
iahaber Haber Merkezi
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 11 il teşkilatının kapatılmasının ardından düzenlenen grup toplantısında önemli değerlendirmelerde bulundu. Bahçeli, “Bugün aynı ülküye gönül vermiş bazı dava arkadaşlarımızın farklı yönlere savrulması, davanın yükünün ne denli ağır olduğunu ortaya koymaktadır. Büyük davalar yalnızca dışarıdan gelen saldırılarla değil, içerideki tereddütlerle de sınanır.” ifadelerini kullandı.
MHP lideri Bahçeli, grup toplantısında Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Almanya’da yaptığı bir açıklamaya da tepki gösterdi. Von der Leyen’in “Avrupa kıtasını tamamlamalıyız ki Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin. Daha büyük ve jeopolitik düşünmeliyiz.” şeklindeki sözlerine atıfta bulunan Bahçeli, “Türkiye ile ilişki kurmak isteyen herkes, bu milletin onurunu, bu devletin vakarını ve bu tarihin ağırlığını hesaba katmak zorundadır. Avrupa Türkiye’siz var olamaz; Türkiye de Avrupa olmadan tarihin, devletin, hafızanın ve coğrafyanın merkezidir.” şeklinde konuştu.
Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:
“Dünya zor bir imtihandan geçiyor. Küresel sistemdeki çatlaklar belirginleşiyor, jeopolitik zemin kayıyor, ekonomik gerilimler siyasi fay hatlarını daha da sertleştiriyor, devletler irade, milletler metanet, toplumlar ise sabır testine tabi tutuluyor.”
“Haritalar yerinde dursa bile anlamlar değişiyor. Sınırlar sabit görünse de tehditlerin doğası değişiyor. Bu gibi zamanlarda millet olmanın anlamı daha da derinleşiyor. Birbirimize daha sıkı sarılmak tarihî bir zorunluluk haline geliyor. Bu dönemde ayrılığı artıran her dil, gevşekliği çoğaltan her tutum, hafızayı aşındıran her müdahale, geleceğe kurulmuş bir tuzak olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle, yalnızca bugünü değil, geçmişi ve geleceği de konuşmalıyız.”
“Olayları sıralamakla yetinmeyip, bu olayların hangi devlet aklı içinde anlam kazandığını, hangi millet vicdanında yer ettiğini ve hangi tarihi yürüyüşün parçası olduğunu açıklamak zorundayız. Bu topraklarda yaşam, her zaman ortak kader içinde şekillenmiştir. Bu vatan, sevinçlerin tek başına değil, kederlerin de yalnız yaşanmadığı bir yerdir. Türküler birlikte söylenmiş, ağıtlar birlikte yakılmış, zaferler birlikte kutlanmış ve yenilgiler birlikte karşılanmıştır. İşte bu nedenle millet dediğimiz gerçeklik, bazen bir marşta, bazen bir mezar taşında, bazen de sofradaki aşta kendini göstermiştir.”
“‘Kökü mazide olan âtiyim’ sözü, milletimizin tarih ile gelecek arasındaki büyük yürüyüşünü anlatmaya yeter. Türk milleti, mazisini geleceğe yön veren bir güç kaynağına dönüştüren büyük bir tarihsel özne olmuştur.”
“3 Mayıs Milliyetçiler Günü, Türk milliyetçiliği tarihinde müstesna bir yer, mücadele hafızasında önemli bir aşama ve gönüllerde sönmeyen bir meşaledir. Türk milletine mensubiyet duygusunun derinliği, ülkü ile aydınlanan zihinlerin canlılığı, dava uğruna ölümü göze almış yüreklerin dayanıklılığı 3 Mayıs’ın çilesinde, iradesinde ve mertliğinde net bir şekilde görülmüştür. O gün ayağa kalkanlar, yalnızca bir itirazda bulunmadılar; aynı zamanda Türk milliyetçiliğinin hangi ruha, ahlaka ve sadakate dayandığını tarihe kazıdılar.”
“‘Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir’ ifadesi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün millet tasavvurunu en özlü şekilde ortaya koyan tanımlardan biridir. Millet, sadece aynı coğrafyada yaşayan insanların toplamı olarak görülmemeli; aynı kaderi paylaşan, aynı vatanda bir arada durmayı tarih önünde iradeye dönüştüren, zamanla birbirinin acısına alışmış, sevincine ortak olmuş, hafızasını ortak hatıralarla besleyen insani ve siyasi bir bileşimdir.”
“3 Mayıs, ülküleşmiş bir iradenin, şahsiyet kazanmış bir dava ahlâkının tarih içinde görünür hâle geldiği kutlu bir yolun kanla yıkanmış taşlarıdır”
Bahçeli, merhum Barış Manço’nun “buyurun dostlar buyurun” çağrısında yankılanan dostluk, paylaşma ve muhabbet duygusunun milletin bir araya gelmesini sağladığını vurgulayarak, “Millet, yalnızca acıyla değil, sevinci de paylaşma ahlakıyla olgunlaşır. Millet; yasla yoğrulurken neşeyle tamamlanır; hatıra ile kök salar, ülkü ile yükselir. Millet olmak, beraber yaşama arzusunun ötesinde, beraber yürüme ahdidir. Beraber yürümek, beraberce tarih yapma kudretini ifade eder. İşte 3 Mayıs’ı anlamlı kılan ruh burada gizlidir.”
“1944 yılında, savaşın sinsi gölgesinin düştüğü karanlık bir dönemde, Türkiye ideolojik baskıların tam ortasındaydı. Komünizm tehlikesinin kapıda olduğu bu günlerde, Türk milliyetçiliği yargılanmaya cüret edenlere karşı direniş gösterdi. Ankara Adliyesi’ni dolduran Türk gençliği, Türk kimliğini korumak ve İslam’ı savunmak için tek yürek oldu.”
“Bu süreçte insan onurunun derinden yaralandığı, insan haklarının hiçe sayıldığı, hukuk devleti ilkesinin çiğnendiği bir soruşturma süreci yaşandı. Vicdanı hür, zihni pür Türk gençleri, cezaevlerinde zor şartlarla karşı karşıya kalmışlardır. Ancak o tabutluklarda teslimiyet yoktu, yalnızca onurlu bir direniş vardı.”
“Türk milliyetçiliği, günü kurtarmaya memur dar kadroların değil; asırları inşa etmeye namzet olanların mirasıdır”
“Bu haykırış, Türk milliyetçilerinin çileyle yoğrulmuş, imtihanlarla sınanmış karakterleridir. Zulümlere aldırış etmeyen, fikrini mahkûm etmeyen yiğitlerin hikayesidir. Türk milliyetçiliği; geçici heveslerin değil, ülküye adanmışların davasıdır.”
“Türk milliyetçiliği, asırları inşa etmeye namzet olanların mirasıdır. İşte bu nedenle 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin şerefli bir hatırası olmanın ötesinde bir anlam taşımaktadır. Bu tarih, Milliyetçi Hareket Partisi’ni bugüne taşıyan iradenin hangi ateşlerle sınandığını ifade etmektedir.”
“3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin karakter mayasıdır”
“3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin yalnızca bir fikir akımı değil, bir ahlak, şahsiyet ve mücadele disiplini olarak ortaya çıkmasının simgesidir. Kendi kimliğine, tarihine ve manevi varlığına sahip çıkma iradesinin somutlaştığı gündür.”
“Kerkük, tarihî bir varlık mücadelesi ve onur sembolüdür. Bu şehirde yaşanan gelişmeler
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



