Bahçeli: ‘Türkiye’siz Avrupa olamaz’

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Bahçeli: ‘Türkiye’siz Avrupa olamaz’

28 Nisan 2026 10:33

Güncelleme: 28 Nisan 2026 11:33

iahaber Haber Merkezi

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 11 il teşkilatının feshedilmesinin ardından düzenlenen grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu. Bahçeli, “Bugün aynı ülküye gönül vermiş dava arkadaşlarımızın farklı mecralara savrulmuş olması, davanın yükünün ne kadar ağır olduğunu göstermektedir. Büyük davalar sadece dışarıdan gelen saldırılarla değil, içeride büyüyen tereddütlerle de sınanır.” şeklinde konuştu.

MHP lideri, Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Almanya’da yaptığı açıklamalara da yanıt verdi. Von der Leyen’in, “Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin. Daha büyük ve jeopolitik düşünmeliyiz.” sözlerine tepki gösteren Bahçeli, “Türkiye ile ilişki kurmak isteyen herkes, önce bu milletin onurunu, bu devletin vakarını ve bu tarihin ağırlığını hesaba katmak zorundadır. Avrupa Türkiye’siz yapamaz. Türkiye merkezi bir hakikattir, Avrupa Birliği bununla yüzleşsin.” ifadelerini kullandı.

Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkan başlıklar ise şöyle oldu:

Dünya, zor bir imtihandan geçiyor. Jeopolitik dengeler kaymakta, ekonomik gerilimler ve siyasal fay hatları daha da derinleşmekte, toplumlar sabır testine tabi tutulmaktadır.

Sınırlar sabit görünse bile tehditlerin niteliği değişmektedir. Millet olmanın anlamı, bu tür zamanlarda daha da derinleşir. Birbirimize daha sıkı sarılmak tarihsel bir zorunluluk haline gelir. Geçmişi ve geleceği birlikte ele almak durumundayız. Hadiselerin hangi devlet aklı içinde anlam kazandığını ve hangi tarihi yürüyüşün parçası olduğunu da açıklamamız gerekiyor.

MHP, henüz mayası bozulmamış, tuzu kokmamış, hedefinden sapmamış ve yoldan çıkmamış olanların son sığınağıdır.

Aynı ülküye gönül veren dava arkadaşlarının farklı mecralara savrulması, davanın yükünün ne kadar ağır olduğunu ortaya koymaktadır. Büyük davalar yalnızca dışarıdan gelen saldırılarla değil, içerideki tereddütlerle de sınanır. Ancak bilinmelidir ki milliyetçilik, aynı kader duygusuna tutunarak güç kazanır.

Milliyetçilik, bir milletin hafızasını, haysiyetini ve kendi kaderini tayin etme hakkını birleştiren yüksek bir farkındalık halidir. 3 Mayıs, bir aynadır ve herkes o aynada kendine şu soruyu sormalıdır: ‘Bu dava benim için bir sözden mi ibarettir yoksa uğruna bedel ödenecek bir mesuliyet midir?’ Unutmayalım ki bu dava, hatırlayanların değil, taşıyanların davasıdır. Tarih göstermektedir ki bu yürüyüş, yorulanlarla sürmez; yükü omuzlayanlarla devam eder. Yorulup kenara çekilenlere sitemimiz yoktur, zira yükümüz ağırdır. Ancak gönlü hâlâ bizimle atan kardeşimiz için soframızın yeri de, gönlümüzün yeri de bakidir.

Merhum başbuğumuz Alparslan Türkeş, Hüseyin Nihal Atsız, Orhan Şaik Gökyay ve daha pek çok Türk milliyetçisinin vatan ve millet sevdası yargılanmıştır. Hukuk devleti ilkesinin hiçe sayıldığı bu süreç, tarihimize kara bir leke olarak kazınmıştır. Vicdanı hür Türk gençleri, dar ve bunaltıcı hücrelere kapatılmıştır. Türk milliyetçileri, açlıkla, susuzlukla, yalnızlıkla ve işkenceyle hizaya çekilmek istenmiştir. Ancak biliyoruz ki teslimiyet yoktu. Tahrik vardı, taviz yoktu, bedel vardı, dönüş yoktu; baş vermek vardı, baş eğmek yoktu. Türk milliyetçiliği, geçici heveslerin değil, ülküye adanmışların davasıdır. Tarihine yaslanan, töresiyle yaşayan, terbiyesini köklerinde bulanların yegane sancağıdır. Bu nedenle 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin onurlu bir hatırası olmanın ötesinde, derin bir anlam taşımaktadır. 3 Mayıs, MHP’yi bugüne taşıyan iradenin hangi tertiplerle yolundan koparılmak istendiğinin başlıca timsalidir. 3 Mayıs, millet şuurunun taviz vermeyen bir iradeye dönüşümüdür.

Türk milliyetçiliği, silinmek istenen hatıraların savunma hattıdır ve bu hattın yol bulduğu alan, Misak-ı Milli coğrafyasıdır. Misak-ı Milli coğrafyası denildiğinde, yüreklerimize hasret düşmektedir. Bu hasretlerin başında Kerkük gelmektedir. Kerkük, ecdadımızın onur mücadelesinin simgesi, Türkmen varlığının kadim bir parçasıdır. Kerkük’e baktığımızda, asırlık bir hicranı görüyoruz. Kadınlarımızın feryadını, öksüzlerimizin kimsesizliğini duyuyoruz. Türkmenlerin yıllardır süren yalnızlığını biliyoruz. Kerkük’teki yangının ateşini Ankara’da görüyoruz. Türkmenin ahıtını Ankara’dan duyuyoruz.

Avrupa Komisyonu Başkanı, 21 Nisan 2026 tarihinde Avrupa kıtasının Rus, Türk veya Çin etkisine bırakılmaması gerektiğini belirtmiştir. Bu söz, sıradan bir cümle olarak geçiştirilemez. Avrupa Birliği yürütme organının en üst siyasi makamından çıkan bu ifade, bir yorumcunun ya da köşe yazarının beyanı sayılamaz. Avrupa Komisyonu Başkanının ağzından dökülen bu söz, dilin bir kazası olarak görülemez. Nitekim bu küstah dilin jeopolitik açıdan sorunlu olduğu, bizzat kendi çevrelerinde dile getirilmiştir.

Türkiye ile ilişki kurmak isteyen herkes, önce bu milletin onurunu, bu devletin vakarını ve bu tarihin ağırlığını hesaba katmak zorundadır. Herkes şunu çok iyi bilmelidir ki Türkiye, yalnızca rahat günlerin devleti değildir. Bu milletin acı eşiği yüksektir. Bu devletin kriz hafızası derindir. Türkiye, sarsıntı anlarında savrulmayan, yüksek basınç anlarında paniğe kapılmayan ve tahrik karşısında öfkesini akla, gerilimi stratejiye dönüştüren köklü devlet geleneğinin bugünkü adıdır.

Avrupa Türkiye’siz yapamaz. Türkiye, merkezi bir hakikattir; Avrupa Birliği bununla yüzleşsin.

 

 

 

 

 

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın