Bahçeli’den Öcalan’a Barış Süreci Teklifi

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Bahçeli’den Öcalan’a Barış Süreci Teklifi

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin son dönemdeki ‘durdu’ ve ‘tıkandı’ ifadeleriyle dile getirdiği duruma yönelik atılımları, henüz somut bir sonuç doğurmamış olsa da, psikolojik açıdan etki yarattığı görülüyor. Temmuz 2025’te “Terörsüz Türkiye artık bir devlet politikası haline gelmiştir” diyen Bahçeli, Abdullah Öcalan için “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” teklifini gündeme taşıdı.

Bahçeli’nin somut önerileri özetle şu şekilde sıralanabilir:

1- Öcalan’ın kurucusu olduğu PKK üzerindeki etkisini sürdürmesi ve bu etkiyi artırması için örgütle doğrudan görüşme mekanizmaları sağlanmalı. Bu süreç, silah bırakmayla sınırlı bir zaman diliminde gerçekleşmelidir. Ayrıca, cezaevinde gazeteciler, akademisyenler ve sivil toplum temsilcileriyle de görüşebilme imkanı tanınmalıdır.

2- TBMM ve hükümet için iki ayrı komisyon kurulması önerilmektedir. Bu komisyonlar, Öcalan’ın yürüttüğü süreci takip edecek, gerekli yasal ve idari adımları atacak ve önerilerde bulunacaktır. 3- Kamuoyunun bu mekanizmalar hakkında bilgilendirilmesi ise devlet kontrolünde gerçekleştirilecek.

Bahçeli’nin TBMM’deki partilerden oluşan takip komisyonu önerisi, DEM Parti Eş Başkanı Tuncer Bakırhan’ın “süreci risklerden koruyacak, takibini yapacak, ‘barış izleme ve takip kurulu’” önerisiyle benzerlik taşıyor.

Bu öneriler, MHP’ye yakın olarak bilinen Türkgün gazetesinde yer buldu. Bahçeli, sürecin enfekte olmaması adına zaman kaybetmemek gerektiğini vurguladı. 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı nedeniyle yapılmayacak grup konuşmasını gazeteye taşıdığı düşünülüyor. Bu açıklamalar, ayrıca Kürt meselesi ve Orta Doğu üzerine çalışan araştırmacılarla akademisyenlerin makalelerinin yer aldığı bir kitabın tanıtım toplantısında da gündeme geldi.

Heinrich Böll Stiftung Derneği İstanbul Ofisi tarafından hazırlanan ‘Silahsızlanma ve Barış Arasında Kürt Meselesi’ başlıklı çalışmanın tanıtım toplantısında, Bahçeli’nin açıklamaları da gündeme geldi. Gazeteci Şirin Payzın’ın moderatörlüğünde gerçekleşen oturumda Doç. Dr. Vahap Coşkun, şu değerlendirmelerde bulundu:

“AK Parti ile MHP arasında sürecin genelinde büyük bir fark olduğunu düşünmüyorum. Ancak sürecin yürütülmesi ve hızı açısından taraflar arasında farklılıklar olabilir. Bu süreç, esasen PKK’nin silahsızlandırılması süreci. Başarıyla sonuçlandığında PKK silahsızlandırılmış olacak, siyasi bir yapıya dönüşecektir; fakat bu, Kürt meselesinin çözümü anlamına gelmeyecektir. Devletin tavrı, süreci tek aktörle yürütmek yönündedir ve bu nedenle Bahçeli, Öcalan’ın pozisyonunu önemli görmektedir. PKK içerisindeki farklı liderlik iddialarının ortaya çıkmasını engellemek için ‘kurucu önder’ ifadesini kullanıyor. Bu sebeple, Öcalan’ın pozisyonunu artırmaya çalışıyorlar. Ancak Öcalan’ın statüsü hakkında üç farklı yaklaşım mevcut: Dem Parti ve PKK’nin savunduğu statü, Öcalan’ın baş müzakereci olması. Bahçeli’nin tarif ettiği bir diğer aslında, mahkumiyet statüsünün saklı kalması koşuluyla Öcalan’ın belirli bir şekilde müzakere yürütmesi. Üçüncü yaklaşım ise AK Parti’nin fikridir; herhangi bir yasal değişiklik yapmadan, fiili bir koordinatörlükle bu süreci yürütmeyi hedefliyor. Bahçeli’nin açıklamaları, el yükselttiğini gösteriyor; çünkü koordinatörlük doğrudan Öcalan olacaktır ve bu koordinatörlük, PKK’nın silahlarının tasfiyesi ile sınırlı kalacaktır. Dikkat edilmesi gereken nokta, Kürt meselesinin çözümünden söz edilmemesidir.”

Toplantıda, Doç. Dr. Arzu Yılmaz’a şu soruyu yönelttim:

“Orta Doğu’da ülkelerin ‘merkezileşmenin’ dayatılması ile birlikte ‘tek merkez, tek lider’ siyasi okumasını sürece dahil ettiğimizde, PKK hareketini Öcalan’a indirgemek ve sorunu sadece Öcalan ile çözmeye çalışmak bu süreci nasıl etkiler, hareketi nasıl dönüştürebilir?”

Yılmaz, şu yanıtı verdi:

“PKK, 2003-2004’teki dönüşümüyle tekel olma arayışını KCK ile aşmaya çalıştı. İmralı ve Oslo süreçlerinde ortak karar alma mekanizmasının işlediğini gördük. Şu anda geldiğimiz aşamada, PKK’nın tasfiye sürecinde olduğunu düşünüyorum. Ancak bu bir nokta değil, bir virgül. Hareketin yeni bir şeye dönüşeceği aşamasındayız. KCK’nin ötesinde, komünler üzerinden daha parça parça ve yerelleşmiş yapılar oluşacak. Bu da yatay bir düzlemde karar alınmasına olanak tanıyan merkezsiz bir hareket projesi anlamına geliyor. Öcalan, bu radikal değişimde kritik bir cümle kurdu: ‘Tarihi sorumluluğu alıyorum. Ben kurdum, ben bitirdim.’ Görünen o ki, hareket ile Öcalan arasında bir anlaşma sağlanmış durumda. Dolayısıyla, çok daha merkezsiz ve yerelleşmiş bir örgütlenme söz konusu. Ancak bu sürecin hazırlanmasında tek aktör yine Öcalan. Bu bir paradoks. Amaç ve araç arasındaki uyum zorunlu değil; bu kez farklı bir durumla karşı karşıyayız.”

Arzu Yılmaz, Türkiye-İsrail ilişkileri konusunda da “Suriye’ye baktığımda, Türkiye ve İsrail’in çoktan anlaştığını düşünüyorum. Sonuç olarak, İsrail ve Türkiye bundan sonra rakipler. Ancak rakip olmaları, çatışmalarını gerektirmiyor. İran ile Türkiye, Orta Doğu’da 600 yıldır rakip. Fakat bu süre zarfında savaşmadılar ve Kürt meselesinde bu iki ülke arasında bir uzlaşma sağlandı.” şeklinde yorumda bulundu.

‘Silahsızlanma ve Barış Arasında Kürt Meselesi’ başlıklı çalışmada yer alan yazarlar arasında Metin Atmaca, Hamit Bozarslan, Namık Kemal Dinç, Tuncay Şur, Harun Ercan, Mesut Yeğen, Hasan Kılıç, Vahap Coşkun, Arzu Yılmaz ve Esra Elmas bulunmaktadır.

 

 

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın