Avrupa’nın Enerji Krizi: ABD’nin Oyunları ve Sonuçları

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Avrupa’nın Enerji Krizi: ABD’nin Oyunları ve Sonuçları

Geçtiğimiz hafta, Avrupa Birliği’nin (AB), Washington’un tutarsız dış politikaları doğrultusunda hareket ederek rekabet gücünü tehlikeye atacak ucuz enerji kaynaklarından mahrum kalmasının ve doğal gazı ABD’den daha yüksek fiyatlarla almaya yönelmesinin bazı liderlere “Bu kadar akılsız mıyız?” sorusunu sordurduğunu ifade etmiştik. AB’ye yön veren bazı siyasetçi ve yöneticilerin yetersiz ya da “budala” olarak değerlendirilmesine rağmen, bu tutumlarının ardında daha geçerli nedenlerin olabileceğini belirtmiştik. Şimdi, geçen hafta kaldığımız yerden Avrupa’daki sürecin daha az görünür dinamiklerini anlamaya ve aktarmaya devam edelim.

Zira AB’nin (Ursula von der Leyen, Kaja Kallas gibi) atanmış liderleri ile seçilmiş ülke liderlerinin (İngiltere, Fransa ve Almanya gibi) gösterdiği basiretsizlik, ne Avrupa’nın akılsızlığıyla ne de Trump’ın narsisizmiyle izah edilebilir. Bu sıfatlar geçerli olsa da, kök nedenler çok daha derinlerde yatıyor.

Avrupa’da neler oluyor?

Olan bitenin bir kısmı, ABD’nin Avrupa’dan kopması değil, savunma maliyetlerini daha iyi yönetebilmek ve yeni jeopolitik hedefler doğrultusunda Avrupa’yı “hizaya getirme” çabası olarak değerlendirilebilir. Küresel liderliğini tehdit altında gören ABD, Avrupa’yı hizalanmaya zorlamakta ve bu süreçte Almanya’nın öncülüğünde “Heartland” olarak adlandırılan bölgenin liderliğini ona devretmeye çalışmaktadır.

ABD’nin, olası bir yeni büyük savaşta kendini nasıl konumlandırmak istediğini anlamak için, I. ve II. Dünya Savaşları arasındaki Avrupa ile ilişkisine bakmak gerekiyor. II. Dünya Savaşı’nın, Avrupa’nın kendi özgül jeopolitiğinin belirlediği koşullar üzerinden geliştiği doğru olsa da, onu I. Dünya Savaşı’nın devamı olarak düşünmek de mümkündür. Olası bir yeni büyük savaş, II. Dünya Savaşı’nın sonuçlarının geldiği nokta açısından okunabilir.

ABD, Avrupa’dan ne bekliyor?

Bu sonuçlar, ABD’nin petrol, doğal gaz ve LNG alanında lider bir konuma ulaşmasına rağmen, 38 trilyon doları aşan ulusal borcuyla, Çin tehdidi altında küresel liderliğini korumasının sürdürülebilir görünmediğini gösteriyor. Washington, Avrupa’nın bu maliyetlerin yönetiminde kendisine yardımcı olmasını bekliyor. Eğer bu yardımlar istenilen şekilde gerçekleşmezse, başka yöntemler devreye girebilir.

ABD’nin, müttefiklerinin savunma harcamalarını GSYİH’larının yüzde 2’sinden yüzde 5’e çıkarma kararını alması yeterli değildir. Avrupalı müttefiklerin, Asya’yı enerji alımlarını sıfırlayarak Moskova’yı zayıflatmaları, Çin ile ekonomik entegrasyonlarını azaltmaları ve ABD’den yüksek fiyatlarla LNG satın almaları gerekmektedir.

Bu hedeflere ulaşmanın zorluğunun farkında olan Avrupalılar, bu hedeflerin toplumlarında benimsenebilmesi için Rusya’nın Avrupa için büyük bir tehdit oluşturduğunu vurgulayan bir anlatı oluşturmaktadırlar. Bu anlatının altında, sanki Avrupa’nın büyük bir tehdit ile karşılaşacağı ve militarizasyonun gerekliliği üzerinde durulmaktadır.

Rusya’nın yeniden “öcüleştirilmesi”

Amerika, bu hedeflere ulaşmak için önce NATO’yu Ukrayna’da bir proksi savaşa soktu, ardından Rusya ile Almanya arasındaki Nordstream II boru hattının sabotajı gibi eylemlerle Avrupa’nın jeopolitik dengesini değiştirmeye çalıştı. Bu süreçte Rusya’nın yeniden öcüleştirilmesi ve militarist hafızanın canlandırılması da önemli bir yer tutmaktadır.

Hitler, 1. Dünya Savaşı öncesinde “Lebensraum” kavramı ile dış politikasının gerekçelerini sunarken, Almanya’nın doğuya doğru genişlemesi hedefini benimsedi. Ancak bu yönelimin günümüzde nasıl bir yankı uyandıracağını sorgulamak gerekiyor.

Almanya doğuya yöneldiğinde diğer Avrupa ülkeleri ve İngilizlerin bu durumu eleştireceğini düşünmek yanıltıcıdır. Geçmişte olduğu gibi, bugün de benzer bir tepki beklenmemektedir.

Avrupa’nın doğuya “yönlendirilmesi”

Tarihsel olarak, İngilizler Almanya’yı doğuya, Sovyet Rusya’ya yönlendirmek için çeşitli stratejiler geliştirmiştir. Nazilerin Çekoslovakya’yı işgali sırasında ses çıkarmayan İngilizler, bunun Almanların Rusya ile savaşırken ihtiyaç duyacakları silahları üretmeleri için faydalı olacağını biliyorlardı.

Nazilerin iktidara yükselişine destek veren Amerikalı yatırım bankaları, 1933 sonrası Nazi Almanya’sının finansmanını kolaylaştırmışlardır. Bu süreçte, önemli Amerikan şirketlerinin de bu desteği sağladığı bilinmektedir.

Almanya’nın askeri harcamalarında yaşanan artışlar, ekonomik büyüme ile iç sanayi üretimini canlandırmak için önemli bir fırsat sunmaktadır. Almanya, Avrupa’nın en fazla askeri harcama yapan ülkesi olma yolunda ilerlemekte ve bu durum, gelecekteki savaş hazırlıkları için bir zemin oluşturmaktadır.

Almanya’nın askeri harcamaları, anayasal olarak borçlanma freninden muaf tutulmakta ve bu harcamaların ekonomik büyüme ile iç sanayi üretimini canlandırmak amacıyla yapılması hedeflenmektedir. Bu süreçte, diğer Avrupa ülkeleri de benzer adımlar atma yolunda ilerlemektedir.

Almanya’nın Türkiye ile diplomatik trafiği de yoğunlaşmakta ve bu durum, Türkiye’nin Avrupa nezdindeki önemini artırmaktadır. Ancak, tüm bu gelişmelerin Avrupa’nın geçmişteki hatalarından ders alıp almadığını sorgulamak gerekir.

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın