
Geçtiğimiz hafta, bir yanda İran’daki okul çocuklarının yaşadığı olaylar, ülkemizde öğretmen Fatma Nur Çelik’in trajik ölümü ve istismar mağduru anne ile kızının korunamayarak hayatını kaybetmesi gibi acıların yüreğimizi sardığı günler geçirdik. Diğer yanda ise, sevgili arkadaşım Nuriye Ortaylı’nın, Kırım Tatarlarının dramatik hikayesini ve geçtiğimiz yüzyılın önemli olaylarını harmanlayarak kaleme aldığı “Annem Şefika” adlı kitabını okudum. Bu eser, en zor zamanlarda bile yardıma muhtaç olanlara el uzatan, komşusuna bir tas çorba götüren ve kendisi de başkalarının yardımlarıyla hayatta kalmayı başaran bir kadının öyküsünü anlattığı için benim için ayrı bir anlam taşıdı.
İçsel kelimelerin oluşumu
Bir insan, dünyaya geldiği andan itibaren birçok şeyle dolup taşar; belki de en çok annesiyle. Zamanla, annesi bu dünyadan ayrıldığında, o çocuğun zihninde bir dalga oluşur ve kelimeler olarak belirir. Bu kelimeler, birikimlerin sonucu olarak cümlelere dönüşür ve nihayetinde bir kitap haline gelir. Bu durum, Sait Faik’in “yazmasam deli olacaktım” ifadesine benzer bir yaratıcılık sürecini ifade eder. İnsanın içinde oluşan kelimeler, yazma eylemiyle canlanır ve insan, annesini, hayatı ve kendini daha iyi anlamaya başlar. Böylece, anneden gelen döngü, çocuğunda tamamlanır.
Nuriye’ye de söylediğim gibi, bu kitap, bir kız çocuğunun gözünden yazıldığı için derin bir anneyi bilme duygusuna sahiptir. “Annem Şefika”yı bu düşüncelerle okudum ve uzun yıllardır tanıdığım Nuriye’ye daha da yakın hissettim.
İyi kitapların özellikleri
İyi kitaplar, canlı varlıklar gibi okuyucunun içine işler; kelimeler, hikayeler, yaşanan acılar ve sevinçler bir araya gelerek ortaya çıkar. Bunun için, anlatılan hayatın gerçek, evrensel ve herkesin içinde var olan bir akışa dokunması gerekir. Yazarın, anlattığı kişinin sesi olarak var olması da bu sürecin bir parçasıdır. Bu durumu, Maggie O’Farrel’in “Hamnet” romanında ve Norman Ohler’in “Harro ile Libertas” kitabında deneyimlemiştim.
“Annem Şefika”, iyi bir kitap olarak nitelendirilmeyi hak ediyor. Biyografi tarzında yazılmış olmasına rağmen, kurgusu ve edebi tat ile okunduğunda heyecan verici bir roman gibi hissediliyor. Yazar, annesinin doğaseverliğini, hayat sevgisini ve iç zenginliğini ustalıkla yansıtıyor. Umarım bu kitabı iyi bir yönetmen de okur ve sinema diline aktarır.
Stalingrad parklarındaki piyanolar
“Annem Şefika”, anne, aile, devletler ve onların etkileri, azınlık olma durumu, göç ve sürgün gibi temaları içeren çok katmanlı bir anlatı sunuyor.
Kitabın ana akışı, 10 Eylül 1917’de başlayarak, Bolşeviklerin iktidarı ele geçirdiği Ekim Devrimi’nden 10 Temmuz 2020’ye kadar uzanan bir yaşamı ele alıyor. Şefika, Kırım’dan Stalingrad’a, Nazi kamplarından Ankara’ya uzanan bir hayat süreci yaşıyor; bu süreçte insani değerlerini, merhametini ve umudunu kaybetmiyor. Bu zaman dilimi, İngiliz tarihçi Eric Hobsbawm’ın “Tuhaf Zamanlar” adlı eserinde anlattığı dönemle örtüşse de, Şefika bu yılları bizzat deneyimlemiştir.
Bu nedenle, kitap sadece bir anne hikayesi olmanın ötesinde, bir gözlemcinin anılarına dayanan bir sözlü tarih çalışmasına benziyor. Kitapta yer alan tarih bilgisi kutucukları da bu özelliği güçlendiriyor.
Ana karakterin kadın olması, kadınların hayattaki rolü, zorluklarla başa çıkma becerileri ve gündelik yaşamın idaresindeki etkileri, kitabın temel özelliklerini oluşturuyor. Şefika’nın yaşamı, Ekim Devrimi’nden başlayarak, devletlerin ve ideolojilerin yarattığı derin çatışmaları, trajedileri ve acıları ustalıkla aktarıyor. Kitap, bireylerin idealler uğruna ezilip geçilmesinin günümüzde de sürdüğünü vurguluyor.
Beni en çok etkileyen bölümlerden biri, 23 Ağustos 1942’de Alman uçaklarının Stalingrad’ı bombaladığı dönemde, insanların en değerli eşyaları olan piyanolarını korumak için parklara getirmesi ve bazen müzik çalmalarıydı. Bu durum, insanın hayatta kalma isteğini ve güzellik arayışını simgeliyor.
Şefika, ailesinin ve kendisinin yaşadığı zorluklara, eğitim hakkından mahrum kalmaya ve birçok dışlanmaya karşı dayanıklılığını sürdürerek yaşamayı başarmıştır.
Dayanıklılık ve hayal kırıklığı
Kitap, Şefika’nın Kırım’a, kendi kültürüne, diline ve ailesine derin bağlılığını, hayatta kalma tutkusunu, insanlara değer verme çabasını ve sürekli öğrenme arzusunu gözler önüne seriyor. Nuriye’nin ifadesiyle, annesi “geçmişine bağlıydı” ve Sovyetler Birliği’nin sona erdiği dönemde yaşadığı hayal kırıklığı, onun adil bakış açısını yansıtıyor.
Nuriye Ortaylı, “Annem Şefika” kitabıyla annesinin yaşamını etkileyici bir dille bizlere tanıttığı için takdiri hak ediyor.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



