
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, SÖZCÜ TV’de yayınlanan ‘Liderler Özel’ programına konuk oldu. Programda SÖZCÜ TV Genel Müdürü Güney Öztürk, Genel Yayın Yönetmeni İpek Özbey ve Ankara Temsilcisi Aslı Kurtuluş Mutlu’nun sorularını yanıtlayan Bakırhan, gündeme dair çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Bakırhan’ın SÖZCÜ TV’ye yaptığı açıklamalardan bazı alıntılar şu şekilde:
“- Öncelikle belirtmek isterim ki Halep, Suriye’nin önemli bir şehridir. Farklı inançların ve kimliklerin yüzyıllardır bir arada yaşadığı stratejik bir kenttir.”
“- SDG, Suriyeli bir örgüt olarak Suriye menşelidir. Şu anda yönetimde olan Şara Hükümeti ile birlikte hareket etmektedir. Eğer Şara konuşursa, Suriye’nin geçiş sürecindeki devlet başkanıdır denilebilir. Mazlum Abdi konuşursa, o da SDG’nin yöneticisidir.”
“- Sayın Fidan’ın, Suriye’nin bir bakanı gibi davranması, gerçekten anlaşılabilir bir durum değil.”
“- Şara ve SDG yöneticileri bir araya gelmeli; başta Halep meselesi olmak üzere, Kürtlerin oradaki taleplerini müzakere etmelidir.”
“- Fidan, sürekli tehditkar bir dil kullanıyor ve güç kullanımı hakkında konuşuyor. Halep’te gücü kullanan Türkiye mi, Şara Hükümeti mi, bu durum insanları düşündürüyor.”
“- Halep’taki sorun elbette çözümlenmeli. Suriye’deki bu mesele artık acil bir çözüm bekliyor. Hemen yanı başımızda, sınırımızda olan bu durum Türkiye’de önemli bir Gündem oluşturuyor.”
“- Çözüm oldukça basit. Sayın Fidan’ın bahsettiği gibi zor değil. Kimsenin yerinden edilmesine veya göç etmesine gerek yok.”
“- Eğer Suriye, Esad’ın devrettiği geleneklerle devam edecekse, oradan bir çözüm beklemek zor. Esad döneminde tekçi bir yönetim vardı ve bu tekçilik Müslümanlara, Kürtlere ve farklı inanç ve etnik kimliklere sahip insanlara dayatılıyordu.”
“- Suriye’de henüz oturmuş bir rejim yok. Rejimin karakteri belirsiz: Demokratik mi, kapsayıcı mı olacak? Anayasasında Kürtler, Aleviler, Dürziler, Türkmenler ve orada yaşayan tüm milliyetler yer alacak mı, bunu bilmiyoruz.”
“- Şu an geçici bir hükümet var ve kayıtsız şartsız ‘silahları bırakın, teslim olun’ deniliyor.”
“- Bu tehdit dili yerine, başta Sayın Fidan olmak üzere herkesin yapması gereken, Türkiye’nin Suriye’deki bir meseleyi çözmesine nasıl katkı sunabileceğini düşünmektir. Eğer gündemimizi oraya alabilirsek, kesinlikle yardımcı olabiliriz.”
“ÖCALAN’IN ÇAĞRISINDA SDG YOKTU”
“- 27 Şubat çağrısı, bir biçimde Öcalan ile örgüt arasında iyi bir ilişkiyi sürdürüyor. Ancak şu anda SDG’nin konuşulmadığı bir ortamda, bu çağrının tüm Kürtleri ilgilendirdiği söylenemez. Bu adaletsiz bir durum.”
“- Ayrıca, ‘tamam’ deniyor ama SDG de bu sürecin içinde olmalı. Hala insanlar güvenmiyor, hala adımlar atılmadı. Hala silahı bırakanlar kendi kamplarına geri döndü. Böyle bir durum söz konusu olamaz.”
“- Türkiye, silah bırakılmasını istiyordu. Silah bırakanların sosyal ve siyasal yaşama katılacağı söyleniyordu. Ancak şu anda tek taraflı olarak ciddi adımlar atıldı.”
“- Buna rağmen yeni bir şey söyleniyor: ‘Bu SDG’yi de ilgilendiriyor.’ Suriye başka bir egemen, Irak başka. 27 Şubat çağrısında bu süreç tüm coğrafyadaki Kürtleri ilgilendiriyor denmedi.”
“- SDG, PKK ile bağlantılı değil mi? SDG’nin yapısı, Araplar, Türkmenler, Ezidiler gibi farklı etnik gruplardan oluşuyor. PKK, SDG’ye silah bırakma önerisinde bulunabilir.”
“- Öcalan’ın düşünceleri, Suriye’deki Kürtler üzerinde etkili. Ancak henüz bir şey yapılmamışken, verilen sözler yerine getirilmemişken, Suriye’deki SDG’yi merkeze almak gerçekçi değil.”
“BU KANDİL NASIL BİR ŞEYMİŞ?”
“- Yüz yıllık bir meseleyi tartışıyoruz. Türkiye ne yaptı ki Suriye’de? Hangi adımı attık? İnsanların yaşamına dokunan hangi pozitif gelişme sağladık?”
“- Biz iki bine yakın toplantı yaptık. Hayatımda bu kadar zorlanmadım. ‘Hoş geldiniz’ diyerek toplumsallaştırmaya çalışıyoruz. Çünkü inanıyoruz ki Türkiye’de çatışmasız, şiddetsiz bir süreç olmalı.”
“- Kandil’den bir devlet başkanı bunu söylüyorsa, Dışişleri Bakanı da aynı şeyi ifade ediyorsa, madem SDG Kandil’den talimat alıyorsa, delillerini ortaya koysunlar, biz de görelim. Bu Kandil nasıl bir şeydir?”
“- Bir ara, bizim demokratik zemini yönettikleri söyleniyordu. İyi ki, adaylarımızı sandıkla seçtik. O sandık görüntülerini gösteriyoruz; on binlerce delegemiz sandığa gitti ve kendi yöneticilerini seçti.”
“İŞİ ZORA SOKAN SÖYLEMLERİN SÜRECE KATKISI YOK”
“- Üst düzey, işi zora sokan söylemlerin bu sürece katkısı yok. Kürtler, Orta Doğu’daki Kürtler Öcalan’dan etkileniyor mu? Evet, Öcalan orada.”
“- Öcalan adada değil mi? Devlet neden bu kadar zorluyor? Bir devlet yetkilisi gider, ‘Bu çağrı Suriye içindir’ der. Madem Öcalan söylemiş, biz de inkâr ediyorsak…”
“- Yılbaşının ertesi günü, Öcalan’ın yollayacağı mektupta SDG’ye bir çağrı yapmasını bekliyoruz.”
“- En gerçekçi çözüm, kamuoyunu yanıltmayan söylemlerle mümkündür. Mazlum Abdi’yi alalım ya da SDG’den birkaç yöneticiyi alalım. Devletin kameralarını koyalım ve kamuoyu duysun.”
“- Öcalan’ın çağrısı kamuoyuna duyurulmalı. Öcalan söylenmediği sürece, bunu sizin aracılığınızla nasıl paylaşabiliriz? Toplumu yanıltmak istemiyoruz.”
AYRINTILAR GELİYOR
www.sozcu.com.tr internet sitesinde yayınlanan yazı, haber ve fotoğrafların her türlü telif hakkı Mega Ajans
ve Rek. Tic. A.Ş’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



