
Bu ülkede “süreç karşıtı” olarak adlandırılan bir grup gazeteci ve akademisyen bulunuyor.
Bu durum gerçekten de insanı hayrete düşürüyor. Herkesin barış elçisi ya da barış savunucusu olmasını beklemek mümkün değil; bu elbette bir tercih meselesi. Ancak barışı engelleyen bir yaklaşım benimsemek, barışın sona ermesini istemek ve bunu ifade etmek, haber yapmak bana son derece ahlaksızca geliyor.
Bu kişiler arasında kendilerini ‘muhalif’ olarak tanımlayanlar da var. Hatta bazıları solculuk iddiasında bulunuyor. Ancak bu, Türkleştirilmiş ve evrensel olmayan bir sol anlayış. Ne olursa olsun, ‘solcuyum’ ya da ‘sosyalistim’ diyorlar.
Fakat insan hayatını öncelemeyen bir sol anlayıştan bahsediyoruz burada. Her kim olursa olsun, evlatların ölmemesi gerektiğini savunamayan bir sol düşünceyle karşı karşıyayız.
Belki de Türkiye’deki solun en problemli hali bu!
Bu noktada, solu doğru bir şekilde temsil edenlerin bu kişilerle tartışarak solun tanımını netleştirmeleri lazım.
Çünkü bu ne ne solculuk ne de sosyalistliktir!
Gözlemliyoruz ki, bu kişiler barış süreci bozulsa bile, barışa destek verenlerin üzerinde baskı kurmak için hazırda bekliyorlar.
Her kriz döneminde bu durumu açıkça belli ediyorlar.
Peki, barışı sahiplenenlere neden bu kadar öfkeliler?
Tek nedenin, barışa sahiplenmeleri olduğu anlaşılıyor. Başka bir gerekçe sunmakta zorlanıyorlar.
Bazıları “İktidarla iş birliği yapıyorlar, bu yüzden barışı destekliyorlar. Bu iktidarla barış mı olur?” diye sorguluyor.
Ama söz konusu kişiler, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın adım atmama konusundaki haklılık payını da savunabiliyorlar.
Kürt karşıtlığı, bu kişileri barışın dışında kalan her konuda ve herkesle uzlaşmaya ikna edebiliyor.
Bunlar, ünvanları ve şöhretleriyle dikkat çeken insanlar.
Barışı savunanları hedef almayı ve sürecin olumsuz etkilenmesine neden olacak bir dil kullanmaktan çekinmiyorlar.
Barışın size ne zararı var?
Siyasi nedenlerle desteklememek istiyorsanız, kösteklemek ne demek? Bu nasıl bir mantık?
Her fırsatta barışı sahiplenenlerin boğazını sıkmayı bekliyorlar.
Yazdıkları, duyumları ve kulisleriyle adeta savaşı destekler nitelikte bir tutum sergiliyorlar.
Savaşın zihniyetine hizmet ediyorlar.
Çatışma dilini kullanarak tarafları tahrik etmeye çalışıyorlar.
Buna gazetecilik, düşünce insanlığı ya da tarihçilik gibi sıfatlar yakıştırıyorlar.
Oysa önce insan olabilmek, diğer sıfatları da alabilmenin ön koşuludur!
Sıklıkla belirttiğim gibi, Kürt kazanımlarını önceleyerek barışı savunan tüm meslektaşlarım onurlu insanlardır.
Sadece barış için emek harcamak, kalem oynatmak ve bu konuda düşünen biri olmak, onurlu insan payesini kazanmaya yeter!
Ayrıca, süreçleri başlatan ve bu süreçlerden faydalanmayı düşünen herkesin barışı desteklemesi, barış dilini yaygınlaştırması ve barış gazeteciliğinin öncüsü olması, insanlık onuruna sahip çıkmaktır.
Tarafların kim olduğuna bakılmaksızın, her geçen günün kutsanması gerektiği bilinciyle hareket edilmelidir.
Varsın, üzerlerinde tepinmek için hazır beklesinler; varsın düşmanlık büyütsünler; varsın barışa köstek olsunlar, bunu da kendilerini ‘muhalif’ olarak tanımlayan insanlar gibi yapsınlar…
Size, dilinize, düşmanlığınıza, aşamadığınız kimlikçiliğinize ve belki de farkında bile olmadığınız milliyetçilik sözleşmelerinize rağmen barış, kutsaldır; barışı desteklemek ise bir o kadar değerlidir.
Bu hayatta barış karşıtı olmak, savaş sempatizanı olmaktır!
Bu yükü taşımak, bence yeterli bir cezadır!
Peki, neden Kürt barışını desteklemiyorsunuz? Bunu açıkça ifade edin, artık anlayalım!
Barışı destekleyenleri yandaşlıkla suçlarken aslında hükümetin işini kolaylaştırdığınızı fark etmiyor musunuz?
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



