
Barış süreci çerçevesinde, masanın diğer ayağını temsil eden siyaset ve devlet tarafında somut adımların atılmaması, sürece dair güvensizliği daha da derinleştiriyor.
Bu durumu sıklıkla tanınmış isimlerin tahliyeleri üzerinden örneklendiriyoruz.
Fakat, gündeme pek gelmeyen bir diğer önemli konu var: Örgütün feshedilmesine rağmen, ‘örgüte katkı’ suçlamasıyla ceza almaya devam eden gazeteciler, yazarlar ve düşünce insanları.
Yani tahliyeleri bir kenara bırakın, yeni tutuklamalar ve suçlamalar da durmaksızın devam ediyor!
Bu durum genellikle Kürt medyasında çalışan ya da bu alanlarda yazılar kaleme alan, Kürt kazanımlarını savunan kişiler için geçerli.
Sürecin gidişatını değerlendirmek açısından bu meseleyi önemli buluyorum; son zamanlarda Kürtlerin ifade özgürlüğü davalarında cezasız kapanan veya istinaftan dönen dosyalara pek rastlayamıyorum.
Bu konuda öğretmen Bilge Aksu’nun yaşadıklarını da aynı merakla takip ettim.
Bilge Aksu, “PKK üyeliği” suçlamasıyla dikkate değer bir ceza almış ve bu haber ilgimi çekti.
“PKK mı kaldı ki üyeliği hâlâ suç olsun?” sorusuyla duraksadım. Binlerce insan yasal düzenlemelerle tahliye beklerken, devam eden yeni cezalar gerçekten dikkate değer ve önemli bir mesaj taşıyor.
Örgüt üyelerinin Kandil’den gelip topluma karışabileceği, siyaset yapabileceği konuşulurken, bu tür kararlar oldukça çelişkili. Bu yüzden bu konuyu önemsiyorum.
Aksu’nun dosyasını araştırmaya bu düşüncelerle başladım.
Özgür Politika ve Bianet’te bu konuya dair iki habere rastladım.
Alternatif medyadan edinilen bilgiler, ilk habere göre çok daha farklıydı; bunu da şaşırtıcı bulmadım!
Bilge Aksu, müstear adla yazılar yazan bir edebiyat öğretmeni.
Kürt medyasına -Politik Art, Özgür Politika- edebiyat alanında yazılar kaleme alıyor. Bu yazıların karşılığı olarak aldığı ücretler nedeniyle “üyelik” iddiasıyla yargılanıyor ve 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılıyor.
Eğer bu karar kesinleşirse, Aksu işsiz kalabilir ve meslekten men edilebilir.
Kendisi, çevresel olarak ‘Kürt meselesi’nin etkilerini de doğrudan yaşamış biri.
Bianet’ten Hikmet Adal’ın haberinde Aksu, “Bu yargılama sadece hukuki bağlamda değil, özel ilişkilerimi de baltalıyor. Ailem ve çevrem Kürt coğrafyasına ve gerçekliğine uzak insanlar. Bu yüzden duygusal destek de alamıyorum.” ifadelerini kullanıyor.
Belki de Türk olup Kürtlere yakın durmanın ne demek olduğunu bildiğim için, onunla konuşmak istedim.
39 yaşında ve 12 yıllık bir edebiyat öğretmeni olduğunu, ilk görev yerinin Hakkâri olduğunu ve mesleğine İstanbul’da devam ettiğini öğrendim.
Aksu, Kürt meselesiyle tanışmasının öğretmenlik döneminde olmadığını, üniversite yıllarında Edebiyat Fakültesi’nde tanıştığı Kürt arkadaşlarından bahsettiğini belirtti.
Dosyasının ve bu durumun mesleğine etkilerini soruyorum; öğretmenliğe devam edebilecek mi?
“Geçen yılki gözaltı ve tutuklanma sürecimde 8 ay boyunca açığa alınmıştım. Temmuz 2025’te tahliye edilince mesleğime geri döndüm. Şimdi ne olacağını bilmiyorum. Açığa alınma genellikle ‘görevi başında bulunmanın sakıncalı olduğu’ durumlarda uygulanıyor. Yani görevi kötüye kullanmış olsaydım, rüşvet alsaydım ya da bir istismar suçlamasıyla karşı karşıya kalsaydım açığa alınmam gerekirdi. Şu an ortada bir ‘örgüt kartı’ var. Burada nasıl bir karar alacaklarına bağlıyım. Ayrıca ironik bir durum var; okul müdürüm, bu yargılamanın konusu olan dergicilik-editörlük konusundaki yeteneklerimi düşünerek bir dergi çıkarmamı istemişti. Devletin bir kurumu bunu talep ederken, diğer taraf 6 yıl ceza vermiş oldu…”
Ne ile suçlandığını sorduğumda, “Ben, gazeteci arkadaşlarımla etkileşimlerim ve yazmakta olduğum mecralardan aldığım telif ücreti gerekçe gösterilerek PKK ile bağlantılı olduğum iddiasıyla yargılandım. Üyelikten de ceza aldım.” yanıtını veriyor.
Peki, öğretmenlik ne olacak bu kararla?
“Eğer aksi bir tasarrufta bulunmazlarsa, kendi işimi en iyi şekilde yapmaya devam edeceğim. Mahkemeye sunduğumuz belgeler arasında 3 başarı belgesi ve 2 Türkiye finali var. 4 bin kitaplık bir kütüphane kurup devlete teslim ettim. Kostüm tasarımı yaptırdığım öğrencilerim Mimar Sinan’a girdi, tiyatroya aldıklarım bugün oyuncu oldu. Bu tarz çalışmalarım yıllardır devam ediyor ve devam edecektir…”
İnsan hikâyenin içine girdikçe mesele haber olmaktan çıkıyor. Ben de artık meselenin sadece bir okuru olmaktan çıkıp, şimdi bu hikâyeyi yazarak size aktarıyorum.
Bu noktada, barış gazeteciliğinin ne anlama geldiğini bir kez daha vurgulamak istiyorum. Yaşananları bilmeden, kişilere dokunmadan olayları anlamak oldukça zor.
Örgüt üyeliği iddiasını içeren bir haberi tartıştıkça, konunun nereye gittiğini görüyorsunuz!
Bu kararı nasıl yorumladığını, şaşırıp şaşırmadığını merak ediyorum; zira barış sürecindeyiz, değil mi?
“Son 1,5 yılda bazı davaları ekstra dikkatle takip ettim. 2024’ün son aylarından 2025 Şubat sonuna kadar sayısız operasyon, gözaltı ve tutuklama yapıldı. Bir yandan demokratikleşme konuşmaları yapılırken, bazı davalarda eski anlayışın devam ettiğini görüyorum. Kimseden bir lütuf beklemiyorum; bu tür tuhaf yargılamalarla insanlar esir alınmamalıdır.” diyor.
Telif işini sorduğumda; “15 yıldır kültür sanat alanındayım. Çoğunlukla izleyici ve okuyucu olarak bulunuyorum. Zaman zaman kendi gözlemlerimi, çıkarımlarımı ya da eleştirilerimi yazarım. Bunu belirli bir mecra için değil, yayın politikası uygun olan her yerde yaparım. Yazmak bir beceri değildir, bir emek işidir. Bunun maddi ve manevi karşılığını almak herkesin hakkıdır. Ancak güven
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



