Bahçeli: Ortadoğu’da Güç Dengeleri Yeniden Şekilleniyor

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Bahçeli: Ortadoğu’da Güç Dengeleri Yeniden Şekilleniyor

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, belediye başkanlarının katıldığı bir iftar programında önemli açıklamalarda bulundu. Gazze’de süregelen insanlık dramına dikkat çeken Bahçeli, “Lübnan’daki derinleşen kırılma, İran merkezli tırmanan savaş durumu, Suriye ve Irak’taki kırılganlık, Ukrayna-Rusya savaşının Avrupa güvenliğine olan etkisi, Afganistan’dan Pakistan’a uzanan istikrarsızlık, Çin ile Hindistan arasındaki stratejik rekabet; bunlar birbirinden bağımsız olaylar değildir. Aksine, Avrasya’dan Ortadoğu’ya uzanan geniş bir kuşakta güç dengelerinin yeniden tartıldığı bir hesaplaşmanın sahneleridir. Bu nedenle olayları sadece ekrandaki görüntülerle veya gündelik sıcak haber dilleriyle değerlendirmek yetersizdir. Meselenin derinliğinde enerji hatları ve ticaret koridorları üzerindeki kontrol mücadelesi, nüfuz alanlarının yeniden paylaşımı ve mezhepsel çatışmaların stratejik kullanımı yatmaktadır” şeklinde konuştu.

“TÜRKİYE İÇİN DE AYNI GERÇEK GEÇERLİDİR”

Bahçeli, Ortadoğu’daki geniş fay hattının yeniden harekete geçirildiğini belirterek devam etti:

“Gazze’de başlayan çatışma, Lübnan’a sıçramış, Suriye’yi etkilemiş, Irak’a ulaşmış ve nihayet İran’ı da sarsmıştır. Burada yürütülen mücadele yalnızca askeri hedeflerin ötesindedir. Devletlerin çevresel derinlikleri, caydırıcılık halkaları ve bölgesel nüfuz ağları da test edilmektedir. Açık bir şekilde görülmelidir ki, Ortadoğu’da uzun yıllar vekâlet hatları üzerinden yürütülen çatışmalar artık daha doğrudan bir aşamaya geçmiştir. Bu durum Türkiye için de geçerlidir. Tarihten kopuk bir gelişme değildir; Birinci Dünya Savaşı sonrası İngiltere ve Fransa tarafından kurulan bölgesel statüko, cetvelle çizilmiş sınırlar ve dış merkezli güvenlik mimarileri üzerine inşa edilmiştir. Bugün aynı coğrafyanın statükosu, ABD’nin stratejik yaklaşımı ve İsrail merkezli bir güvenlik tasarımı ile yeniden şekillendirilmeye çalışılmaktadır. Bu durum, Ortadoğu’nun kaderini ikinci kez dış müdahalelere maruz bırakmaktadır. Bu girişim, sadece siyasi haritaları değil, aynı zamanda bu topraklarda yaşayan toplumların tarihini ve meşru beklentilerini de riske atmaktadır.”

Devlet Bahçeli Türkiye-İran sınırına dikkat çekti:

“SURİYE TECRÜBESİ BİZE AĞIR BEDELLER ÖDETEREK ÖĞRETMİŞTİR”

Bahçeli, savaşın getirebileceği olumsuzlukları da dile getirerek şunları söyledi:

“İran gibi büyük ve sert devlet reflekslerine sahip bir yapıdaki çözülme, sadece bir rejim meselesi değil; aynı zamanda sınır aşan güvenlik baskıları, düzensiz nüfus hareketleri, mezhepsel dalgalanmalar ve yeni jeopolitik boşluklar yaratacaktır. Dolayısıyla İran’da yaşanacak kontrolsüz bir zayıflama, çevre ülkelere yayılacak yeni bir istikrarsızlık kuşağı oluşturma potansiyeli taşımaktadır. Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu durum, sadece uzaktan izlenen bir sınır krizi değildir; milli güvenlik, sınır emniyeti ve bölgesel istikrar meselesidir. Suriye tecrübesi bize, devlet otoritesinin zayıfladığı yerlerin farklı silahlı grupların, vekâlet unsurlarının ve dış müdahalelerin alanı haline geldiğini öğretmiştir. Bugün İran merkezli gelişmeler de aynı dikkatle ele alınmalıdır. Bir bölgede devlet boşluğu oluştuğunda önce silah, ardından istihbarat ve nihayet vekâlet savaşları yerleşecektir. Bu da o coğrafyadaki halkların başkalarının hesaplarının altında ezilmesine yol açar.”

“SINIR GÜVENLİĞİ EN ÜST DÜZEYDE TAHKİM EDİLMELİDİR”

Bahçeli, Türkiye’nin bugün ihtiyaç duyduğu şeyin merkezi devlet refleksinin sahada güçlü bir şekilde hissedilmesi olduğunu vurgulayarak şöyle devam etti:

“İç ve dış gelişmelere karşı dağınık tepkilerden bir an önce uzaklaşılmalıdır. Türkiye’nin güvenlikte taviz vermeden, ekonomide ihtiyatlı, diplomaside etkin ve siyasette sorumlu bir çizgiye ihtiyacı vardır. İçinde bulunduğumuz jeopolitik durum, refleksle değil, stratejiyle hareket etmeyi zorunlu kılmaktadır. Bu çerçevede atılması gereken adımlar net bir şekilde ortadadır. Öncelikle sınır güvenliği en üst düzeyde tahkim edilmelidir. İran hattında doğabilecek her ihtimale karşı çok katmanlı bir hazırlık yapılması gerekmektedir. Muhtemel göç baskısı, kaçakçılık ağları ve terör sızmalarına karşı aynı anda önlemler alınmalıdır. Devlet aklı, en kötü senaryolar dâhil her durumu hesaba katmalıdır. İkinci olarak, Avrupa Birliği ile erken hazırlık ve koordinasyon mekanizmaları oluşturulmalıdır. Suriye krizinde Avrupa hazırlıksız yakalanmış ve Türkiye, insani ve güvenlik maliyetlerinin önemli bir kısmını üstlenmiştir. Yeni bir bölgesel sarsıntıda aynı durumun yaşanmasına izin verilmemelidir. Türkiye, Avrupa karşısında yalnızca yük taşıyan bir sınır ülkesi olamaz. Aksine, riskleri yöneten ve kriz yönetiminde merkez rol üstlenen bir aktör olmalıdır. Üçüncü olarak, Birleşmiş Milletler zemininde insani güvenlik konuları güçlü bir şekilde sahiplenilmelidir. Sivillerin korunması, kitlesel yerinden edilmenin yönetimi ve insani yardım koridorlarının açık tutulması için uluslararası eşgüdüm sağlanmalıdır. Türkiye, bu konuda yalnızca bir tarafın sesi değil, bölgesel vicdanın ve uluslararası sorumluluğun temsilcisi olmalıdır.”

Devlet Bahçeli Türkiye-İran sınırına dikkat çekti:

Bahçeli, Türkiye’nin krizler içinde istikamet belirleyen bir devlet olduğunu ifade ederek, “Türkiye’nin gücü yalnızca askeri kapasitesinden kaynaklanmaz; tarihî tecrübesinden, devlet geleneğinden ve kriz zamanlarında sergilediği stratejik akıldan gelmektedir. Bu akıl sürekli canlı tutulduğu sürece Türkiye, fırtınaların ortasında savrulan bir ülke olmaktan öte, yön tayin eden bir merkez olarak varlığını sürdürecektir. Ancak mesele, yalnızca bölgesel krizlerin yönetimiyle sınırlı değildir. Dünya, çok daha büyük bir dönüşüm sürecinden geçmektedir. Küresel güç mimarisi yeniden şekillenmektedir. ABD, uzun yıllar boyunca kurduğu uluslararası düzenin yükünü taşımakta zorlanmakta ve stratejik rasyonalitesini yeniden kurma arayışındadır. Rusya, Ukrayna savaşıyla birlikte küresel sistemden bütünüyle dışlanmış bir aktör olarak görülmemekle birlikte, geniş ölçekte oyun kurabilme kapasitesini kaybetmiştir. Çin, bu iki büyük gücün açtığı boşlukları değerlendirerek küresel etki alanını genişletmeye çalışmaktadır. Hindistan da demografik büyüklüğü ve ekonomik dinamizmi ile Avrasya dengelerinde daha belirgin bir aktör haline gelmektedir. Tüm bu gelişmeler, Türkiye açısından dikkatle izlenmesi gereken yeni bir rekabet sahasını işaret etmektedir. Dünya siyasetinin yeni belirleyici unsurlarından biri de ticaret koridorları ve lojistik ağlarıdır. Enerji hatlarının jeopolitiği şekillend

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın