
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu.
Bahçeli’nin konuşmasında dikkat çeken noktalar şunlardır:
İç ve dış siyasi gündem açısından yoğun bir haftayı geride bıraktık. Bu yoğunluğun önümüzdeki günlerde daha da karmaşık hale geleceğini söylemek yanlış bir değerlendirme olmayacaktır. Mübarek Ramazan ayının manevi atmosferinde, ardışık siyasi gelişmeleri dikkatle ve sabırla okumak son derece önemlidir. Rahmet ve mağfiret mevsiminde, şuurumuza nifak sokma çabasındaki kişilere karşı tedbirli olmak kaçınılmaz bir gerekliliktir.
MEB’İN RAMAZAN GENELGESİ
Türkçe düşünmenin yanı sıra Türkiye’yi milli birlik ve kardeşlik ruhuyla kucaklamak, bugün sahip olduğumuz yüksek görev ve sorumluluğun bir gereğidir. Ramazan ayı, dayanışma ve yardımlaşmanın zirveye ulaştığı bir dönemdir. Bu ay, bizi biz yapan milli ve manevi değerlerin temel kaynağıdır. Ramazan’ın güzelliklerini yeni nesillere öğretmek hepimizin öncelikli görevidir. Ancak, bu değerlere düşmanlık besleyenler her dönemde var olmuştur ve olmaya da devam edecektir.
Fakat burada anlamadığımız esas sorun, manevi ve ahlaki erozyonun küresel bir boyut kazandığı, her yönden tehditlerin savrulduğu günümüz dünyasında çocuklarımızı düşünmektir. Onları Müslüman Türk milletinin değerleriyle büyütmek ve geleceğimiz için kaygılanmak zorundayız. Aksi takdirde, ne yapmalı? Her şeyi akışa mı bırakmalıyız? Üç maymunu mu oynamalıyız? Kalanlar bizimse, kaybolanların arkasından mı bakmalıyız?
İffetli bir masumiyet, dünyanın en nadir bulunan değerlerinden biridir. Zaman ve mekan zorluklarıyla ahlaki değerlerin zayıfladığı ortamlarda bunu kabul ettirmek oldukça güçtür. Çünkü bu çevrelerin kalpleri ve dimağları kapalıdır. Bizim her çocuğumuz, geleceğin henüz ifade edilmemiş mesajıdır.
Bu konuları neden açtığımı elbette izah edeceğim. Millî Eğitim Bakanlığı, 12 Şubat 2026 tarihinde Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli çerçevesinde Ramazan ayı etkinliklerine ilişkin bir genelge yayımlamıştır. Bu adım yerinde bir karar olup, takdir edilmelidir. Ayrıca, ‘Kâbe’de Hacılar Hu der Allah’ isimli ilahiyi seslendiren kardeşlerimizi de gönülden kutluyoruz.
Millî Eğitim Bakanlığı’nın genelgesinde, Türk milli eğitiminin amacı; milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerleri benimseyip koruyan bireyler yetiştirmek olduğu vurgulanmıştır. Türk milletinin sağduyulu mensupları bu gerçeği yadsıyamaz. Genelgede ayrıca, ilköğretim öğrencilerinin bedensel, zihinsel ve ahlaki gelişimlerine hizmet eden bir eğitim sürecinin önemi de vurgulanmaktadır.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, insanı ruh ve beden bütünlüğü içerisinde ele almakta ve bilgiyi ahlaki sorumluluk ile birleştiren bir eğitim sistemini hedeflemektedir. Bu modelin merkezinde erdem, değer ve eylem bulunmaktadır. Öğrencilerin bu değerleri günlük yaşamlarına dönüştürmeleri esastır. Ramazan ayı boyunca öğrencilerimizin paylaşma bilincini artırmaya ve ihtiyaç sahiplerine yardım etme konusunda farkındalık kazandırmaya yönelik etkinliklerin gerçekleştirilmesi gerektiği genelgede belirtilmiştir.
‘TÜRKİYE’NİN TALİBANLAŞTIĞINI GÖRENİNİZ VAR MI?’
Bu genelgede ne yanlış var? Elinizi vicdanınıza koyup düşünün. Türkiye’nin Talibanlaştığına dair en küçük bir delil görebilen var mı?
Ramazan etkinliklerine Talibanlaşma ve gericilik diye tepki gösterenler, hakiki manada yobaz değiller midir?
Merhum Cemil Meriç’in ifadesiyle yeni yobazlık, kendi mukaddese kulak tıkamak ve kendinden kaçış olarak tanımlanamaz mı? Ramazan şenliklerinin neresinde bir sakınca vardır?
“ÇÜRÜK AYDINLAR NE İSTEDİĞİNİ SÖYLESİN”
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve İslam karşıtlığında birleşen yöneticiler bir anlatıversin, merak ediyoruz. Din düşmanı olup olmadıklarını bilmediğimiz, yalnızca İslam düşmanlığı üzerinden hareket eden çürük aydınlar, ne istediklerini samimiyetle açıklasınlar. Kültürel mirasımızı güçlendiren faaliyetlerin neresinde bir pürüz var? Yabancı ülkelerde her pazar kiliseye giden çocukları mesele yapmayanlar, Ramazan’ın güzelliklerini tartışmaya açmaya cesaret edenlere nasıl sessiz kalabiliriz? Utanma duyguları kalmadı mı bu kişilerin?
Bir grup akademisyen, ‘laikliği birlikte savunuyoruz’ başlığıyla imzaladıkları bildiriyi kamuoyuyla paylaştılar. Bana sorarsanız, bu 168 kişiyi bir araya getirseniz bir insan bile etmezler. Diyorlar ki laikliği savunmak suç değildir. Diyorlar ki şeriatçı dayatmaları reddediyoruz. Diyorlar ki karanlığa teslim olmayacağız. Karanlık, bu gruptadır, haberleri yok.
“ALLAH’A İMAN GERİCİLİKSE, GERİCİYİZ”
Millî Eğitim Bakanlığı’nın genelgesinden dolayı Türkiye’de gerici bir kuşatma olduğu iddia ediliyor. Eğer Allah’a iman etmek gericilikse, biz de gericiyiz. Çocuklarımıza Ramazan ayının ahlakını öğretmek gerici olarak değerlendiriliyorsa, buna sonuna kadar katılıyoruz. Merhum Cemil Meriç’in dediği gibi, “Murdar bir hâlden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insan gericidir.” Bugünkü karanlık yüzün temsilcisi bu 168 kişidir.
Millî Eğitim Bakanımızı ve bakanlık personelini tebrik ediyorum. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında Ramazan ayı etkinlikleri ile ilgili yayımlanan genelgeyi destekliyorum.
“TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN KURUCU RUHU VE EGEMENLİK HUKUKU HER ZAMAN BAKİDİR”
Bu aşamada ifade etmek istediğim önemli bir husus var. Türkiye Cumhuriyeti, başkenti Ankara olan üniter bir devlet yapısına sahiptir ve bu yapı Türk milleti gerçeği üzerine inşa edilmiştir. İnanmışlıkla yönetim ilişkilerinin belirlendiği laik devlet yapısı, Cumhuriyetin kurucu kahramanları tarafından belirlenen mükemmel bir vizyon ile oluşturulmuştur. Birlikte yaşama kuralları 29 Ekim 1923’te konulmuştur. Başkent Ankara, dil Türkçe, bayrak ay yıldızlı al bayrak, milli marş ise İstiklal Marşı olarak belirlenmiş ve anayasamızla güvence altına alınmıştır. Geri dönüş yoktur. Taviz, tereddüt ya da çelişki söz konusu değildir. Cumhuriyetin 103 yıllık tarihi, bu ilkeleri reddeden ya da değiştirmeye çalışanların her defasında büyük Türk milleti tarafından lanetlendiğine tanıklık etmiştir.
Değerli dava arkadaşlarım. Gazi Mustafa Kemal Paşa, Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi unvanıyla 1 Aralık 1921’de yaptığı konuşmada kurucu felsefenin omurgasını tarif etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuki temelleri 23 Nisan 1920’de atılmıştır. Kurucu felsefenin omurgasını milli egemenlik oluştururken, halkçılık da bu egemenliğin toplumsal tabanını inşa etmiştir. Gazi Mustafa Kemal Paşa, o konuşmasında “Millet yürüdüğü yolu pek büyük isabetle seçmiştir. Ve bu yolun sonunda parlayan saadet güneşini bütün vücuduyla görmektedir. Bu millet o güneşe ulaşacaktır ve hiçbir kuv
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



