Bahçeli’nin Öcalan Önerisi: Barış mı, Tiyatro mu?

Haber MerkeziHaber Merkezi
1 okunma
Bahçeli’nin Öcalan Önerisi: Barış mı, Tiyatro mu?

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ömür boyu hapis cezasına çarptırılan PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Kürtlerle “Barış Süreci Koordinatörü” olarak atanmasını talep etti ve böylece kendisine hukuksal bir statü kazandırılmasını önerdi.

Bahçeli, bu önerisini partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) grup toplantısında, kapalı kapılar ardında değil, basın önünde ifade etti.

Bu açıklama yapıldığı sırada, iktidar partisi tarafından henüz bir yanıt verilmemişti.

Dolayısıyla, bu önerinin Kuzey Kıbrıs’taki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin tanınmaması, “kayyımlanan” seçilmişlerin göreve iade edilmesi gibi daha önce gündeme gelen ve iktidar tarafından dikkate alınmayan önerilerle birlikte mi kalacağı belirsizliğini koruyor.

Buna rağmen, bu öneriyi ciddiye alarak hukuki ve siyasi açıdan değerlendirmek faydalı olacaktır.

Hukuksal açıdan bakıldığında, Öcalan halen on binlerce kişinin ölümünden sorumlu bir terör örgütünün lideri olarak ömür boyu hapse mahkûm edilmiş bir kişidir.

Cezası kesinleşmiş olup, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) dahil uluslararası hukukta bu ceza meşru kabul edilmektedir.

Hukuk sistemimiz gereği, böyle bir suçtan mahkûm olan birine Barış Koordinatörlüğü gibi resmi bir görev verilmesi mümkün değildir.

Bu durumun gerçekleşebilmesi için, Öcalan hakkında af çıkarılması gerekmektedir.

Özel bir af değil, genel bir af söz konusu olmalıdır.

Zira, hukuken özel af, kamu haklarını iade etmediğinden, resmi görev almayı mümkün kılmamakta, yalnızca kişiyi özgür kılmaktadır.

Genel af ise, cezanın tüm sonuçlarını ortadan kaldırdığı için, resmi görev alımına engel teşkil etmemektedir.

Genel af, sadece TBMM tarafından kanunla yapılabilir.

Özel af ise, belli suçlar ya da kişilere yönelik olarak, ya özel af kanunuyla ya da Cumhurbaşkanı’nın özel kararıyla uygulanabilmektedir.

Umut hakkı ise, iç hukukta mevcut değildir.

AİHM içtihatlarına göre, ömür boyu hapse mahkûm edilen kişilerden cezasının büyük kısmını çekmiş olanlar için, ilgili devletin kendi iç hukukunda belli şartlarda özgürlüğe kavuşmalarına olanak tanıyacak düzenlemeler yapması beklenmektedir.

Bu içtihat, cezasının 30 yılını dolduran her mahkûm için otomatik hak niteliği taşımamakta ve her üye devletin parlamentosu bu düzenlemeleri kendi takdirine göre belirleyebilmektedir.

Ayrıca, mevcut hukuk sistemimizde “barış süreci koordinatörlüğü” gibi bir resmi görev bulunmamaktadır.

Eğer böyle bir görev oluşturulacaksa, bunun TBMM tarafından kanunla belirlenmesi gerekecektir.

Kanunla belirlenen bir resmi göreve atanan kişi, idare hukuku açısından “kamu görevlisi” sayılacaktır.

Öcalan gibi bir mahkûmun bu göreve atanabilmesi, ancak kendi işlediği suçları da kapsayan bir genel af çıkarılması halinde mümkün olacaktır.

Hukukta genel affın belirli kişilere yönelik değil, suçlar için çıkarılabileceği kabul edilmektedir.

Buna göre, Bahçeli’nin önerdiği “barış süreci koordinatörlüğü”, ancak TBMM tarafından bir genel af çıkarılmasıyla mümkün olabilir.

Eğer Bahçeli, “genel af” önerisi getirmiyorsa, Öcalan için yaptığı bu öneri hukuksal açıdan geçerlilik taşımamaktadır.

Toplum genel affa mı hazırlanıyor?

Siyasi açıdan incelendiğinde, Türkiye’de en son genel af 1974 yılında çıkarılmıştır.

Bu durum, yaklaşık 50 yıl önce gerçekleşmiş bir olaydır ve hukuksal bir meseleden çok, siyasi bir tercih meselesidir.

Genel affın, toplumda infial yaratan bazı suçları kapsamamasının mümkün olduğu da unutulmamalıdır.

Kişisel görüşüm, özellikle ağır suçlar için genel affın uygun olmadığını belirtmekteyim.

Bu bağlamda, Bahçeli’nin önerisi ve son gelişmelerin, toplumda genel affın “pişirilmesi” ve kamuoyunun buna hazırlanması amacı taşıdığı izlenimini veriyor.

Öcalan ve PKK unsurları bağlamında, ana muhalefetin de bu duruma ikna edilmek istendiği düşünülmektedir.

Türkler Öcalan’ın koordinatörlüğünü benimser mi?

Eğer hukuksal engeller aşılır ve Öcalan önerilen koordinatörlük görevine getirilirse, barış süreci olumlu bir sonuç doğurur mu?

Böyle bir “koordinatörlük”, Türkler ile Kürtler arasında gerçek bir barış sağlanmasında olumlu bir etki mi yaratır, yoksa olumsuz bir etki mi doğurur?

Bu konuda kanaatim olumsuzdur.

Böyle bir barış sürecinde, Kürtler açısından ana muhatap Abdullah Öcalan olacaksa, bu girişim baştan itibaren geçersiz gibi görünmektedir.

Kürtlerin çoğunluğunun bunu istediği açıktır, ancak Türklerin büyük çoğunluğunun Öcalan üzerinden bir barış girişimini kabullenmeyeceği de aşikardır.

Türkler nezdinde böyle bir barış sürecinin başarılı olabilmesi için, Kürtler tarafındaki meşru temsilcilerin, teröre bulaşmamış ve seçilmiş kişilerden oluşması gerekmektedir.

Örneğin, Selahattin Demirtaş gibi bir figür sürecin yürütülmesinde daha uygun bir muhatap olabilir.

Öcalan üzerinden bir barış sürecini zorlamak, seçim mühendisliğine yönelik bir tiyatro oyunu olarak değerlendirilebilir.

Özetle, toplumdaki birçok dinamik göz önünde bulundurulduğunda, barış için sağlanan koşulların oldukça karmaşık olduğu anlaşılmaktadır.

 

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın