
GÜNLÜĞÜMÜN SAYFALARI ARASINDAN – 14
Gece olunca günlüğümdeki sayfalar arasında kaybolmuşum, yaşlı anılarla dolu…
BEHDİNAN, 2013 YILI MAYIS AYI
Dağların arasında, ortasından coşkuyla akan suyu ile yemyeşil bir vadiye gizlenmiş bir PKK kampı… Gerillanın anlattıkları:
“Bu vahşi coğrafyanın adı Behdinan… Şu anda bulunduğumuz yer Behdinan’ın Metina bölgesi… Zap Suyu ile Habur Suyu’nun arasında, dağların yoğunlaşarak bir araya geldiği topraklar… Sağ tarafımız Türkiye sınırı, Çukurca… Bu dağ silsilesine Metina diyoruz. Medya Savunma Alanları, 2003’ten beri bizim kontrolümüzde… Irak-Türkiye, Irak-İran sınırı ve İran sınırı boyunca uzanan Kandil dağları var… Uzaklarda sol taraf Uludere, Beytüşşebap ve Şırnak; sağ taraf ise Çukurca ve Zap Vadisi’dir.”
Mayıs 2013. Toprak yola sapıyoruz. Meşe palamutları, incir ve ceviz ağaçları arasında kayboluyoruz. “Buradan üç saatlik gerilla yürüyüşüyle sınıra varılır; dağların arkası Çukurca’dır” diyor kod adı Bahoz Erdal olan Fehman Hüseyin. Suriyeli bir Kürt ve PKK’nin askeri gücü HPG’nin önde gelen komutanlarından biri. Dağ tepeleri sisle kaplı, akşam yağış bekleniyor. Bu kötü bir haber; çünkü gün batarken dağa tırmanmaya başlayacağız, Van bölgesinden sınır dışına çekilmekte olan ilk gerilla grubunu karşılamak için… Kara bulutlar ufukta görünmeye başladı.
“Bu hava Kuzey’de (Türkiye Kürdistanı) fırtına demektir. Dağda kar, vadide yağmur demektir. Bu da çekilmeyi zorlaştırır. Bu yıl bahar hiç bitmek bilmedi” diyor.
Güzel bir ceviz ağacının altında öğle yemeği yiyoruz. İncir ağaçları, dutlar, pembe çiçek açmış silanlar (kuşburnu) ve Kürdistan gülleri masayı süslüyor. Yuvarlak yufkalar, nohutlu İran çilavı, taze kuzunun haşlanmışı, kavurması ve ayran… Fehman Hüseyin’in medya ilişkilerini düzenleyen Umut bana dönüyor:
“Vedat Milor’a söyleyin, bir kere de buralara gelip gerillanın yemeğinin tadına baksın.”
“Zor bir yürüyüş olacak, sınırda buluşmak üzere…”
Bulutlar iyice alçalmış, yağmur hafifçe çiselenmeye başlamıştı. Ben geceyi düşünüyorum. Dağa nasıl tırmanacağım? Belli etmiyorum ama heyecanlıyım. Fehman Hüseyin beni caydırmaya çalışıyor gibi. Gece dağda yürüyüşün zorluklarından bahsediyor. Islak ot, taş ve kayaya nasıl basılacağını anlatıyor. Gerilla eğitiminde dağda yürüyüşün de öğretilmekte olduğunu ekliyor. İstanbul’dan yeni aldığım lastik ayakkabıları inceliyor:
“İyi güzel de, bunlar ıslak kayada kayabilir. En iyisi bizim gerillanın Mekap’larıdır, kaymazlar” diyor.
Güneş alçalmaya başladığında kamptan ayrılıyoruz. Fehman Hüseyin elime bir baston ve bir şemsiye veriyor, “Bu yağış kötü bir tesadüf” diyor. Baston, Gopal denilen bir Şırnak bastonu. Ucu sipsivri, mızrak gibi. Bahoz, “Yılana karşı da işe yarar” deyince biraz irkiliyorum. Gülüyor. “Bu mevsimde değil, yazın olur yılan… Ama baston dağda üçüncü bacaktır” diye ekliyor. Gerçekten de gece dağa tırmanırken çok işime yarıyor Gopal… Şemsiyenin ise yalnızca yağmura karşı değil, insansız keşif uçağı Heron’lara karşı da etkili olduğunu öğreniyorum. Bahoz, “Bu 5 dolarlık şemsiyeyle 5 milyon dolarlık Heron’ları etkisiz kılabiliyoruz” diyor bizi uğurlarken. Eklemeyi unutmuyor:
“Akşam en geç saat yedi ya da yediyi on geçe yola koyulacaksınız, Kuzey’den gelen ilk grupla sınırda buluşmak üzere… Zor bir yürüyüş olacak.”
“Bu gece sizi biraz gerilla yapacağız”
Bu arada, benim 1990’ların başından beri gazetecilik seferlerinde sırtımdan eksik etmediğim pamuklu safari ceketime ve ince rüzgâr geçirmez gözü takılıyor:
“Bunlarla donanırsın. Şu su geçirmez gerilla parkasını alın lütfen. Anlaşılan bu gece sizi biraz gerilla yapacağız.”
Kar suları kayaları delip toprağın içinden yola fışkırıyor. “Çok güzel sudur, içilir” diyor bir gerilla. Aynur’un sesi, Toyota kamyonetin içinde çınlıyor yanık yanık. Dersim’in klasik aşk şarkısını mırıldanıyor:
“Şeytan beni kışkırtıyor!”
Zap ile Habur sularının arasında, Metina bölgesinde dağlar arasında ilerliyoruz. Yağmur iyice bastırıyor. Yüzler asık. Üçü Kürt medyasından, dört gazeteciyiz. Nuce TV’den Erdal Er ile Mehdi Doğan, Newroz TV’den Salih Fırat. Dört gerilla var, ellerinde Kalaşnikof’larıyla. Bir de, bizi dağın eteklerine götürüp bırakacak olan kamyonetimizin şoförü Kendal. Dışarıda zifiri karanlık. Yağmur şakır şakır yağıyor. Sis koyulaşıyor. Önümüzü görmekte zorlanıyoruz. Arka pencereye tak tak vuruluyor. Ön taraftaki yerimde zıplıyorum. “Birkaç arkadaş daha gelecek” diyor şoförümüz. Kendal, 35 yaşında, Konyalı. 19 yaşındayken dağa gitmiş bir Kürt. “Neden?” diye soruyorum. “Kimlik bunalımı, baskılar, Kürtlüğün inkârı… Dağa en çok 1990’larda çıkılmış Konya’dan” diyor. “Ailede ihtiyarlar anlatırdı. Ben Konya’da, ailede sekizinci nesilmişim Kürt olarak…”
Agır, hem dirseğimi tutuyor hem de el feneriyle yolu gösteriyor
Bir gerilla arkadan atlayıp iki parmağını ağzına götürüp keskin bir düdük gibi ıslık çalıyor. Sislerin içinden, bir elinde şemsiye, bir elinde Keleş, bir gerilla beliriyor zifiri karanlıkta. Kamyonetin arkasına bir şey demeden atlıyor. Kendal yavaşlıyor, sis iyice kesifleşiyor. Önümüzü göremiyoruz. Dağa nasıl tırmanacağız? Kamyonetteki gerillalardan biri, 26 yaşındaki Xwinrej. Mem
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



