
Aziz Nesin’in 1970 yılında yazdığı “Hadi Öldürsene Canikom”, rutubet dolu bir bodrum katında yaşayan iki kadının yalnızlıklarını mizahi bir üslupla ele alıyor. Oyun, 26 Mart’ta Ortaoyuncular Ses Tiyatrosu’nda gerçekleştirdiği prömiyerle yeniden sahneye konuldu.
Toplumdan kopmanın yarattığı trajikomik durumları ustalıkla hicveden “Hadi Öldürsene Canikom”un yönetmeni Barış Dinçel ve oyuncuları Zeynep Kankonde, Günay Karacaoğlu ve Bülent Alkış; Haldun Taner, Aziz Nesin gibi önemli edebiyatçıların eserlerinin zamansızlığını, çağımızın dijitalleşen ve duygusuzlaşan yalnızlığını, 2026 yılında sahnelenecek bu yeni yorumun getirdiği sürprizleri ve tiyatro sahnesinin dinamik ruhunu iahaber’e anlattı.
Söyleşinin tamamını dinlemek için tıklayın
– “Hadi Öldürsene Canikom” oyunu, hiç duymayanlar için ne anlatıyor? Sizden dinlemek isteriz. Seyircileri farklı ne gibi sürprizler bekliyor?
Barış Dinçel: Oyun, Aziz Nesin’in 70’li yıllarda yazdığı bir eser. İlk kez Türkiye’de 94-95 yıllarında sahnelenmişti. Oyun, eski bir bodrum katında yaşayan Siyen ve komşusu Diha’nın yalnızlıklarının, bir radyo bülteniyle değişen hayatlarını anlatıyor. Radyo haberi, yalnız yaşayan yaşlı kadınlara yönelik bir tecavüz ve cinayet olayını duyuruyor. Bu durum, karakterlerin hayatında bir beklenti yaratıyor; mizahın ve sürprizlerin bol olduğu bir gelişim sürecine giriyor. Biz de bu mizahı eserle harmanlıyoruz.
Yönetmen Barış Dinçel
– Aziz Nesin gibi ustaların eserlerinin bu kadar taze kalmasını nasıl açıklarsınız?
Barış Dinçel: Bazı yazarların eserleri, ikonik hale gelir. Haldun Taner’in eserleri de bu türden. “Hadi Öldürsene Canikom”da da benzer bir durum var. Bugün Türkiye’sinde şiddete bakış açımız değişti. Kadın-erkek eşitliği elbette önemli, ancak eril bir toplumda bu dengenin sağlanamaması bireyleri etkiliyor. Nesin’in mizahı, bu konulara ışık tutmamıza yardımcı oluyor. Metin, ironik bir dille bu gerçekleri ortaya koyuyor.
Zeynep Kankonde, Günay Karacaoğlu ve Barış Dinçel (soldan sağa)
– Zeynep Hanım, karakterinizi kısaca tanıtır mısınız?
Zeynep Kankonde: Ben Siyen’in komşusuyum. Aramızda bir dostluk var ama asıl ortak paydamız yalnızlık. İki yalnız kadın olarak, toplumsal izolasyonun getirdiği bir yoksulluk ve fiziksel yetersizlikle karşı karşıyayız. Bu durum, duyguların evrenselliğini ortaya koyuyor. Pandemi döneminde herkesin yaşadığı yalnızlık, bizim karakterlerimizin de deneyimlediği bir durum. Siyen ve Diha, dış dünyadan kopmuş durumdalar ama hayatla temas kurmak istiyorlar. Dışarıdan gelecek bir müdahale, onların yaşamında bir heyecan yaratıyor. İlişkileri, bir dostluktan ziyade bir kader ortaklığına dönüşüyor.
İyi arkadaşlar mı? Evet ama bu, birbirlerini kıskandıkları, çeliştikleri anlamına da geliyor. Birinin varlığı, diğerinin varlığını anlamlandırıyor.
Zeynep Kankonde, Bülent Alkış ve Günay Karacaoğlu (soldan sağa)
– Günay Hanım, siz karakterinizi nasıl tanımlarsınız?
Günay Karacaoğlu: Zeynep, sosyolojik yapıları çok iyi anlattı. Bu hikâye, Aziz Nesin’in derdi olan bir eser. 1970’lerde yazılan birçok edebi eser günümüzde hâlâ ilgi görüyor çünkü bu karakterler gerçek. Siyen ve Diha, birbirlerini tamamlayarak hayatta kalmaya çalışıyorlar. Birbirlerine muhtaç olmaları, arkadaşlıklarının derinliğini artırıyor. Mizah ve hüzünle harmanlanmış bir hikâye sunuyoruz. Seyircinin ilgisini çekecek sürprizlerle dolu bir anlatımımız var.
Bir eserde “Bunu evde okusaydım aynı zevki alırdım” dedirtmeyecek bir performans sergilemek hedefimiz. Seyircinin, izlediklerinde farklı bir tat alması gerekiyor. Bu oyunda da izleyiciyi tatmin edici bir şekilde evlerine göndereceğiz.
– Bülent Bey, karakterinizi nasıl tarif edersiniz?
Bülent Alkış: Ben, seyircinin beklediği havagazı memuruyum. (Gülüşmeler) Usta yazarların eserlerinde, insan doğasını çok iyi anladıkları için eserleri evrensel bir dille yazılmıştır. Bizim amacımız da bu eğlenceli hikâyeyi seyirciyle paylaşmak. Önce eğlenmek, sonra öğrenmek istiyoruz.
Zeynep Kankonde ve Günay Karacaoğlu
– Bülent Bey, havagazı memuru o bodrum katından kurtulup akşam mahalleye döndüğünde, o iki kadını nasıl anlatırdı?
Bülent Alkış: Metin üzerinden konuşursak, havagazı memurunun anlatımı farklı olurdu. Hayatının macerası olarak aktarırdı. O iki kadının hikâyesi, birçok simge ve göndermelerle dolu. Yazar yaşasaydı, bu iki kadını nasıl yazardı, merak ediyorum.
– Barış Hocam, dekor tasarımınızla ilgili kısaca bilgi verir misiniz? Dekor kimin için tasarlanır?
<p style="font </p>Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



