
25 Şubat 2026 00:13
Güncelleme: 25 Şubat 2026 00:17
Sayın Meclis Başkanı, son günlerde büyük bir gururla sunduğunuz Komisyon Raporu’nda, tüm partilerin uzlaştığı o tarihi ifadeyi dile getirdiniz: “AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyum sağlanmalı, idari engeller kaldırılmalıdır.”
Altına imza attığınız bu “ortak irade” yalnızca bir temenniden mi ibaret, yoksa gerçekten bir taahhüt mü? Eğer bu bir taahhütse, samimiyetinizi ölçmek için şimdi önünüzde ne bir engel ne de bir prosedür var. Sadece tek bir imza bekliyor.
Tek imza, tek gerçek: Can Atalay
Hatay Milletvekili Can Atalay ile ilgili Anayasa Mahkemesi’nin kararı, sadece bir tavsiye değil, anayasal bir zorunluluktur.
AYM’nin ifadeleri şöyle:
“22. … Anayasa Mahkemesinin 25/10/2023 tarihinde verdiği hak ihlali kararı sonrasında Hatay Milletvekili Şerafettin Can ATALAY ile ilgili kesinleşen bir hükmün bulunmadığı hukuken sabittir. Anayasa Mahkemesinin ihlal kararından sonra, kararın hükmünde belirtilen ihlale yol açan kararın ortadan kaldırılması anayasal bir zorunluluktur. Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa’ya aykırı olduğu tespit edilen bir yargısal kararı, mahkemeler de dahil olmak üzere hiçbir kamu otoritesi esas alamaz ve Anayasa’ya aykırılığı sabit olan bir karara hukuken geçerlilik tanınamaz. Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararları, bağlayıcı nitelikte olup gereğinin yapılması konusunda ilgili otoritelere takdir alanı bırakmaz. (…) Hem mahkemeler hem de ihlal sonucunun oluşmasına yol açan ya da ihlalin giderilmesi sürecinde etkin durumda olan diğer kamu otoriteleri, ihlal kararının gereğini yerine getirmek, ihlali gidermek ve ihlalin sürmesini önlemekle yükümlüdür.
Bu bağlamda yasama organının, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun 25/10/2023 tarihinde belirlediği ihlalin giderim sürecinin bir parçası olduğu açıktır ve bu karar yasama organı açısından da bağlayıcıdır. Nitekim Anayasa Mahkemesi, Hatay Milletvekili Şerafettin Can ATALAY’ın ikinci başvurusu üzerine verdiği ihlal kararının gereği olarak, kararın bir örneğinin bilgi için Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmesine hükmetmiştir (Şerafettin Can Atalay (3), § 78).”
Siz, bu raporun mimarı ve Meclis’in başkanı olarak, herhangi bir yargı karmaşasına girmeden, yalnızca bir idari işlemle Can Atalay’ı milletvekili kütüğüne yeniden kaydedebilirsiniz. Raporunuzda önerdiğiniz “idari engellerin kaldırılması” ilkesini, kendi yetki alanınızda hayata geçirmek için daha neyi bekliyorsunuz?
Mimarın kendi çizdiği kapıdan geçememesi
Durumunuz, görkemli bir saray inşa eden ama kapısını kilitleyip anahtarı cebinde unutan bir mimara benziyor.
Saray: Hazırladığınız ve “hukukun üstünlüğü” vaat eden o rapordur.
Kapı: AYM kararlarının uygulanmasıdır.
Anahtar: Sizin elinizdeki idari yetkidir.
Halka “Hukuk güvenliği bu kapıdan sağlanacak” derken, kapının önündeki kilidi bizzat siz açmazsanız, o saray yalnızca kâğıt üzerinde bir çizim olarak kalır. Mimarı olduğu binaya giremeyen bir irade, topluma nasıl rehberlik edebilir?
Sözünüzün rehin kalmasına izin vermeyin
Can Atalay’ın tahliye edilip edilmemesi tartışmasını yargı organları kendi labirentlerinde sürdürsün. Sizin göreviniz taraf olmak değil, temsil ettiğiniz kurumun iradesine ve imza attığınız rapora sahip çıkmaktır.
Bu nedenle, başka hiçbir prosedüre ya da karara ihtiyaç olmadan basit bir idari işlemle, atacağınız tek imza ile Anayasa Mahkemesi kararını yerine getirebilir ve Can Atalay’ı hemen bugün milletvekili kütüğüne kaydedebilirsiniz.
Böylece, kamuoyuna duyurduğunuz rapordaki “Anayasa Mahkemesi kararlarına eksiksiz uyumun sağlanması çerçevesinde, idari işlemlerden kaynaklanan engellerin kaldırılması önerinizi” ilk önce siz hayata geçirmiş olursunuz.
İlk adımı siz atın: Kendi raporunuzda topluma önerdiğiniz reçeteyi, önce kendi masanızda uygulayın. AYM kararını derhal yerine getirin; Can Atalay’ı milletvekili kütüğüne kaydedin.
Çünkü hukuk, söylendiğinde değil, uygulandığında gerçektir.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



