Bahçeli’nin Açıklamaları: CHP ve Devlet İlişkisi

Haber MerkeziHaber Merkezi
2 okunma
Bahçeli’nin Açıklamaları: CHP ve Devlet İlişkisi

Devlet Bahçeli’nin geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamalar, karmaşık bir siyasi dönemin izlerini taşıması bakımından dikkat çekiciydi. 1999 yılından bu yana devlet yönetiminde belirleyici bir rol üstlenen bu parti, son dönemlerde ‘Kürt açılımı’ olarak adlandırılan sürecin de önemli bir aktörü oldu. Bu gelişmenin nedenleri ve arka planı ilerleyen zamanlarda daha net bir şekilde ortaya çıkacak; ancak şu anda, MHP’nin ve Bahçeli’nin kontrolündeki gelişmeler en belirgin unsur olarak karşımıza çıkıyor.

Bu bağlamda Bahçeli, iki önemli noktaya değindi. İlk olarak, CHP’nin mevcut durumu ve gelecekteki politikalarıyla ilgili görüşlerini dile getirdi. İkincisi ise, Abdullah Öcalan’ın ‘statüsü’ üzerineydi. Bu iki açıklamanın aynı dönemde yapılması, tesadüf olmadığına dair güçlü bir işaret sunuyor.

Bahçeli’nin siyasi üslubuyla yaptığı değerlendirmeler, CHP’nin mevcut yapıyı desteklemesi durumunda ‘butlan’ tehlikesinden kurtulacağını ifade ediyor. Bu düşünce, ustaca bir şekilde kaleme alınmış ve önemli bir politik anlayışı yansıtıyor. Ancak, bu sözlerin muhalif anlamlarını düşünmek de gerekiyor.

Bahçeli’nin dikkat çekici bir diğer noktası ise, CHP’nin tarihi varlığı ve devletle olan ilişkisi üzerine yaptığı vurgu. CHP’nin devletle çatışma içinde olmayacağına dair ima, aslında meselenin özünü oluşturuyor. Bu durum, Bahçeli’nin CHP’nin tarihine ve devletle olan ilişkisine dair önemli bir saptama olarak öne çıkıyor.

Gerçekten de CHP, 1992 yılında yeniden açıldığında Deniz Baykal liderliğinde bir ‘yeni’ kimlik oluşturmuş ve Atatürk’ü, partinin amblemiyle birlikte yansıtan nostaljik bir imajla kamuoyuna sunmuştu. Bu dönemde ortaya çıkan slogan ‘devleti kuran parti’, CHP’nin tarihine dair daha önce duyulmamış bir ifade biçimiydi.

O zamana kadar CHP, böyle bir kimliği asla benimsememişti. 1972’de parti genel başkanlığı yapan Bülent Ecevit, partisinin tarihini eleştirerek, onu halk partisi haline getirmeyi hedefliyordu. Baykal ve Ertuğrul Günay gibi isimler de, partinin o dönemdeki dönüşümünde önemli roller üstlenmişti.

Ecevit, döneminde yazdığı makalelerde CHP’nin ‘merkez’ partisi olduğunu, halkçılık ilkesinden hareketle çevreye açılması gerektiğini savunuyordu. İsmail Cem de benzer görüşleri benimseyerek, partinin dönüşümüne katkıda bulunmaya çalışıyordu.

Yine o dönemde Doğan Avcıoğlu, Tarihsel Blokun önemini vurguluyor ve Cumhuriyet devrimlerinin tamamlanmasının bu blokla mümkün olacağına inanıyordu. Ecevit, YÖN Bildirisini imzalamayı reddetse de, 1972-1980 CHP’si açıkça Tarihsel Blok karşıtı bir siyasi hareketti.

Yeniden açılan CHP, bir yandan geçmişi reddederken diğer yandan yeni bir program üzerinde çalışıyordu. Bu durum, partide ciddi bir iç çelişki yaratıyordu. Baykal, çağdaşlaşma hedeflerini bir kenara bırakarak partiyi 1930’ların kimliğiyle yeniden şekillendirdi. Kemalizm, bu dönemde partinin ideolojik kimliğinin merkezine yerleştirildi.

CHP, bu süreçte devletle özdeşleşti. Türkiye’nin siyasi yapısında bu durum oldukça tartışmalı bir konuydu. Adında halk kelimesi barındıran ama kendisini devletle birleştiren bir partinin iç çelişkileri kaçınılmazdı. Atatürk’ün mirası bağlamında, CHP’nin İş Bankası’ndaki temsil durumu bile tartışmaya açıktı.

Son günlerde, CHP’de uzun yıllar görev yapmış olan Tarhan Erdem’in anıları gündeme geldi. Erdem, CHP’nin 1992’deki yeniden açılmasının ardından bambaşka bir parti haline geldiğini vurguluyor. Bu saptama, CHP’nin geçmişle olan bağının zayıfladığına işaret ediyor.

Ecevit döneminde, CHP’nin devlet partisi haline geldiğini eleştirmiştim. 1980’de kapatılan CHP, Bülent Ecevit’le taban tabana zıt bir çizgide ilerliyordu.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun liderliğindeki CHP ise, 13 yıl boyunca birçok tartışmaya neden oldu. Şu an parti, Özgür Özel ve ekibi tarafından yönetiliyor. Yeni bir kuşak ortaya çıkarken, İmamoğlu’nun etkinliği de dikkat çekiyor. Ancak, partinin genel politika anlayışını değerlendirmek için henüz erken.

Devletten yana bir parti olmak, ya da devletle bütünleşmiş bir parti olmak, farklı anlamlar taşıyor. Devlet kuramları açısından, Türkiye’nin köklü devlet yapısı ve ideolojisi, milliyetçi bir temele dayanıyor. Milliyetçilik, seçkinci bir çevre tarafından tanımlanıyor ve bu ideoloji, kitlelere yayılmakta.

Türkiye’de kurucu ideoloji, kesinlikle milliyetçilik ve Türkçülük üzerine inşa edilmiştir. Bu ideoloji, 1912 yılında sistematik hale gelmiştir. İttihat ve Terakki ile CHP kadroları, bu milliyetçilik anlayışını devralmıştır. 1930’lardan itibaren bu sorunların altında yatan temel parametre budur.

Son çeyrek yüzyıldaki tartışmalar, bu anlayışla doğrudan ilişkilidir. Eski DP, AP ve ANAP kadrolarının yönetici elitleri, CHP’den gelmiştir. Türkiye’deki laiklik ve Batılılaşma, İttihatçılık ve CHP ideolojisiyle iç içe geçmiş durumdadır.

Bu bağlamda, devletin bir kesiminin CHP’yi bir ’emniyet subabı’ olarak gördüğü söylenebilir. CHP, geçmişte olduğu gibi, yine de kurucu parti olarak kalmaya devam edecektir. Bahçeli’nin vurguladığı gibi, modern devlet geleneğinin bir parçası olarak CHP’nin rolü, önemini korumaktadır.

Devletin zihnindeki CHP tanımının bu şekilde oluştuğu düşünülürse, Kürt sorununu ele alırken bu perspektiften yaklaşmak ve Bahçeli’nin açıklamalarını dikkatle dinlemek önemlidir.

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın