
iahaber Haber Merkezi
Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, AKP dönemlerinde Milli Eğitim ve Kültür ve Turizm Bakanlığı görevini üstlenen Erkan Mumcu’nun kendisine yönelik “FETÖ” suçlamalarına cevap verdi. Arınç, “Bu hareketin arkasında, sanırım Sayın Gül ile benim yıpratılmak istenmemiz ve bazı çevrelerin kendisini kullanma çabası yatıyor olabilir. Belki de bazı maddi sebepler söz konusu. Çünkü son günlerde bazı kişilerin maddi durumlarını güçlendirmek için belli yerlere yöneldiğini çok iyi gözlemliyorum” ifadelerini kullandı.
Erkan Mumcu’nun 2007 Cumhurbaşkanlığı seçim süreciyle ilgili yaptığı açıklamalar, büyük tartışmalara neden oldu. Mumcu’nun, Abdullah Gül ve Bülent Arınç’ın FETÖ ile iş birliği yaparak dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a karşı bir kumpas kurduğu iddialarına Arınç’tan sert bir karşılık geldi.
BU HABERİ, iahaber ABONELERİNİN DE
SAĞLADIĞI KATKIYLA OKUYORSUNUZ.
iahaber’E ABONE OL,
BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞİ DESTEKLE!
ABONE OL
Zaten abone misiniz?
Üye girişi yapın
Sosyal medya üzerinden bir açıklama yapan Arınç, yaklaşık 20 yıldır Mumcu ile herhangi bir iletişiminin bulunmadığını belirtti ve “Kendisini muhatap almak istemem” dedi. Ancak Mumcu’nun kendisini ve Abdullah Gül’ü hedef alması nedeniyle bir yanıt verme ihtiyacı hissettiğini vurguladı.
Arınç, Mumcu’nun 2007 Cumhurbaşkanlığı seçim sürecine dair beyanlarının gerçeği yansıtmadığını ifade etti. Arınç, Erdoğan’ın Gül’ün adaylığı hakkında kendisiyle görüşerek “Hayırlı olsun, bizim de adayımız Abdullah Bey’dir” dediğini aktardı.
O dönemde CHP’nin 367 tartışmasının arkasında durduğunu belirten Arınç, Mumcu’nun ise Meclis’e girmeyerek Cumhurbaşkanlığı seçiminin yapılmamasında rol oynadığını öne sürdü. Mumcu’nun “Artık cumhurbaşkanını halk seçsin” söyleminin gerçeği yansıtmadığını da dile getirdi.
2007 seçimlerinde AKP’nin %47 oy alarak 341 milletvekili çıkardığını hatırlatan Arınç, MHP’nin de Meclis’e girmesiyle Gül’ün Cumhurbaşkanı seçildiğini belirtti. Mumcu’nun siyasi kariyerinin bu süreçten sonra sona erdiğini savunan Arınç, “O da yaptığı bu hareketlerin sonuçlarını siyasi hayatını sonlandırarak deneyimledi” dedi.
Arınç, Mumcu’nun sözlerini “hezeyan” olarak nitelendirerek, “Kendisine de yakıştıramıyorum” ifadesini kullandı. Mumcu’nun açıklamalarının kendisi ve Gül’ü yıpratmaya yönelik olabileceğini öne süren Arınç, bazı çevrelerin maddi sebeplerle belli yerlere yaklaşmaya çalıştığını iddia etti.
Arınç’ın sosyal medya paylaşımında şu ifadeler yer aldı:
“Erkan Mumcu’nun geçtiğimiz günlerde yaptığı bazı açıklamaları duydum. 20 yıldan beri kendisiyle bir iletişimim, bir ilişkim yok. Bu yüzden kendisini muhatap da almak istemem. Ancak bu açıklamalarda bizzat beni ve Sayın Abdullah Gül’ü hedef almasından dolayı birkaç cümle söylemek isterim. Aslına bakılırsa Sayın Şamil Tayyar onun anlayabileceği dilde birkaç tweet ile güzel bir açıklama yaptı; kendisine çok teşekkür ediyorum. Bildiğiniz gibi kendisi 2002 seçimlerinde AK Parti’den Isparta milletvekili ve hemen ardından bakan oldu. O tarihte benim Sayın Başbakandan duyduğum; Millî Eğitim Bakanlığı için Sayın Prof. Dr. Beşir Atalay’ın aday gösterildiği, fakat Sayın Sezer’in kendisini kabul etmediği yönündeydi. Sonrasında Erkan Mumcu Millî Eğitim Bakanı oldu. Anlaşılıyor ki kendisi Sayın Sezer’in de rahatlıkla kabul edebileceği biriydi. Beşir Bey Devlet Bakanı, Sayın Hüseyin Çelik de Kültür Bakanı oldular. Daha sonra Millî Eğitim Bakanlığına Hüseyin Çelik’in gelmesiyle kendisi de Kültür Bakanı oldu.
Ben o sırada kendisini bakan olarak daha yakından tanıdım. Fakat iki yıl sonra çok garip bir şekilde AK Parti’den istifa etti. Hem AK Parti’den hem de CHP’den bazı milletvekillerini dâhil etmek suretiyle Anavatan Partisine grup kurdurdu ve kendisi de genel başkan oldu. Çok şaşırmıştık; kendisine değer veren, milletvekili ve bakan yapan bir partiye karşı böyle bir harekette bulunacağını kimse beklemiyordu. O tarihte askerî vesayet zihniyeti taşıyan bazı insanların “AK Parti’ye karşı CHP’nin muhalefeti etkisiz kalıyor; Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da başbakan olmasıyla çok başarılı hizmetler yapılıyor, bunun önüne geçmek gerekir” şeklinde bir düşüncede oldukları konuşuluyordu. Bu vesayet zihniyetli kişiler bu amaçla Anavatan Partisini belki bir manivela gibi kullanmak istemişlerdi. Sonra 2007 seçimlerine yaklaşırken biz Cumhurbaşkanımızı seçmek üzere toplandık.
Açıkça söylemeliyim ki kendisi burada da çok büyük bir yalanın içerisindedir. Sayın Erdoğan; milletvekillerimiz, parti teşkilatları ve kanaat önderleriyle çok önemli istişareler yaptı. Son istişareyi benimle yapacağını söylemişti. 23 Nisan günü öğleden sonra Meclis Başkanlığı makamına geldiler. İki dost, iki arkadaş olarak bu konuyu çok detaylı konuştuk ve sonunda kendisi de “Hayırlı olsun, bizim de adayımız Abdullah Bey’dir” dedi.
Ben bununla ilgili pek çok televizyon kanalında o günü anlattım. Bu tercih hepimizin, bütün milletvekillerimizin de coşkuyla karşıladığı bir tercih oldu ve Sayın Erdoğan’ın, Sayın Gül’ün adaylığını açıkladığı konuşmasındaki samimiyeti ben bugün hâlâ hissediyorum. O tarihlerde önce “Millî Görüşçüden cumhurbaşkanı olmaz. Eşi başörtülü olan kimse cumhurbaşkanı adayı olamaz” diye karşımıza çıktılar. 27 Nisan Bildirisi yayımlandı. En büyük çareyi de Sabih Kanadoğlu’nun ortaya attığı 367 saçmalığında gördüler.
O tarihte CHP bunun arkasına sığındı. Bir taraftan da Erkan Mumcu, Meclise girmemek suretiyle Doğru Yol Partisi ile birlikte bu kumpasın içerisinde oldu. Hatta 20 kişilik grubunu bir odaya kilitlediğini ve kesinlikle oy kullanmaya gitmeyeceklerini söylediklerini ifade ettiler. Doğru Yol Partisinden Ümmet Kandoğan ve Mehmet Eraslan isimli iki değerli arkadaşımız oylamaya katıldı. CHP’den de Esat Canan Bey içeri girdi. Bunlar partilerinin aldığı karara rağmen “Biz demokrasiye katkı sağlamak istiyoruz” dediler. 361’de kaldığımız için o saçmalık gereğince Anayasa Mahkemesi “367 bulunamamıştır” diyerek bir karar verdi ve biz o kararla Cumhurbaşkanlığı seçimini yapamadık. Ama çok cesurca iki şey yaptık: Genel seçimleri 3
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



