve köy yaşamının daha fazla tahrip edilmemesi için vicdanı barındıran bir hukuka ihtiyaç duyuluyor.

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın