Ankara Tabip Odası’ndan Sağlık Özelleştirmelerine Tepki

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Ankara Tabip Odası’ndan Sağlık Özelleştirmelerine Tepki

(ANKARA) – Ankara Tabip Odası, Cumhurbaşkanlığı Kararı ile sağlık alanı ve tesislerinin özelleştirilmesine karşı çıkarak, “Azalan kamu payı ve artan borç yükü karşısında, sağlık tesislerinin satışı değil, kamusal sağlık yatırımlarının güçlendirilmesi bir zorunluluktur” ifadesini dile getirdi.

Ankara Tabip Odası, Cumhurbaşkanlığı Kararı doğrultusunda 32 ildeki toplam 71 sağlık tesisi ve alanının özelleştirilmesini protesto etmek amacıyla Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Ek Hizmet Binası önünde bir basın toplantısı düzenledi. Açıklamayı, Ankara Tabip Odası Genel Sekreteri Zafer Çelik gerçekleştirdi.

Açıklamada, Türkiye sağlık sisteminin geçirdiği yapısal dönüşümün “Sağlıkta Dönüşüm Programı” ile birlikte kamu hakkı olmaktan çıkıp sermaye odaklı bir piyasa modeline dönüştüğü vurgulandı. Bu değişimin, kamu kaynaklarının sistematik biçimde özel sektöre aktarılması, devlet hastanelerinin işlevsiz hale getirilerek tasfiye edilmesi ve sağlık hizmetlerinin ticarileşmesi üzerine kurulu olduğu ifade edildi.

“SON 2 YILDA ÖZEL SEKTÖR KAMUYA ORANLA 2 KATTAN FAZLA BÜYÜDÜ”

Sağlık sisteminde sıkça dile getirilen “sağlıkta şiddet”, “randevu krizi”, “koruyucu hizmetlerin yetersizliği” ve “bütçedeki devasa şehir hastaneleri kara deliği” gibi yapısal sorunların, uygulanan politikaların doğrudan bir sonucu olduğu belirtildi. Açıklamada, şöyle denildi:

“Siyasi iktidarın kalite ve modernizasyon söylemleriyle sunduğu bu tabloyu, veriler ve somut olgular ışığında incelediğimizde, sağlıkta özelleştirmenin yarattığı tahribat daha net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. 2002 yılında Türkiye’de 774 kamu hastanesi, 50 üniversite hastanesi ve 271 özel hastane varken; 2024 yılı itibarıyla kamu hastanesi sayısı 941’e, üniversite hastanesi 69’a, özel hastane sayısı ise 552’ye ulaşmıştır. Son 20 yılda özel sektör, kamuya oranla 2 katın üzerinde bir büyüme göstererek sektörün yaklaşık üçte ikisini kontrol eder hale gelmiştir. Özel sağlık sermayesi, doğrudan kamu destekleriyle beslenmektedir. 2023-2025 döneminde özel sektör için 830 teşvik belgesi düzenlenmiş, proje başına sabit sermaye tutarı ortalama 40-60 milyon lira seviyesine ulaşmıştır.”

Şehir hastanelerine her gün 479 milyon lira kullanım bedeli ödendiği belirtilerek, sağlık sistemindeki en büyük sıkıntılardan birinin finansman akışındaki adaletsizlik olduğuna dikkat çekildi. Kamu kaynaklarının özel sektörü destekleyen bir yapıya dönüştüğü ifade edildi.

Açıklamada, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun 2024 yılında devlet ikinci basamak hastanelerine hasta başına 282 lira ödeme yaptığı, özel hastanelere ise 801 TL ödediği kaydedildi. “2012’den bu yana devlet hastanelerine yapılan ödemeler 4,7 kat artarken, özel hastanelere yapılan ödemelerin 9,4 kat artması, sağlığın nasıl kamu kaynaklarıyla piyasalaştırıldığını göstermektedir” denildi.

2025 yılında öngörülen bütçe aşılarak şehir hastanelerine 111,1 milyar lira ödendiği, 2026 yılının ilk dört ayında bütçeden 57,5 milyar lira çıktığı aktarıldı. Bu durum, 2026 yılında şehir hastanelerine her gün en az 479 milyon lira kullanım ve hizmet bedeli ödendiği anlamına geliyor.

“ÖZELLEŞTİRMELER, HALK SAĞLIĞINI PİYASANIN İNSAFINA TERK EDİYOR”

Açıklamada, özellikle Ankara’daki şehir hastaneleri projelerinin, köklü kamu hastanelerini kapatarak ya da atıl hale getirerek hem erişilebilir ve nitelikli hizmet sunumunu hem de bütçeyi “adeta yuttuğu” savunuldu. Şöyle denildi:

“Sağlıkta Dönüşüm Programı ile başlayan bu süreç, bugün sağlık tesislerinin doğrudan satışa çıkarılmasıyla nihai aşamasına ulaşmıştır. Kamu kaynaklarının holdingleşmiş özel sağlık sermayesine aktarıldığı, hastaların hizmete erişmek için her geçen gün daha fazla ‘katkı payı’ ödediği bu model sürdürülebilirliğini yitirmiştir. Şehir hastanelerine günlük 390 milyon lira ödenirken, Sağlık Bakanlığı’nın 2026 yılı bütçesinin yalnızca yüzde 27,54’üne karşılık gelen 406 milyar 255 milyon lira koruyucu sağlık hizmetleri için ayrılmıştır. Bakanlık bütçesinden sağlık emekçilerine ödenecek maaş ve SGK devlet primi giderleri çıkartıldıktan sonra, koruyucu sağlık hizmetleri programı için kişi başına yalnızca 2 bin 476,9 lira ayrılmaktadır.

Kamusal sağlık sisteminin ve halk sağlığının tasfiyesi anlamına gelen bu özelleştirme hamleleri, toplum sağlığını piyasanın insafına terk etmekte ve sağlığı bir hak olmaktan çıkartıp kar nesnesine dönüştürmektedir. Azalan kamu payı ve artan borç yükü karşısında, sağlık tesislerinin satışı değil, kamusal sağlık yatırımlarının güçlendirilmesi bir zorunluluktur.”

“AKP İKTİDARI, MİRASYEDİ EVLAT GİBİ DAVRANMAKTADIR”

Açıklamanın ardından Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Alpay Azap, çok sayıda taşınmaz, arsa ve binanın satışa çıkarıldığını belirtti. “Bunların önemli bir kısmı aktif olarak sağlık kurumu ya da bakanlığın idari birimi olarak, Aile Sağlığı Merkezi olarak kullanımda. Buradan elde edilecek gelirle Sağlık Bakanlığı’nın sağlık yatırımı yapacağı söyleniyor. Bunun garipliği şurada: Diyorlar ki, ‘Hastaneleri satıyoruz çünkü hastane yapacağız’. Sattıkları yerler genellikle o illerde halkın en kolay ulaştığı, hizmet alabildiği alanlar. Şehir hastaneleri gibi şehrin dışına daha büyük hastaneler yaparak, şehir içindeki bu alanları tamamen özel sektöre terk etme planıdır. AKP iktidarı ne yazık ki mirasyedi evlat gibi davranmaktadır. Bu milletin 100 yılda biriktirdiklerini mirasyedi evlat edasıyla satıp, savmaktadır. Biz sağlık çalışanları olarak buna izin vermeyeceğiz” şeklinde konuştu.

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın