
GÜNLÜĞÜMÜN SAYFALARI ARASINDAN – 16
Gece vakti günlüğümün sayfaları arasında, yaşlı hatıralarla doluyorum…
Ankara, 11 Eylül 1980
Ankara’nın o güzel sonbahar günlerinden biri.
Ilık ve güneşli bir hava, insana yaşama sevinci aşılayabilecek kadar güzel.
Ama içimde, son aylarda bir türlü kurtulamadığım kocaman bir sıkıntı var…
Başkentin merkezinde Kızılay’da, güpegündüz asılan bombalı pankartlar…
Sağda solda patlama sesleri…
Kulislerde, “Ordu el koyuyormuş” söylentileri doruk noktasına ulaşmış durumda…
Ne olup bitiyordu?
Günümüz bu sorunun cevabını aramakla geçecekti.
Parlamento koridorlarında tedirgin sorular genellikle bu konu etrafında dönüyordu.
Telefonlarımız çalmaya başlamıştı bile:
“Haberlerin aslı var mı, ordu el koyuyormuş…”
Sabah büroda gazeteleri şöyle bir göz ucuyla karıştırdım.
Artık alıştığımız, can sıkıcı haberlerle doluydu hepsi.
Bir gün öncesinin dehşet tablosu Cumhuriyet’in tepesinde çift sütuna özetlenmişti:
“Ankara’da kurşuna dizilen 2’si kardeş 4,
Fatsa’da 3,
Malatya’da 2
olmak üzere
yurtta 17 kişi öldürüldü…”
Haberin iki küçük spotu da dikkat çekiciydi:
“İstanbul’da Tekel’in satış kamyonu soyuldu…
Siirt’in bir köyünde yiyecek çuvalları içine gizlenen bomba patladı,
5 kişi öldü…”
Devam sayfasında yer alan kısa bir haberin başlığı dikkatimi çekti:
“TBMM dün de toplanamadı…”
Bugün de farklı olmayacak diye düşündüm.
Nitekim olmadı da.
Her gün olduğu gibi öğleden sonra bir ara yine Meclis’e uğradım.
Meclis Başkanı Cahit Karakaş, alışılmış ses tonuyla, son aylardaki klasik cümlesini kürsüden yineledi:
“Yapılan oylama sonunda salonda çoğunluğumuz yoktur. Bu sebeple cumhurbaşkanlığı seçim turuna devam etmek için 12 Eylül 1980 Cuma günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.”
Cumhurbaşkanlığı seçiminde 115. tura geçilemiyordu böylece…
Üstündağ arıyor
Politika kulislerinin puslu havası akşamüstüne doğru iyice koyulaştı.
Büroda telefonum çaldı, CHP Genel Sekreteri Mustafa Üstündağ arıyordu:
“Cemal Bey” dedi her zamanki nazik üslubuyla,
“bir gariplik var havada. Duydunuz mu, bir şeyler olacakmış bu gece…
Ordu el koyacak diye söylentiler dolaşıyor ortalıkta…”
“Ben de duydum, ama bilemiyorum” dedim.
Cüneyt Arcayürek’i aradım, o da şöyle söyledi:
“Öğle saatlerinden beri komutanlar yeni bir uyarı mektubu verdi diye birtakım söylentiler var…”
Akşama doğru bürodan çıktım.
Yalçın Doğan’a gittim.
Sağa sola telefon ettik ama pek dişe dokunur bir şey çıkaramadık.
Cüneyt’i aradım yeniden:
“Baba, ne var ne yok?”
“Vallahi yok bir şey. Fakat eve gelirken etrafı şöyle bir kolaçan et, Genelkurmay’ın, TRT’nin önünden geçiver arabayla.
Bakalım bir hareket var mı…
Eve gelince de bir telefon salla bana.”
Arcayürek, Çankaya’daki Basın Sitesi’nde kapı komşumdu.
12 Eylül günleri…
Tank sesleri…
Gece yarısını geçiyordu Yalçın’dan çıktığımda.
Cuma, 12 Eylül 1980.
Saat 01.10.
TRT’nin önünde bir olağanüstülük yoktu.
Atatürk Bulvarı’nda Akay kavşağına gelince sola saptık.
Bir yanda Türkiye Büyük Millet Meclisi, öbür yanda Jandarma Genel Komutanlığı ile İçişleri Bakanlığı.
Sadece nöbetçiler var.
Hava ve Deniz Kuvvetleri komutanlıklarının bulunduğu binalarda da durum sakin…
Millî Müdafaa Caddesi’ne kıvrılıyoruz.
Genelkurmay Başkanlığı: Işıklar yanmıyor…
Devlet Planlama Teşkilatı ve Ticaret Bakanlığı’nı geçip Çankaya’ya doğru Atatürk Bulvarı’na sapıyoruz.
Ankara, ılık bir sonbahar gecesi yaşıyor; her taraf tam bir sessizlik içinde.
Bulvarda jandarmalar ikişer ikişer bir aşağı bir yukarı yürümekteler.
Sıkıyönetimin ilanından beri alışık olduğumuz bir görüntü…
Eve gelir gelmez Arcayürek’i aradım:
“Baba, ne Genelkurmay’ın ışıkları yanıyor ne de TRT’nin önünde tanklar var” dedim ve hemen yattım.
Çok geçmedi, başucumdaki telefonun çınlamasıyla sıçradım.
Saat 02.15.
Cüneyt, “Hasan, kalk kalk! Sesleri duyuyor musun?”
“Ne sesi yahu, dalga mı geçiyorsun gecenin bu saatinde” dedim. Arcayürek sesini yükseltti:
“Tank sesi oğlum, tank sesi.
Pencereye yaklaş da kulağını aç biraz!”
Gerçekten tank sesiydi bunlar; gecenin sessizliğini yırtan…
Tank paletlerinin asfaltla buluştuğu yerden çıkan, gıcır gıcır, kulak tırmalayıcı sesler…
Çankaya’ya tırmanıyor, Oran’a doğru kıvrılıyorlardı…
Apar topar giyinip Cüneyt’in Volkswagen’ına atladık.
Bayağı heyecanlıydık ikimiz de.
Cinnah Caddesi’nden aşağı, Atatürk Bulvarı’na iniyoruz çevreyi gözleyerek.
Kuğulu Park kavşağında durdurulduk.
Bir jandarma eri:
“Evinize gidin, sokağa çıkmak yasak!”
Ne oluyor?
Yola devam.
Ve işte, TRT’nin önünde bir tank var…
Ankara Oteli.
Solumuzda TBMM.
Meclis’le Jandarma Komutanlığı’nın arasında da tanklar…
Sessizlik…
Akay kavşa
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



