
(ANKARA) – CHP Genel Başkan Yardımcısı Tanrıkulu, İçişleri Bakanlığı’nın 31 Mart 2024 ile 17 Nisan 2026 tarihleri arasında belediyelere yönelik verdiği soruşturma izinlerine ilişkin TBMM Başkanlığına bir soru önergesi sundu. Tanrıkulu, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin bu önergeyi yanıtlamasını talep ederek, “Muhalefete ait yerel yönetimlere yönelik artan inceleme ve soruşturmalar, kamuoyunda ‘hukuki denetim’ sınırlarını aşan bir siyasi müdahale olarak değerlendirilmektedir. Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve diğer büyükşehir belediyeleri üzerinden yürütülen süreçler, yalnızca idari denetim değil, aynı zamanda yerel demokrasiye yönelik sistematik bir baskı aracı olarak algılanmaktadır” şeklinde ifadelerde bulundu.
İçişleri Bakanlığı, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinden 17 Nisan 2026’ya kadar belediyelere yönelik toplamda 3 bin 309 inceleme ve araştırma gerçekleştirildiğini, bunlardan bin 535’i hakkında soruşturma izni verildiğini bildirdi.
Denetimlerin şeffaflığı üzerine tartışmalar sürerken, CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, açıklanan veriler ışığında İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’ye yanıtlaması için TBMM’ye soru önergesi sundu. Tanrıkulu, önergeye ilişkin yaptığı yazılı açıklamada şu noktalara dikkat çekti:
“Belediyelere yönelik soruşturmalar, hukuki denetim mi yoksa siyasi operasyon mu? İçişleri Bakanlığı tarafından kamuoyuna açıklanan veriler, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinden 17 Nisan 2026 tarihine kadar, belediyelere yönelik toplam 3 bin 309 araştırma ve inceleme yapıldığını, bunların bin 535’i hakkında soruşturma izni verildiğini göstermektedir. Bu rakamlar, yalnızca sayısal bir tablo sunmakla kalmayıp, Türkiye’de yerel yönetimlere yönelik denetim süreçlerinin niteliği, tarafsızlığı ve hukuki temeli konusunda ciddi soru işaretlerini beraberinde getirmektedir. Soruşturma izinlerinin siyasi partilere göre dağılımı incelendiğinde, iktidar ve muhalefet belediyeleri arasında belirgin farklılıklar olduğu görülmektedir. Bu durum, denetim mekanizmalarının eşitlik ilkesine uygun şekilde işlemediği sorusunu gündeme getirmektedir.
Son zamanlarda, özellikle Cumhuriyet Halk Partisi belediyeleri olmak üzere muhalefete ait yerel yönetimlere yönelik artan inceleme ve soruşturmalar, kamuoyunda ‘hukuki denetim’ sınırlarını aşan bir siyasi müdahale olarak nitelendirilmektedir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve diğer büyükşehir belediyeleri üzerinden yürütülen süreçler, yalnızca idari denetim değil, aynı zamanda yerel demokrasiye yönelik sistematik bir baskı aracı olarak yorumlanmaktadır. Seçilmiş belediye başkanları ve yerel yöneticiler hakkında sıkça başlatılan soruşturmalar, görevden uzaklaştırma uygulamaları ve kamuoyuna yansıtılan iddialar, yerel yönetimlerin çalışma kapasitesini zayıflatmakta, halkın iradesiyle seçilmiş yöneticileri itibarsızlaştırmakta ve demokratik temsil ilkesini ciddi şekilde tehdit etmektedir.
“Denetim mekanizmalarının tüm belediyelere eşit uygulanması zorunludur”
Demokratik bir hukuk devletinde idari denetim mekanizmalarının varlığı elzemdir. Ancak bu mekanizmaların objektif kriterlere dayanması, siyasi etkilerden uzak olması ve tüm belediyelere eşit bir şekilde uygulanması gerekmektedir. Aksi takdirde, denetim süreçleri hukuki olmaktan çıkarak siyasi bir araca dönüşür. İçişleri Bakanlığı’nın açıkladığı verilerde, hangi kriterlerle inceleme başlatıldığı, soruşturma izinlerinin hangi somut delillere dayandığı, resen başlatılan işlemlerin oranı ve soruşturmaların sonuçları gibi temel unsurların şeffaf bir şekilde sunulmaması, bu süreçle ilgili kuşkuları daha da derinleştirmektedir. Belediyelere yönelik tüm inceleme ve soruşturma süreçlerinin şeffaflaştırılması gerekmekte, denetim mekanizmalarının bağımsız ve tarafsız hale getirilmesi sağlanmalıdır. Soruşturma süreçleri siyasi baskı aracı olarak kullanılmamalıdır. Yerel yönetimlerin demokratik işleyişine zarar veren uygulamalardan derhal vazgeçilmelidir. Şunu unutmamak gerekir ki, yerel yönetimler halkın doğrudan iradesinin yansıdığı kurumlardır ve bu kurullara yönelik her türlü siyasi müdahale, sadece belediyeleri değil, demokrasinin kendisini de hedef almaktadır.
“AK Parti’ye mensup belediyeler hakkında verilen 677 soruşturma izni hangi iddialar veya suç isnatları kapsamında?”
Tanrıkulu, Bakan Çiftçi’den şu soruları yanıtlamasını istedi:
“31 Mart 2024 – 17 Nisan 2026 tarihleri arasında yürütülen 3 bin 309 araştırma ve inceleme hangi kriterlere göre başlatılmıştır? Soruşturma izni verilen bin 535 dosyada esas alınan hukuki ve idari ölçütler nelerdir? Soruşturma izni verilen belediyelerin siyasi parti dağılımında ortaya çıkan farklılıklar hangi somut gerekçelere dayanmaktadır? AK Parti’ye mensup belediyeler hakkında verilen 677 soruşturma izni hangi tür iddialar veya suç isnatları kapsamında yoğunlaşmaktadır? CHP, MHP, DEM Parti ve İYİ Parti’ye mensup belediyeler hakkında verilen soruşturma izinlerinin konu başlıklarına göre dağılımı nasıldır? Soruşturma izni verilen dosyaların kaçı sonuçlanmış, kaçı halen devam etmektedir? Sonuçlanan soruşturmalardan kaçı hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmiş, kaçı hakkında kamu davası açılmıştır? Belediye başkanları veya belediye yöneticileri hakkında görevden uzaklaştırma tedbiri uygulanmış mıdır? Uygulandıysa partilere göre dağılımı nedir? İçişleri Bakanlığı tarafından belediyelere yönelik denetim ve soruşturma süreçlerinde siyasi tarafsızlığın sağlanması adına hangi mekanizmalar işletilmektedir? Aynı dönemde herhangi bir ihbar veya şikayet olmaksızın resen başlatılan inceleme ve soruşturma sayısı kaçtır?”
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



