
“Hepimiz aynı gökyüzünün altında yaşadık, ama hepimizin ufku aynı değildi.”
Bu sözler, Alman devlet adamı Konrad Adenauer’e aittir.
Ankara’da temmuz ayında gerçekleştirilecek NATO Zirvesi’nin hazırlıkları incelendiğinde, Türkiye’nin müttefikleriyle yaşadığı bakış açısı farklılıkları bu ifadeyi hatırlatıyor.
Amerika Birleşik Devletleri, ufka baktığında tehdit olarak Çin’i önceliklendirirken, Avrupa’nın büyük bir kısmı sadece Rusya’yı tehdit olarak görüyor. Türkiye ise 360 derece bir perspektifle sadece kuzeyindeki Rusya’yı değil, güneyindeki istikrarsızlıkları ve tehditleri de dikkate alıyor.
Bu bakış açısı farklılığı, hem davetli listesinin belirlenmesinde hem de Ankara Zirvesi’nin ruhunu yansıtacak “motto” seçiminde kendini hissettiriyor.
Ankara Zirvesi’nin önemi nedir?
NATO’nun Avrupalı müttefikleri ve Genel Sekreter Mark Rutte için Ankara Zirvesi, NATO’nun “Avrupalılaştığı” ve Avrupa kanadının öne çıkacağı bir dönüm noktası olmalıdır. Bu nedenle Rutte, “NATO’da daha güçlü Avrupa” mottosunu benimsemiştir. Türkiye’nin tercih ettiği motto ise “Daha yetenekli NATO”dur.
Türkiye, yalnızca Avrupa odaklı bir yaklaşım sergilemekle kalmayıp, daha geniş bir perspektiften durumu değerlendirmek istiyor.
ABD, Avrupa’nın daha fazla sorumluluk almasını talep ederken, Avrupa da zorda kaldığında her zaman ABD’ye güvenemeyeceğinin farkına varmıştır.
Türkiye’nin, Ankara Zirvesi’nin NATO’nun “Avrupa” ayağının ön plana çıkacağı bir dönüm noktası olmasına itirazı yoktur.
Ancak Türkiye, Rusya’nın tek tehdit olarak görülmesine ve zirvenin odak noktasının yalnızca “Avrupa” ayağıyla sınırlanmasına karşı çıkmaktadır.
Ankara’nın bakış açısını özetlemek gerekirse:
“NATO’nun gücü ve caydırıcılığı, çevre bölgelerdeki gelişmelerden bağımsız düşünülemez. Komşu bölgeler istikrarsız olduğu sürece, NATO’nun gücü olumsuz etkilenecektir.”
(Somut bir örnek vermek gerekirse; Hürmüz Boğazı kapalı kaldığında, müttefiklerin uçaklarına jet yakıtı temin edilemediği bir senaryoda NATO’nun caydırıcılığı ve savunma kapasitesi ciddi şekilde sorgulanabilir.)
“Güneyde olan güneyde kalmaz”
Bu durumu en öz şekilde ifade eden isimlerden biri, Büyükelçi Mehmet Burçin Gönenli, geçtiğimiz hafta İstanbul Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşmada, Orta Doğu’daki son gelişmelerin “bir kez daha güneyde olanın güneyde kalmadığını” hatırlattığını dile getirdi.
Türkiye, bu bakış açısına uygun olarak Orta Doğu ülkelerinden güçlü bir katılım sağlanması gerektiğini savunuyor.
Hatırlatmak gerekir ki, Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı’nı üstlenen Kıbrıs Rum Kesimi, geçtiğimiz ay adada düzenlediği zirvede AB liderlerini Suriye, Mısır, Ürdün ve Lübnan liderleriyle bir araya getirmiştir.
Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el Şara da Güney Kıbrıs’taki AB Liderler Zirvesi’ndeydi
Görünüşe göre Türkiye, bu durumu dengelemek adına Ankara’da Orta Doğu’dan üst düzey bir katılım bekliyor.
Henüz doğrulanmamış olsa da, Suriye, Irak ve Suudi liderlerle ilgili gayriresmî bir nabız yoklaması yapıldığı düşünülmektedir. Bu girişim istenilen sonucu vermediği için Ankara, 2004 yılında Türkiye’de gerçekleştirilen zirvede oluşturulan İstanbul İşbirliği Girişimi ülkelerini davet etmek istiyor. Bu girişime üye olan Katar, Kuveyt, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin, daha önce NATO zirvelerine katıldıkları hatırlanmaktadır.
Diğer yandan, Çin’le ilgili artan tehdit algısı nedeniyle NATO’nun Hint Pasifik ortakları olarak bilinen Avustralya, Japonya, Güney Kore ve Yeni Zelanda, 2022’den itibaren her zirveye davet edilmektedir.
Şu anda, Genel Sekreterlik ile ev sahibi ülke arasında hangi düzeyde kimlerin hangi yemeğe katılacağı konusundaki görüşmeler sürmektedir.
Genel Sekreter Rutte ve Avrupa ülkeleri, Orta Doğu’dan katılıma mesafeli durmaktadır. Odak noktasının Avrupa olarak kalmasını savunuyorlar. Ancak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile iyi bir diyaloğa sahip olan Rutte, herkesin memnun kalacağı bir orta yol bulmayı başaracaktır.
Örneğin, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Beştepe’de Dışişleri Bakanlarının akşam yemeğine katılacak. Ancak Zelenski’nin “çocukların masasına” gönderilmesini önlemek için, devlet ve hükümet başkanlarının katılacağı resmi yemekten önce düzenlenecek “NATO sosyal” buluşmasına katılması sağlanacak ve böylece NATO liderleriyle poz vermesi mümkün olacaktır.
Estonya’ya 4 adet F-16 konuşlandırılacak
Bu arada, Türkiye konjonktür nedeniyle Orta Doğu krizini NATO gündemine taşımaya çalışsa da, bu durum Rusya “meselesini” göz ardı ettiği anlamına gelmiyor.
Birçok NATO üyesi, Türkiye’nin Rusya ile olan diyalogunu ikircikli bulmaktadır. Oysaki Türkiye, pek çok NATO ülkesinden daha fazla Rusya’ya karşı oluşturulan NATO mekanizmalarına katkıda bulunmaktadır.
Büyükelçi Gönenli, Konrad Adenauer Vakfı ile Başkent Üniversitesi’nin düzenlediği İstanbul Güvenlik Konferansı’ndaki konuşmasında Türkiye’nin katkılarına özellikle vurgu yaptı. “Diplomasi ve caydırıcılık birbiriyle çelişen kavramlar değildir,” diyerek, diyalog ve angajmana önem verse de Türkiye’nin çevresindeki risk ve tehditler konusunda yanılsama içinde olmadığını, barışın ancak inandırıcı bir caydırıcılık ve savunma kapasitesiyle sürdürülebilir olduğunu belirtti.
Bu kapsamda Türkiye’nin katkılarını ise şöyle sıraladı:
– Türkiye, NATO görev ve operasyonlarına en kapsamlı katkıyı sağlayan ilk üç müttefik arasında yer alıyor.
– Türkiye, Balkanlar’da bu yılın ekim ayına kadar KFOR’un (Kosova Force – Kosova’da güvenliği sağlamakla görevli NATO önderliğinde çok ulus
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



