
Parklarda fotoğraf çektirmeyi bırakan sakuralar, sabah yağan karla birlikte çam ağaçlarının silik görüntüsünü oluşturuyor.
Gündoğumunda beliren beklenmedik hava, bahçedeki izlenimlere yansıdığı gibi, insanların gözlerine de iyi geliyor.
O sabah, sıradan bir havanın sandıklardaki yansıması için mezun olduğum “Ankara Tıp Fakültesi Morfoloji” binasına gitmek üzere hazırlık yapıyorum.
Biz öğrenciyken, kısaca “Morfo” dediğimiz bu binaya her gidişimde anıların dalgaları zihnimin kıyılarına vuruyor.
Anılar, Calvino’nun Görünmez Kentler’indeki kelimelerle buluşarak belleğimin derinliklerinde şekilleniyor.
“Herkesin tanıdığı kişileri yeniden bulduğu kent… demek ben de ölüyüm” (Calvino)
O gün, tanıdıklarımı yeniden bulacağımı biliyorum.
Eğer bir bina veya şehir, insanın hayatına dahil olmuşsa, yalnızca fiziksel bir varlık olarak kalamaz.
Her köşesinden anılar fışkırabilir, beklenmedik hayaletler gülümseyebilir; hiç unutamadığınız yaşanmışlıklar, örümcek ağlarıyla kaplanmış köşelerden sarkabilir.
Önemli gördüğünüz şeylerin aslında ne kadar önemsiz olduğunu, önemsiz sandıklarınızın ise sizi nasıl etkilediğini fark edersiniz.
12 Nisan’da, o binayı anıların eşliğinde gezerken, bahçede “Ankara Tabip Odası” seçimleri için sergi alanları kurulmuş durumda.
O sabah, alışılmadık bir kalabalık gözlemleniyor.
Ancak bu kalabalık, hekimlerin geleceğini şekillendirecek bir demokrasi şöleni için toplanmamış.
Daha çok tanıdık bir havanın etkisiyle oluşan bir kitle hareketi olarak karşımıza çıkıyor.
Bu tanıdık hava, ülkedeki en önemli demokratik sivil kuruluşu dışlayarak, hekimlerin emeğine, sözlerine ve geleceklerine yönelik haksızlıklara karşı öfkeyi yatıştırmaya çalışıyor.
Seçime katılan üç listeden ikisi, benim de yer aldığım, dinamik ve gençleşen “Çağdaş Hekimler” hareketini hedef alarak kampanya yürütüyor.
Hekimlik yemini ve toplum yararına yapılan her şeyi yok sayarak, “bunlar öcü, bölücü” diyerek, “sizi onlardan kurtaracağız” diyenlerin listelerinde de modern, demokrat insanlar bulunuyor.
Görülüyor ki, hekimlikten ve meslek odasından daha önemli olan motivasyon, boynumuzdaki ipin ilmeğini çekmek.
Bu şekilde yeni bir iktidar ilişkisi kurmak veya mevcut iktidarın parçası haline gelmek hedefleniyor.
“Anlatıyı yönlendiren ses değil, kulaktır.” (Calvino)
Elbette, “yarı protest, yarı düzene hizmet” içerikli eklektik bir uzlaşma, daha çok bir dinleyici kitlesi oluşturuyor.
Her mahalle kendi surlarını yükselttiği için, tanıdık “hassasiyetler” mitleri seçim çalışmalarında kullanıldığında, bu hassasiyetlerin nasıl körleştirdiğine tanıklık ediyorum.
Sabahın erken saatlerinde, ya nöbetlerinden çıkmış ya da nöbete gidecek olan genç hekimler gelmeye başlıyor.
Bazıları bebek arabalarıyla geliyor.
Bir masanın etrafında, uzun listelerle karşısında oturan iki kadın var.
Önce “onlara görünerek” listede işaretleniyor, ardından sandıklara geçiyorlar.
Gün ortasında, henüz listelerde işaretlenmemiş olanlar telefonla aranıyor.
Bir önceki gün yapılan ve “listelerin” sözcülerinin projelerini paylaştığı oda kurulunda, “Size söyleyecek bir şeyimiz yok, saygıyla selamlarız” ifadeleriyle karşılaşmıştık.
Öne çıkan başlıklar “Türk milliyetçiliği” ve “beyaz önlük” oldu.
Fakat ideoloji ve hocalığa yer bırakmayan, içimi ısıtan bir şefkatle yaşama, kendilerine ve mesleklerine nasıl yabancılaştıklarını gözlemliyorum.
Bizden ayrıldıklarını söyleyen, ama nedense bizim grubumuza bağlı kalan diğer liste, tek bir başlıkla öne çıkıyor:
“Hekim odaları her odaktan bağımsız olmalı.”
Şimdi sürdürdükleri yönetim işlevi nedeniyle “her odakla” görüşmedikleri gibi görünüyor.
Birleşme ve ortak liste umuduyla yapılan görüşmelerde, önce “saha sizi istemiyor, biz seçimi alacağız, alalım sonra buluşuruz” notunu düşerken, ardından “bir abimizin dediği gibi, iyi, güzel, sevilen insanları seçmek istiyorlar” imasında bulunduklarında, yolların tamamen ayrılması gerektiğinden emin oldum.
Zira diyalektik donmuş, tek tip bir ekip yaratmanın “ekipçiliğin” ötesine geçemeyeceği aşikardı.
Bir önceki seçimde, hâlâ ortak zemin bulduğu için onlara destek veren ekibimiz, yalnızca ötekileştirmeyen, boynumuzdaki ipi çözmeye yardımcı olan, yöntemlerde belirgin farklılıklar gösteren bu ekibin amacının yalnızca seçim kazanmak değil, kendilerini, emeklerini ve sözlerini de silmek olduğunu anladı.
Artık herkese farklı bir şeyi tatlı bir dille anlatıyorlardı.
Hemen arkamda broşürlerini dağıtan biri, bizi yakın bulan ama aynı adla iki liste olduğu için kafası karışan birine “Asıl Çağdaş Hekim biziz” derken, biraz sonra “hangisi o bölücüler” diye sorana “bizim onlarla ilgimiz yok” diyebiliyordu.
O gün, öğlene doğru, telefon görüşmeleriyle hakkımızda dönen söylentilerin güzel bir şekilde izah edildiği akademideki hocalar gelmeye başladı.
Kendimi, hekimlik sanatıyla ilgili, onlardan çok şey öğrendiğimi düşünürken buldum ve fırtınasından zor kurtulduğum bir denizin yalnızca sakin zamanlarını hatırlayarak belleğimden hızla uzaklaştım.
Fakülte yıllarımda, omuzlarında siyah pelerinleriyle geçtikleri yerleri titreten, haşmetleriyle hem korku hem de hayranlık uyandıran hocalar, belki de ilk kez oda seçimlerine katılıyorlardı.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



