
Bu topraklar, kırk yılı aşkın bir süredir derin acılar ve ağır bedellerle yüzleşiyor. Ölümler, kayıplar, göçler, boşalan köyler ve parçalanan hayatlar, çocuklarını toprağa veren annelerin hikayeleri…
Acı, Türkçe ve Kürtçe dillerinde kendini ifade ederken, aynı evlere, aynı sofralara ve aynı yüreklere düşmüş durumda. Artık hangi acının kime ait olduğu üzerine tartışmak yerine, yeni acıların önüne nasıl geçeceğimizi düşünmeliyiz.
Bugün Meclis gündemine gelen çerçeve yasayı bu hafızayla değerlendiriyorum. Yasanın amacı, silahların kalıcı biçimde devreden çıkmasının ardından hukuki süreci düzenlemek, silahsızlanmanın önünü açmak ve uzun yıllardır silahların gölgesinde kalan bir meselenin hukuk ve siyaset alanına taşınmasını sağlamaktır.
Elbette hiçbir yasa tek başına barışı tesis edemez. Barış, bir kanun maddesine sığmayacak kadar derin, toplumsal ve insani bir meseledir. Yasanın eksiklikleri tartışılabilir; maddeleri eleştirilebilir ve daha demokratik, kapsayıcı olması için talepler olabilir. Tüm bunlar önemlidir.
Ancak eğer önümüzde insanların hayatını tehdit eden bir durumdan uzaklaşma fırsatı varsa, bu fırsatı değerlendirmek için çaba göstermeliyiz.
Bu sürecin samimiyeti, zamanla anlaşılacaktır.
Adı barış olan bir süreç, ihtimaline bile sırtımı dönemem. Çünkü benim için önemli olan, barışın kime siyasi kazanç sağlayacağı değil, savaşın bu ülkenin insanlarından ne götürmeyeceğidir. Dileğim, bu sürecin tüm taraflarının aynı sorumlulukla ve iyi niyetle hareket etmesidir.
Bu düşüncelerimi, bugün ortaya çıkan bir tartışmanın heyecanıyla ifade etmiyorum.
Bir sanatçı olarak yaklaşık yirmi beş yıldır, bu ülkenin hafızasına, Kürt meselesine, kayıplarına, göçlerine ve yüzleşmekten kaçındığımız acılara kafa yordum. Bu konuları sanatımın merkezine aldım ve eserler ürettim. En zor ve tartışmalı alanlara girdim. Bunun sonucunda eleştiriler, linç girişimleri ve sansürle karşılaştım.
Yine de geri adım atmadım.

Ahmet Güneştekin’in Hafıza Odası sergisinden
Çünkü sanatçı, bir partinin, iktidarın, muhalefetin ya da herhangi bir siyasi düşüncenin sözcüsü değildir. Sanatçı önce bir bireydir. Kendi vicdanıyla, aklıyla ve iradesiyle hareket edebilmelidir; gerektiğinde herkesin sustuğu yerde sözünü söyleyebilmelidir.
Ben de bağımsız bir sanatçı olarak bugün kendi vicdanımdan konuşuyorum:
Barış, kusursuz olmayabilir. Eksiklikler taşıyabilir, zorluklarla dolu olabilir ve cesaret isteyebilir. Ancak barış ihtimali, savaşın sürmesinden her zaman daha değerlidir.
Bir gerçeği daha net bir şekilde ifade etmek gerekiyor.
Eğer bugün tarihi bir barış fırsatı söz konusuysa, bu fırsatın ufku, silahların susmasından çok daha geniş olmalıdır. Barış, insanların kendilerini hukuk önünde güvende hissettikleri, düşüncelerini korkusuzca ifade edebildikleri ve adaletin kimliğe ya da siyasi görüşe göre değişmediği yeni bir toplumsal iklim yaratmalıdır.
Eğer bu süreç ve çıkarılacak yasalar, insanların özgürlüklerine kavuşmasının önünü açacaksa, özgürlük seçici olmamalıdır.
Ahmet Güneştekin’in Hafıza Tepesi adlı eseri
Hangi partiye, kimliğe, düşünceye veya siyasi görüşe ait olursa olsun, düşünce, söz ve siyasi faaliyetleri nedeniyle özgürlüğünden mahrum bırakılan gazeteciler, siyasetçiler, yazarlar ve düşünce insanları için de aynı hukuk geçerli olmalıdır.
Silah bırakanların özgürlüğü için çaba gösterirken, silah almamış insanların özgürlüğünü göz ardı etmek büyük bir çelişki olur.
Bir kesime özgürlük getirip başka bir kesimin özgürlüğünü görmezden gelerek toplumsal barış sağlanamaz. Barışın hukuku, kişiye, kimliğe, partiye ve düşünceye göre değişmemelidir.
Adalet, herkes için adalet olduğunda değerlidir.
Özgürlük, herkes için özgürlük olduğunda anlam kazanır.
Barış, herkesi kapsıyorsa gerçek barıştır.
Ahmet Güneştekin’in “Kayıp Alfabe” adlı sergisindeki “Yoktunuz” adlı eseri
Bu ülke, savaşı yeterince denedi ve sonuçlarını hep birlikte gördük.
Binlerce insanı kaybettik ve kuşaklar boyunca taşınacak acılar biriktirdik. Birbirimizden uzaklaştık ve korkularımızı büyüttük.
Şimdi önümüzde bir fırsat varsa, geçmişin öfkesiyle bu fırsatı tüketmek yerine, geleceğin cesaretiyle büyütmeliyiz.
Barış, geçmişi unutmamak demektir. Aksine, geçmişte yaşanan acıları hatırlayıp, aynı acıların bir daha yaşanmaması için ortak bir irade sergilemek gerekir.
Geçmişi değiştiremeyiz ve kaybettiklerimizi geri getiremeyiz.
Ancak geçmişin, çocuklarımızın geleceğini rehin almasına izin vermemeliyiz.
<p style="color: window </p>Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



