Zamansız bir şekilde aramızdan ayrılan gazetemiz yazarı Bekir Coşkun’un tam dokuz yıl önce, 15 Kasım 2016 tarihinde SÖZCÜ’de kaleme aldığı “Direnme Hakkı” başlıklı yazısı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması sonrası başlayan gösterilerle birlikte yeniden gündem haline geldi. Bu yazı, sosyal medyada binlerce defa paylaşılarak güncel olaylarla bağlantılı olarak yeniden hatırlanmış oldu. Bekir Coşkun’un kalemiyle hayat bulan bu metin, özellikle bireylerin özgürlük ve var olma mücadeleleri açısından önemli bir yere sahiptir.
DİRENME HAKKI
Coşkun, yazısında direnme hakkının yasalarla verilmediğini, sadece yasaların bu hakkı tanıyabileceğini veya tanımayabileceğini belirtiyor. Direnme hakkının doğanın bir parçası olduğunu ve bu hakkın sadece insana özgü olmadığını vurguluyor. Her canlı ve cansız şeyin bir direnme, yani var olma mücadelesi verdiğini ifade ediyor. Örnek olarak, masa kenarındaki kedi yavrusunun ittirildiğinde gösterdiği dirençten, oltaya gelen balığın çırpınışına kadar birçok canlı ve cansızın bu hakkı kullandığını dile getiriyor.
Yazar, direnme hakkının, ağaçların rüzgâr karşısında doğrulması gibi doğanın bir parçası olduğunu da vurguluyor. Bir nesne ya da canlı, varlığını sürdürme mücadelesi verir. Bu bağlamda, odun ve taş gibi cansızların bile direnebileceğini; direnç göstermenin yaşamın evrensel bir gerçeği olduğunu belirtiyor. Direnme, doğanın bir parçası olduğu kadar, insanların da yaşam için gerçekleştirdiği bir eylemdir.
Bekir Coşkun, yazısının merkezine “var olma” hakkını koyar. Direnme hakkının, demokrasinin ya da yasaların sunduğu bir hak olmadığını, insanların doğal varlıklar olarak bu hakkı doğuştan sahip olduklarını ifade eder. Bu durum, insanın sadece hayatta kalmak değil, aynı zamanda özgür bir birey olarak var olma hakkına da sahip olduğunu ortaya koyar. Yazıda, bireylerin yuvanın yıkılmasına, çocuklarının alınmasına, ekmeğinin çalınmasına veya sesinin kısıtlanmasına karşı direnmesi gerektiğinin altı çizilmektedir.
Coşkun, bireylerin adaletsizliklere, tuzaklara, yalanlara ve sahtekârlıklara karşı direnmelerinin gerekliliğini vurgular. Bu bağlamda, zulme karşı direnişin kaçınılmaz olduğunu belirtir. Bireyler, kendilerine ait olan değerler ellerinden alındığında, buna karşı koymak zorundadırlar. Bu mücadele, var olmak ve özgür bir birey olabilmek için esastır. Direnmek, var olmanın anlamına gelir ve bireylerin doğuştan sahip olduğu bir haktır.
Sonuç olarak, Bekir Coşkun’un “Direnme Hakkı” yazısı, insanların sadece hayatta kalma çabalarını değil, aynı zamanda özgür ve bağımsız bir birey olarak var olma mücadelesini de yansıtmaktadır. Direnme hakkı, her bir bireyin en temel insan hakkıdır ve herkes bu hakka sahip olmalıdır. Bu yazı, günümüzde yaşanan adaletsizlikler ve onları sorgulama ihtiyacı ile yeniden anlam kazanmış, toplumsal hareketlerin temelinde yatan güçleri ve direnişi vurgulamaktadır.
Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına karşı çıkan gösteriler, bu yazının güncelliğini koruduğunu ve bireylerin kolektif bir direnç oluşturma ihtiyacını tekrar gündeme getirdiğini göstermektedir. Başka bir deyişle, toplumlar sadece bireylerin mücadelesiyle değil, aynı zamanda toplumsal bir direnişle var olurlar ve bu bağlamda direnme hakkı, hem bireys