
Perşembe günü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) dosyası kapsamında tutuklu bulunanların özgürlüklerini kaybetmiş olmalarının üzerinden tam bir yıl geçecek. Tutuklular hapiste, aileler dışarıda; her iki tarafın da merakı birbirine bağlı. Birinci yıla yaklaşırken, Ekrem İmamoğlu’nun yakın çalışma arkadaşı Necati Özkan’ın eşi Pelin Özkan ile gerçekleştirdiğim sohbet, bu sürecin derinliklerini gözler önüne seriyor. Medya ve iletişim alanında tanınmış bir isim olan Pelin Özkan, polislerin eve ilk geldiği andan, eşinin tutuklanmasının ardından yaşadığı duygulara kadar birçok detayı paylaştı. En çarpıcı ifadelerinden biri ise, “Adaletsizlik çoğu zaman en çok evin içinde hissediliyor. Bir cümlede. Bir susuşta. Bir konuşamamada…” şeklindeydi.
Perşembe günü eşinizin gözaltına alınışının ardından bir yıl geçecek. Gözaltına alınmadan önce bazı işaretler olduğunu belirttiniz. 19 Mart’a kadar giden süreci ve eşinizin eve geliş anını paylaşır mısınız?
19 Mart sabahı hafızalardan silinmeyecek bir gündü. Öncesinde yaşanan gelişmeler, insanın içini bir tedirginlikle dolduruyordu. Ancak yine de o an için hazırlıklı olmak imkânsızdı. O gece, oğlumuz yurt dışından dönmüştü ve birkaç saat boyunca hasret gidermiştik. Uykuya daldıktan sadece üç saat sonra, sabah 5:30 civarında kapının zili çaldı. Ne yazık ki, o sesi duymadım, ama Necati beni uyandırdı.
O an insanın zihni çok hızlı çalışıyor, fakat bir yandan da donup kalıyorsunuz. Soğukkanlı olmaya çalışıyorsunuz, ama bir yandan da bu durumun gerçek olup olmadığını sorguluyorsunuz.
Necati, o an sakinliğini korumayı başardı. Hayatı boyunca krizleri yöneten bir iletişimci olarak, belki de en zor anını yaşıyordu ama yine de duruşu vakurdu.
O an zihnim ikiye bölündü. Bir tarafım günlük yaşamın devam edeceğini hatırlatırken, diğer tarafım hayatın artık eskisi gibi olmayacağını hissettiriyordu. O sabah, zamanın ikiye ayrıldığı bir an olarak hafızama kazındı.
O geceden aklımda birçok görüntü kaldı. Telefonlarımız sürekli çalıyordu. Ofise de polisler gitmiş, güvenlikten arıyorlardı. Evde arama yapıldı. Polisler son derece saygılıydılar. Necati’ye “Hazırlanın” dediklerinde, bir memur eşliğinde yatak odasına geçtik. Necati tıraş olmak için banyoya girdi ve memur kapının önündeki tartıya çıktı, “İyi kilo almamışım” dedi. O an hayatın ne kadar tuhaf olduğunu düşündüm; insanların öncelikleri nasıl değişebiliyor.
Necati ve polisler gittikten sonra avukatımızla ofise doğru yola çıktık. Akmerkez’in önünde TOMA görünce bir kez daha şaşırdım. Ofise güvenlik ve mahalle muhtarı eşliğinde çilingirle girmişler, arama yapıyorlardı. Beni en çok etkileyen, yıllardır sadece selamla geçtiğimiz güvenlikteki kadın çalışanın gelip bana sarılmasıydı. “Sizi çok seviyorum Pelin Hanım” dediğinde, duygulandım.
O gün, ailemiz için yeni bir sürecin başlangıcıydı. Aynı zamanda Türkiye’de hukukun ne kadar önemli olduğunu derinlemesine hissettiğimiz bir gündü.
İlerleyen saatlerde avukatlarımız Vatan Emniyet’e gitti. Tüm yollar kapatıldığı için 1.5 kilometre yürümek zorunda kaldılar. Necati ile avukatlarımız, ancak 24 saat sonra görüşebildi. Adaletin ilk temas noktasında bile bu kadar beklemek zorunda kalmak, aslında birçok şeyi anlatıyor. Bunları unutamıyorum. Bazen adalet arayışı, hatırlamaktan vazgeçmemekle başlıyor.

Tutuklama kararını öğrendiğinizde aklınızdan ilk geçen düşünce neydi? O günden sonra hayatınızdaki en büyük değişiklik ne oldu?
Vatan Emniyet süreci gerçekten karmaşık bir süreçti. Her gün gece yarısı telefonum çalıyordu; bir polis memuru eşinizin gözaltı süresinin bir gün daha uzadığını bildiriyordu. Ancak bir türlü ifade almıyorlardı. Üstelik dosyada gizlilik kararı olduğu için avukatlarımız, Necati’nin neyle suçlandığını bile bilmiyordu.
Nihayet ifadesi alındığında, kendisine isnat edilen suç, 2019’dan itibaren iki yıl boyunca Beylikdüzü Mado’da gizli toplantılara katıldığı yönündeydi. Kanıt olarak HTS kayıtları gösteriliyordu. Necati ve avukatları sorguda bu kayıtları incelediklerinde, belirtilen süre içinde Necati’nin Beylikdüzü’nde yalnızca bir kez bulunduğu ortaya çıktı. O da 23 Haziran 2019 gecesi, İstanbul seçimlerinin tekrarının kazanıldığı geceydi. Başka bir deyişle, dosyadaki iddialar, dosyanın içindeki kanıtlar tarafından çürütülüyordu.
22 Mart’ta adliyeye geçileceğini öğrendiğimizde yola çıktık. Mecidiyeköy çıkışında inip yürümek zorunda kaldık çünkü tüm yollar kapatılmıştı. Adliyeye vardığımda yüzlerce TOMA ile çevrili olduğunu gördüm. Sadece isimleri kayıtlı olan vekil avukatları içeri aldılar. Biz dışarıda beklemek zorunda kaldık. Gece yarısından sonra avukatlarımız, savcılık sorgusunun tamamlandığını, eve dönmemiz gerektiğini ve sabah kesin olarak Necati’nin bırakılacağını belirttiler. Biz de eve döndük.
Ertesi sabah bir kez daha adliye önündeydik. Öğlene doğru tutuklama haberi geldi. Avukatlarımız yanımıza geldiklerinde son derece üzgün ve şaşkındılar. Tutuklama kararı, kendisine hiç sorulmayan iki iddiaya dayanıyordu: Ekrem İmamoğlu suç örgütüne üye olmak ve rüşvet vermek. Tutuklama kararını duyduğumda hissettiğim ilk duygu büyük bir şaşkınlıktı. Çünkü yöneltilen suçlamalarla Necati arasında hiçbir bağ yoktu.
Sonrasında hayatımızda belirsizlik en çok yer kapladı. Cezaevinde olan biri için zaman farklı akarken, dışarıdaki aileler için de öyle. Ama insan fark ediyor ki, adalet duygusu yalnızca mahkeme salonlarında değil, toplumun vicdanında da yaşıyor. Bir yıl geçti ama adalet arayışımız hâlâ ilk günkü kadar güçlü.
Eşinize, örgüt üyeliği ve rüşvet vermek suçlamaları yöneltildi. Bir de casusluk iddiaları var. Bu durum sizin üzerinizde nasıl bir etki yarattı?
<p class=" </p>Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



