Bekleyen Dargın Anılar: Kostümlerle Kurulan Dünya

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Bekleyen Dargın Anılar: Kostümlerle Kurulan Dünya

Bir terzihanede askıya asılı duran elbiseler, “Bekleyen Dargın Anılar” adlı oyunun sahnesinde yalnızca bir dekor unsuru değil, aynı zamanda hayali karakterlerin inşası için bir zemin oluşturuyor. Yarım dikilmiş ve teğellenmiş kostümler, sahnede “kukla olmayan kuklalar” haline dönüşerek, temsilin doğuşu bu yarım hali içinde barındırıyor. Yönetmen Ahmet Sami Özbudak, tek kişilik oyun formatını zenginleştirirken kuklayı sahneye dahil etmiyor; bunun yerine, kuklanın yarattığı mesafeyi ve mantığı sahneye taşıyor. Gerçek kuklalar olmamasına rağmen, kuklanın seyirci ile kurduğu ince düşünsel perde sahnede dolaşıyor. Pınar Yıldırım’ın etkileyici performansıyla, askıdaki kostümler potansiyel karakterlere dönüşüyor; tek bir beden, hayali bir ekip ile sahneyi paylaşıyormuş hissini yaratıyor.

Bu ansamblın “oyuncuları”, başka bir deyişle kukla olmayan kuklalar ya da kostümler, Pınar Yıldırım’ın yeteneğiyle çeşitli unsurları bir araya getiriyor. Mahalle yaşamını, aileyi, komşuları, koyunu ve köpeği, ayrıca Murat’a duyulan karşılıksız aşkın kırılganlığını tek bir bedende bir araya getiriyor. Elbiselerin kollarına ellerini geçiren Yıldırım, bazen başını bir ceketin omzuna yaslıyor, bazen bir giysiyle yan yana konuşuyor. Kostüm kukla olmasa da, oyuncunun bedeniyle kurduğu etkileşim sayesinde geçici bir karakter alanı açıyor. Seyirci, hem karakteri izliyor hem de karakterin askıda duran bir giysi üzerinden inşa edildiğini unutmayacak şekilde bir deneyim yaşıyor.

Kukla geleneğinin en güçlü yanlarından biri, temsil eden ile temsil edilen arasındaki mesafeyi açıkça kurmasıdır. Yapaylığın gizlenmemesi, özdeşleşmeyi hem mümkün kılar hem de sınırlarını hissettirir. Reji, nesneyi ortadan kaldırmak yerine, onun nesne olma durumunu koruyarak sahne ile seyirci arasında düşünsel bir boşluk yaratır. Bu boşluk, seyircinin karakteri izlerken, aynı zamanda karakterin inşa sürecine tanık olmasını sağlıyor.

Oyunun dramaturjisi, bu yarım hal estetiğini destekleyen bir yapıya sahiptir. Sinem Öztürk’ün dramaturjik yapısı, karakterlerin tamamlanmış psikolojik portreler olarak değil, sahnede belirip kaybolan parçalar halinde dolaşmalarını mümkün kılıyor. Kimlik, sabit bir bütün olmaktan çıkıp, sahne üzerinde tekrar tekrar kurulan ve her seferinde yeni bir ilişki içinde şekillenen performatif bir sürece dönüşüyor. Böylece karakter, temsil edilen bir öz olmaktan çok, sürekli olarak inşa edilen bir durum olarak gözler önüne seriliyor.

Bu kurulum, öznenin kendisini dış dünyadan kurulan imgeler aracılığıyla tanımasına dair psikanalitik bir süreci de hatırlatıyor. Lacan’ın belirttiği gibi, özne kendisini bütün bir kimlik olarak değil, parçalı imgeler üzerinden tanır ve inşa eder. Oyunda başkarakter, kendisini “tam dikilmemiş bir kostüm” olarak tanımlarken yalnızca bir metafor oluşturmaz; sahne estetiği bu parçalanmış özne hissini somut bir şekilde ortaya koyar. Askıdaki her giysi, öznenin tamamlanmamış bir yansıması olarak algılanır.

Oyunun merkezini oluşturan platonik aşk —Murat’a duyulan karşılıksız arzu— tamamlanmamış bir benlik duygusunun dramatik yüzeyini yaratıyor. Tamamlanma arzusu sahnede sürekli erteleniyor; bu erteleme, oyunun duygusunu belirleyen temel ritmi oluşturuyor. Yarım olan yalnızca nesne değil, öznenin kendisidir. Bu düzenek, oyuncu açısından son derece zorlu bir teknik gerektiriyor. Pınar Yıldırım, askıya asılmış ve kukla olmayan bu nesnelerden güçlü bir dramatik ilişki yaratıyor. Her figürü belirgin bir ritim, net bir ses ve tanınabilir bir bedensel duruşla kurarken, nesnenin nesne olarak kalmasını da göz ardı etmiyor. Ne tamamen kukla olarak oynuyor ne de kostümü silerek yalnızca taklit yapıyor. İki alan arasında titiz bir denge kurarak, oyunun çoğul yapısını besleyen asıl güç haline geliyor. Kukla olmayan kuklalarla oluşturulan ansamblın omurgası, Yıldırım’ın bedensel disiplini ve ritmik zekâsına dayanıyor.

“Bekleyen Dargın Anılar”, tek kişilik oyun formunu zenginleştirirken bunu ikinci oyuncularla değil, nesnenin temsil gücü aracılığıyla gerçekleştiriyor. Yarım kostümler, çoklu bedenler üretirken; kukla olmadan kuklanın mantığını sahneye taşıyor. Askıya alınmış hayatlar, tamamlanamamışlık üzerinden estetik bir öneriye dönüşüyor. Bu öneri, hem gelenekle olan bağlantıyı koruyor hem de günümüz sahne diline özgün bir araştırma niteliği taşıyor.

Künye

Bekleyen Dargın Anılar
Talin Azak’ın öyküsünden hareketle
Yazan & Yöneten: Ahmet Sami Özbudak
Oyuncu: Pınar Yıldırım
Dramaturg: Sinem Öztürk
Maske & Kukla Tasarımı: Cengiz Samsun
Hareket Tasarımı: Ekin Bernay
Yardımcı Yönetmen: Onur Erdemir
Dekor Tasarımı: Cihan Aşar
Işık Tasarımı: Yasin Gültepe
Yapım: 2383 Yapım / Kadıköy Emek Tiyatrosu

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın