
“Anneye en büyük psikolojik baskı, ona annelik statüsü vermemek; düşüncelerini basit ve anlamsız kabul etmektir”
Adem Güneş
Pedagojik Danışman Adem Güneş’in bu sözü, Türk Dil Kurumu sözlüğünde “Anne olma durumu veya niteliği; analık, validelik” şeklinde tanımlanan annelik kavramının yanına yerleşiyor. Ancak gerçek yaşam, sözlük tanımlarından çok daha karmaşık ve annelik, tek bir kalıba sığamayacak kadar derin ve kişisel bir deneyimdir.
Herkesin bildiği üzere, Bosch Türkiye’nin 2026 Anneler Günü reklamı, evcil hayvan sahipliği ile annelik kavramını eşit düzlemde ele aldığı gerekçesiyle yayından kaldırıldı. Ülkenin diğer meseleleri bir kenara bırakılmış gibi, iki gündür kime “anne” denip denmeyeceği tartışılıyor. Ironik bir şekilde, bu tartışmanın en çok Bosch’a yaradığı gözlemleniyor. Anne-evlat bağının ticari amaçlarla sembolleştirilmesinin “değer erozyonuna yol açtığını” düşünenler sayesinde, Bosch Türkiye, yüz yıllık reklam bütçesini bir kerede harcasa, medyada bu kadar dikkat çekici olamazdı.

Benim çocukluğum, köpekli bir evde geçti. En yakın arkadaşlarım Kontes ve Bıdık’tı. Onlarla oyunlar oynar, birlikte yüzme, koşma ve eğlence dolu anlar yaşardım. Hayatımın ilk sorumluluğu, onların mamalarını ve sularını sağlamak oldu. Bir canlının bakımını üstlenmenin, küçük yaşta insana şefkati, empatiyi ve sorumluluğu öğretmeye başladığını o zamanlar fark ettim. Çocuklarım Defne ve Ege’nin de benzer bir deneyim yaşamaları ve tüm canlılara sevgiyle yaklaşmayı öğrenebilmeleri için, 5 yaşındayken dört ayaklı dostumuz Mişka’yı sahiplendik.
Mişka, bize sadece sorumluluk almayı değil; koşulsuz sevgi ve sadakati de öğretti. Zor zamanlarımda, tasmasını kucağıma atarak beni yürüyüşe çıkardı. Keyfim kaçtığında, yanıma sokulup yüzümü öpücüklerle doldurdu. Çocukların ödevlerini bitirmesini beklerken başlarında sabırla durdu. Sadece benim çocuklarıma değil, mahalledeki tüm çocuklara harika bir oyun arkadaşı oldu. Prenses Defne’nin atı olmuşken bile sesini çıkartmadı. “Nerede bakayım benim çocuklarım, sarılsınlar bir anneye…” dediğimde, poposunu devire devire önce o koştu. Defne ve Ege yanımdayken, kafasıyla ittirerek aramıza girmeye çalıştı. Her zaman kucağımdaki en güzel yere kendisini layık gördü.
Mişka ve ben, Quarry Rock’a tırmandıktan sonra manzarasının keyfini çıkarıyoruz, 2020
Mişka’nın hayatını kaybetmeden bir ay önce gördüğüm bir rüya, onun aramızdan ayrılacağını önceden sezdirdi. Rüyamda, Mişka bir koltuk arkasından biri sarı, biri kahverengi iki labrador yavrusu getirip, yüzümüze sevgiyle bakıyor ve her birimizin yanağına birer öpücük kondurduktan sonra arkasını dönüp gitmişti. Bu rüya, Mişka’nın kardeşlerini bana emanet ettiğini düşündürdü. Kim bizim aile olmadığımızı söyleyebilirdi ki? Mişka’nın bildiği tek anne bendim, kardeşleri ise Defne ve Ege’di.
Bosch Türkiye’nin Anneler Günü reklamı etrafında başlayan tartışmalar, anneliğe dair neleri kutsadığımızı, neleri dışladığımızı ve hâlâ konuşamadığımızı gözler önüne serdi. Bu hafta, annelik tartışmasına 10 mit ve 10 gerçek üzerinden bakalım. Bir canlıya bakım veren, onu sevgiyle büyüten, sorumluluğunu üstlenen tüm annelerin Anneler Günü kutlu olsun.
Mit 1: Kadının en kutsal görevi anneliktir.
Gerçek 1: Dünyaya çocuk getirmek bir tercihtir.
Baskı ve “kutsal görev” dayatmasıyla, kendi hayatı için bambaşka hayaller kuran birinin yaşamına kimsenin müdahale etme hakkı yoktur. “Eee, evlilik ne zaman?”, “Çocuk yapmayı düşünmüyor musunuz?” gibi sorular, incitici ve haddini aşan sorgulamalardır. Anne olan kadınlar kadar, anne olmayan kadınların da tercihine saygı göstermek, eşitlikçi ve sağlıklı bir toplum olmanın temel şartlarındandır.
Mit 2: Sadece doğurmakla anne olunur.
Gerçek 2: Anne olmak, yalnızca doğurmakla değil; emek vermekle, sorumluluk almakla, korumakla ve bakım vermekle anlam kazanır.
Bir canlıyı dünyaya getirdiği halde ona bakamayan veya bakmak istemeyen birçok kadın bulunmaktadır. Eğer bu doğru olsaydı, imkânsızlık nedeniyle cami avlularına bırakılan bebekler ya da göz yumulduğu için ev içinde tacize uğrayan çocuklar olmazdı. Anneliğin sıfatı, yalnızca biyolojik bağla değil; çocuğa gösterilen ilgi ve şefkatle hak edilir. Bir çocuğu doğurmak başka, ona gerçekten annelik etmek bambaşka bir deneyimdir.
Mit 3: Dileyen her kadın çocuk sahibi olabilir.
Gerçek 3: İstediği halde çocuk sahibi olamayan birçok kadın vardır.
Kısırlık, hormonal bozukluklar ve diğer sağlık sorunları nedeniyle birçok kadın biyolojik olarak çocuk sahibi olma konusunda zorluk yaşamaktadır. Anneliği yalnızca “tercih meselesi” olarak görmek yanıltıcı ve incitici bir bakış açısıdır. Bir kadının neden çocuk sahibi olmadığını sorgulamadan önce, her hikâyenin dışarıdan görünmeyen bir tarafı olabileceğini hatırlamak önemlidir.
Mit 4: Bekâr kadınlar asla çocuk sahibi olamaz.
Gerçek 4: Bekâr bir kadın farklı yollarla çocuk sahibi olabilir.
Donör sperm, yumurta dondurma ve embriyo donasyonu gibi yöntemler sayesinde, evli olmayan kadınlar da annelik yolculuğuna adım atabilir. Türkiye’de yardımcı üreme tedavileri yalnızca evli çiftlere sunulurken, Kuzey Kıbrıs’ta bekâr kadınlara donör sperm ile tedavi gibi seçenekler sunulabilmektedir. An
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



