Bahçeli’den Netanyahu’ya Kudüs Tepkisi

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Bahçeli’den Netanyahu’ya Kudüs Tepkisi

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu‘nun Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ı Kudüs üzerinden hedef alan açıklamalarına sert bir yanıt verdi. Bahçeli, “Dünyaya meydan okuyan ABD-İsrail şer koalisyonuna karşı akla, diplomasiye, siyasetin ruhuna, coğrafi şartlara ve yeni yüzyılın stratejik ortamına en uygun seçenek ‘TRÇ‘ ittifakının inşa ve ihya edilmesidir. TRÇ ittifakının da; Türkiye, Rusya ve Çin’den müteşekkil olması arzu ve önerimizdir. Çaresizlik, ümitsizlik ve çözümsüzlük kuraklıktır, durgunluktur, eylem ve düşünce boyutuyla içe kapanmaktır” şeklinde konuştu.

Netanyahu, Kudüs’te gerçekleştirdiği bir etkinlikte geçmişteki Başbakan Mesut Yılmaz ile anısını paylaşarak Erdoğan’ı Kudüs konusundaki ifadeleriyle hedef almıştı. Netanyahu, “(Kudüs) Bu bizim şehrimiz Erdoğan. Sizin şehriniz değil. Bizim şehrimiz. Her zaman bizim şehrimiz olacak. Bir daha bölünmeyecek” sözleriyle durumu özetledi.

Bahçeli’nin yazılı açıklaması şu şekilde devam etti:

“Mücadelelerin daha sert, sarsıntıların daha derin olduğu günümüzde hakkın ve hakikatin yanında yer almak her onurlu insanın temel hedefi olmalıdır.

Adalet ve ahlakın ilkelerinde birleşenler, inanç ve merhamet yolunda ilerleyenler, her daim hıyanet ve zulüm perdesini yırtmaya yetenekli ve iradeli olmalıdır.

Mazlumların feryatları, masumların akıttığı kanlar eğer küresel vicdanda yankı bulmuyorsa, o vicdanı ya yok etmek ya da ezip geçmek kaçınılmazdır.

Gazze’de masum bir halkın yok edilme süreci, her türlü vahşet ve yönetim biçimiyle sürdürülmektedir.

İsrail, yaptığı eylemlerle yüzyılın soykırım suçunu işleyerek yeryüzü lanetlisi haline gelmiştir.

Bu bağlamda, en ağır siyasi ve hukuki bedelleri ödemekten de kaçamayacaktır.

Siyonist barbarlık, toplu cinayet ve katliamlarıyla inanç ve ahlak ölçülerini aşan bir boyuta ulaşmıştır.

Artık sadece ezbere dayalı açıklamaların geçerliliği kalmamış, sıradan kınama mesajlarıyla bu dehşet verici durumu geçiştirmenin imkânı kalmamıştır.

İsrail, sadece Filistin halkına değil, bölgedeki ülkelere ve dünya genelindeki masum insanlara karşı da bir tehdit oluşturmuş, melanet ve musibet kaynağı olmuştur.

Gazze Şeridi, 712 gündür ateş ve saldırı altındadır.

Bir halkın yok oluşu ve insani değerlerin harabeye dönüştüğü sahneler, insanlığın ortak hafızasına kazınmıştır.

Artık Gazze’de süregelen insani felakete tahammül kalmamıştır.

İsrail’in saldırganlığını artırarak genişletmesi, hem ülkemiz hem de çevresindeki coğrafyalar için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.

Bu tehdit karşısında ihtimaller üzerinde çalışılmalı ve tetikte kalınarak son derece temkinli hareket edilmelidir.

İsrail’in 9 Eylül’de Katar’a yaptığı hava saldırısı sonrası, 15 Eylül’de Doha’da yapılan Arap-İslam zirvesinin sonuç bildirgesi, Gazze’ye yönelik kara operasyonunu durdurmaya yetmemiştir.

Körfez ülkeleri başta olmak üzere tüm İslam âlemi, Filistin davasına sahip çıkarak artan soykırım vahşetine karşı somut ve sonuç odaklı politikalar geliştirilmelidir.

Gazzeli bebeklerin kanı üzerinden çıkar pazarlığı yapanlar, zulüm karşısında sessiz kalanlar, zalimlerle aynı safta yer alanlardır.

Bu nedenle, başta İslam ülkeleri olmak üzere uluslararası toplum, ABD-İsrail ortak yapımı cinayet ve yıkım politikasına karşı direniş göstermelidir.

Gelecek hafta yapılacak Birleşmiş Milletler Genel Kurul Toplantısı, bu konuda önemli bir fırsat olarak değerlendirilmelidir; İsrail’in küresel yalnızlığa hapsedilmesi sağlanmalıdır.

Sayın Cumhurbaşkanımızın Genel Kurul’da yapacağı konuşmanın, mazlumların ortak seslenişi niteliğinde olması beklenmektedir.

Ortadoğu’da adil, kapsamlı ve kalıcı bir barış, Filistin meselesi göz ardı edilerek sağlanamaz.

İsrail Başbakanı’nın ilk kıblemiz Kudüs ile ilgili tahakkümcü söylemleri, Cumhurbaşkanımızı hedef alan ifadeleri elbette göz ardı edilemez.

Kudüs’ün tarihsel ve manevi statüsüyle oynamaya çalışanlar, insanlık vicdanında yok sayılmaktadır.

ABD yönetiminin Siyonizm ve Kabala emellerinin bekçiliğine soyunması, 6 Aralık 2017 tarihinde Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak ilan eden karar, büyük bir rezalet olarak hatırlanacaktır.

Türkiye, doğru stratejilerle Kudüs meselesini uluslararası gündemde tutmayı başarmıştır.

İstanbul’da bulunan arkeolojik bulgulara dayanarak “Kudüs bizimdir” demek, tarih bilmezliğin ve cehaletin bir yansımasıdır.

2 bin 800 yıl öncesine kadar uzanan haklarımızın her yerde mevcut olduğu açıktır.

Unutulmamalıdır ki, Kudüs Harem-i Şerif’tir.

Kudüs, Miracımızın onurudur.

Kudüs, ilk Kıblemizin şeref payesidir.

Kudüs, İslam’dır; iftihardır, itibardır, iradedir, iffettir.

Kudüs, vatan, Kudüs, vicdan, Kudüs, ecdat, Kudüs hepimizin namusudur.

Bu namusa el uzatan Siyonizmin tetikçileri, insanlık nezdinde kaybetmeye mahkûmdur.

Kulun hesabı varsa, Allah’ın da bir hesabı vardır.

Oyunlarla elimizden alınan yerin adı Kudüs’tür.

9 Aralık 1917’de işgal edilen vatanımız Kudüs’tür.

İstanbul’dan atanan idarecilerle 4 asır yönetimimiz altında olan Kudüs, bizim şanımızdır.

Efendimizin mukaddes mirası, Hz. Ömer’in emaneti, Selahaddin Eyyubi’nin göz nuru, Yavuz Sultan Selim’in heyecanıdır Kudüs.

Kudüs’ü yüz yıl önce terk etmek zorunda kaldık; ama bu kez kaderine terk edemeyiz.

Hiçbir zafer bedava kazanılmaz, hiçbir başarı yatarak elde edilemez.</p

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın