Amerika ve Osmanlı: Tarihin İki Yüzü

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Amerika ve Osmanlı: Tarihin İki Yüzü

Resmi tarih kayıtlarına göre, Kristof Kolomb, 1492 yılının sonlarına doğru Amerika kıtasına adım atmış ve bu topraklarda insan yerleşimi başlamıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun İstanbul’u fethetmesi ise 1453 yılının ortalarında gerçekleşmiştir. Bir çağın kapanıp yeni bir çağın açıldığını müjdeleyen bu olaydan elli yıl sonra Kolomb, Amerika topraklarına ayak basmıştır. Kolomb ve ekibi, karaya çıktıklarında karşılaştıkları vahşi doğanın yanı sıra başka nelerle karşılaştı, kim bilir? Oysa Bizans, gelişmiş bir uygarlık olarak varlığını sürdürüyordu ve yeni bir İstanbul inşa ediliyordu. II. Mehmet, İstanbul’u fethettiğinde Osmanlı’nın yedinci padişahıydı; aynı dönemde Amerika’da ise insan yerleşimi için kan dökülüyordu. Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreği sona erdiğinde, Donald Trump, Amerika’nın ötesinde dünyanın lideri konumundaydı ve kendini modern dünyanın peygamberi olarak ilan etse -buna kimse karışamaz- Papa’nın bu duruma ne diyeceği belirsiz.

Bugünkü dünya manzarasını, ‘nereden nereye’ sorusu çok iyi özetliyor. Bir zamanlar televizyon ekranlarında boy gösteren bir sanatçının, “Ben sizin babanızım, ben ne dersem o olur!” şeklindeki sözleri akla geliyor. Bir devlet başkanının, gecenin karanlığında eşiyle birlikte yatak odasından alınıp götürülmesi esnasında, dünyanın geri kalanının, rahmetli annemin tehlikeli bir durumdan korunma önerisi olan “sin, küllâhın görünmesin” tavsiyesine uyar gibi sessiz kaldığına tanıklık ettik. ABD’nin İsrail Büyükelçisi, ‘arz-ı mev’ ifadesini yüksek sesle dile getirirken, ona karşı çıkanların sesi ne kadar da zayıf kaldı. Ayrıca, kadim bir coğrafyanın dini liderinin öldürülmesi, Birleşmiş Milletler’in adının bilindiği ama anlamının pek de anlaşılamadığı bir durumu ortaya koyuyor. Şimdilerde popüler bir şarkıda ise “Hayatı olduğu gibi karıştıramazsan/ İliklemez önünü asla karşında/ Korkmamalısın çarpıp düşsen bile/ Dipçik gibi sağlam durmalısın ayakta.” deniliyor. Hadi bakalım, dipçik gibi duralım da “cesareti” görelim.

Elinize bir dünya haritası alın ve coğrafyaya göz atın: Doğu, Orta Doğu, Batı ve Amerika… Görülen tablo, Mehmet Akif’in “sa’y” (çalışma) vurgusunun bir yansımasıdır. Şu meşhur “Andımız”ın üçüncü kelimesi olan “çalışkanım” ifadesi, toplumun benimsemiş olduğu bir ilke olarak karşımıza çıkıyor. Şairin, “çelik zırhlı duvar” dediği gücün temeli: çalışmaktır! Belki de Trump, on yedi yaşındayken sadece bir dolarla ceplerinde çorapları ve çamaşırlarıyla geldiği Philadelphia şehrindeki matbaa işçiliğini, Amerika Birleşik Devletleri’nin kurucu babası olan Benjamin Franklin’in çalışma mirasını tüketiyor. Edebiyatçı Tanpınar, 1947’de kaleme aldığı “İş ve Program” yazısında durumumuzu özetler: “Evet, derdimiz birdir; üç veya otuz beş değildir; biz gereği gibi ve millet kütlesi halinde çalışmamaktan, çalışmanın yol ve imkânlarını düzeltmemiş olmaktan, az istihsalden mustaribiz.”

Türkiye’de ‘Cumhuriyet rejimi’ ile yaşıt olanların çok iyi bildiği bir dörtlük var: “Garbın afâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar/ Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var./ Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,/ ‘Medeniyet’ dediğin tek dişi kalmış canavar?” Bu dizeler, yalnızca bir şiir ya da ‘marş’ dörtlüğü değil, aynı zamanda bir tarihin yirminci yüzyıla yansımasıdır. Yetmişlerden sonra Türkiye’de muhafazakâr salonların yankılanan sesi, politik mücadelenin yolunu açan bir hitabet şekli olarak da kabul edilir. ‘Ulusun’ kelimesi, yıllar boyunca tartışmalara neden olmuştur: Doğu dünyasını temsil eden Türk milleti, ‘ulu’ olduğu için korkmamalı mıdır, yoksa ‘medeniyet’ sembolü Batı mı kendi başına bırakılmalıdır?

Alıntılanan dörtlüğün “çelik zırhlı duvar” ile “iman dolu göğüs” karşılaştırması, birçok filme ve romana ilham vermiştir. “Amerika Rüyası” söylemi, bu dönemde ‘Trump’ın rüyaları’ adı altında bir çıkarcılığa dönüşmüştür. Dörtlüğün günümüzdeki ‘çelik zırhlı duvar’ temsilcisi; geçmişte zenginliklerle dolu olan orta çağ, reform, rönesans ve bilimsel gelişmelerin ötesinde, okyanuslar ötesindeki Amerika ve onun başkanıdır. Peki “iman dolu göğüs” kimdir? Bu, tartışmaya açık bir konudur. Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreği sona ererken, boğulma tehlikesi yaşayan coğrafya İran’dır. Ancak İran, sadece bir ‘harita devleti’ değil, aynı zamanda kadim bir tarih ve kültür mirasının temsilcisidir. Klasik bir soru ortaya çıkıyor: İran mı ulus, yoksa Amerika mı?

İdeolocya Örgüsü, Necip Fazıl Kısakürek

Necip Fazıl’ın “İdeolocya Örgüsü” adlı eserinde şöyle der: “Batı, bir kuru akıldır ve Allah, kuru akla ne kadar hak ve imtiyaz vermişse Batı hepsine sahiptir, kuru aklı nelerden mahrum etmişse hepsinden de yoksuldur.” Necip Fazıl’ın bahsettiği ‘Batı’, muhtemelen Avrupa’dır. Her ne olursa olsun, bu söz, salonda ya da meydanda yüksek sesle söylendiğinde etkileyici bir anlam taşır! Ancak gerçek bambaşkadır. Bugün kullandığımız teknoloji, iletişim araçları ve yaşam tarzı, bir kişinin ülkesinin başına başkan olmasına ve başka bir ülkenin lideriyle alay etmesine olanak tanıyan bir “kuru akıl” sayesinde ortaya çıkmıştır. Bu ‘kuru akıl’ın bazı şeylerden “mahrum” olmasından memnun olmak gerekir, aksi takdirde daha neler yapılabilirdi!

Bu Ülke, Cemil Meriç

Cemil Meriç’in, 1970’lerin başında muhafazakâr çevrelerde ‘manifesto’ olarak kabul edilen “Bu Ülke” adlı eseri, o dönemin tanıkları için oldukça etkili olmuştur. Kitapta şöyle deniyor: “Çağdaşlaşmanın halk vicdanındaki adı asrîleşmektir; asrîleşmek, yani maskaralaşmak, gâvurlaşmak. Kırk yıllık Kâni’nin Yâni olmayacağı, Türk’ün akl-ı selîm’i için bedahetlerin bedaheti; bir medeniyetin başka bir medeniyete istihale edemeyeceği Danilevsky’den beri bir kaziyye-i muhkeme.” (…) “Kürenin, adı duyulmamış bir bölgesinde minnacık bir kıta… Önce haydutlarla keşişler hüküm sürmüş bu ülkede, sonra eski toprak köleleri. Dünyanın dörtte üçü kana boyanmış, talan edilmiş. Ve o kan denizinden mağrur ve muhteşem melîke belirmiş: ‘çağdaş uygarlık’. Mukaddesler kurban edilmiş dildâdeye, makhur ve mağlûb kavimler perestişle diz çökmüş önünde. Ve rub’-ı meskûn, Avrupa’nın abeslerini tanrılaştırmış.”

<p style

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın