Annelerin Acı Hikayeleri: Değersizleştirilen Hayatlar

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Annelerin Acı Hikayeleri: Değersizleştirilen Hayatlar

Anneler öldürülebilir: Kadın cinayetleri bu gerçeği gözler önüne seriyor.

Anneler yanabilir: Atölyelerde çalışan işçi kadınların yaşadığı trajedilere dikkat çekmek gerekiyor.

Anneler, kamyon kasasında istiflenirken “kaza” sonucu bazen çocuklarıyla birlikte hayatlarını kaybedebilir: Mevsimlik tarım işçisi kadınların durumu bunun bir örneği.

Anneler, ömür boyu evlat acısı çekebilir: “Şehit anneleri” veya “ölü ele geçirilen çocukların anneleri” bu acının sembolleridir.

Anneler, bir enkazı eşeleyerek evlatlarından bir iz arayabilir: Çürük iktidarların çürük kentlerinde bu durum sıkça yaşanır.

Anneler, çocuklarının açlığıyla kahrolabilir: Yoksulluk, birçok annenin yaşadığı derin bir yaradır.

Anneler, sabah okula gönderdiği evladının cesedini alabilir: Okul katliamları ve çocuk cinayetleri bu acı gerçeği ortaya koyuyor.

Anneler, çocuklarının geleceğinin olmamasıyla derin bir acı yaşayabilir: Eğitimdeki fırsat eşitsizlikleri ve işsizlik, bu durumu daha da zorlaştırır.

Anneler, çocuklarının, özellikle kızlarının hayatlarının kararmasıyla gözyaşı dökebilir: Mutsuz evlilikler ve evlilik içi şiddet bu acının sebeplerindendir.

Anneler, travmalarını, mutsuzluklarını, umutsuzluklarını ve pişmanlıklarını bir ömür boyu taşımak zorunda kalabilir: Aile içi şiddet ve erkek despotluğu bu durumu pekiştiriyor.

Anneler, çocuklarının önüne bir ekmek koyabilmek için çırpınabilir: Eşitsiz ve düşük ücretlerle çalışan, güvencesiz anneler bu mücadeleyi verir.

Anneler, ömürlerinin son yıllarını üç kuruş gelirle, ödeyemedikleri kiralarla, başlarını sokacak bir ev bulamadan geçirebilir: Emekliler ve ne yapacağını bilemeyen anneler bu durumu yaşıyor.

Anneler, topraklarını, köylerini ve doğal kaynaklarını yağmacı sermayeden korumak için mücadele ederken, süründürülebilir ve gazlanabilir: Akbelen ve benzeri alanlardaki kadınlar bu durumu gözler önüne seriyor.

Anneler, devletin kayıp evlatlarının kemiklerini bulabilmek için yıllarca nöbet tutabilir: Cumartesi Anneleri bu acı gerçeğin somut örneğidir.

Aile Bakanı’nın ifadesiyle, bu durumlarda “annelik değersizleştirilen bir kavram olmaz.” Ancak değersizleşmiş hayatlar bir sorun olarak görülmez, dert edilmez, “akışına” bırakılır. Bazen bu akış, “kan akışı”na bile dönüşebilir!

Öte yandan, birçok kadın (ve erkek) bir hayvana “annelik” ediyorsa ve bu durum reklama da konu oluyorsa, “kavram değersizleşir.” İnsan hayatı, kadın hayatı, çocuk hayatı ve annelik çileleri değersizleştiğinde sorun yokmuş gibi görünmektedir.

Hatta bu durumun önemi bile yok. Reklamda “annelik kavramını değersizleştiriyor” diye yayından kaldırılan şirket, kademeli olarak 1400 işçiyi işten çıkarma kararı almışsa, bu bile “kavramı değersizleştirmez!”

Bu “kavram” anlayışı, yaşamı zehirlemekte, kadınların ve çocukların acılarına göz yummakta. Annelerin, evlatlarının ölüsüne sarılmalarını, bir akıbetten kalan bir kemiği bulmak için dua etmelerini, kısacası hayatta kalma mücadelesinde karşılaştıkları zorlukları görmezden gelmektedir.

İktidarın “kavram hükümdarları”na bir tavsiye: Çocuklara verilen hayvan isimlerini yasaklayın. Ceylan, Maral, Arslan, Aslan gibi isimler ne anlama geliyor ki?

Gerçekte anneleri, kadınları, çocukları, çalışanları ve yaşlıları düşündüğünüz söylenemez. Bu sevgisizliğin bir tezahürü de hayvan nefreti olarak karşımıza çıkıyor. Ama “kavram” anlayışınız oldukça mükemmel.

“Tam bir anne hikâyesi”nin birçok acı dolu çeşidi, bu anlayışın bir sonucudur. Kavramınızla ne kadar övünseniz de, bir o kadar değersizleştirmişsiniz!

Not: Hayatımda önemli yeri olan dört anneye, başta rahmetli anneme, ardından anne yarısı teyzeme, rahmetli anneanneme ve çocuklarımın annesine saygıyla… Tüm annelere, sevgi ve şefkatini ne çocuklardan ne diğer canlılardan esirgeyenlere sevgiyle… Bu “kavram bekçileri”ne inat, toprak altındakine de hayattakine de huzur dileyerek!

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın