
Başlık size muhtemelen “Nereye bakıyor bu adamlar?” filmi hakkında düşünceleri getirdi. Evet, Osman F. Seden’in yönettiği ve Zeki Alasya ile Metin Akpınar’ın başrollerini paylaştığı bu film, başlığa ilham kaynağı oldu. Ancak görselin kaynağı bu film değil; 20 yıl önce çekilen bir fotoğraf. Ara Güler’in 1956’da Galata Köprüsü üzerinde çektiği bir kare, kasketli ve ceketli üç adamın köprünün korkuluklarına yaslanarak vapurları izlediği anı ölümsüzleştiriyor.
Bu fotoğrafı burada kullanmak telif hakları açısından sorun yaratabilir. Hatırlamak isteyenler için buraya bir bağlantı bırakıyorum. Bu sayfadaki üçüncü kareyi inceleyebilirsiniz. (Fotoğrafın altındaki notta: “Eski Galata Köprüsü’nden vapurları seyreden taşralılar” ifadesi bulunuyor. Acaba bu ifadeyi Ara Güler mi kullandı? Pek sanmıyorum.)
Geçtiğimiz salı (28 Nisan) Muğla’nın Menteşe ilçesine bağlı Kıran köyünde karşılaştığım manzara, aklıma o 70 yıl önce çekilen fotoğrafı getirdi.
Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nun üçüncü etabı, Ege Denizi’ne 850 metre yükseklikten bakan Kıran’da sona eriyordu. Köyün sakinleri, organizasyonun kurduğu dev ekrandan biraz sonra gelecek olan bisikletçileri heyecanla izliyordu. Kıranlı bir arkadaşımız, elindeki tespihi sabırla çekerek onlara eşlik ediyordu.
Geçen yıl bisikletçiler bu köyde de yarışmıştı. Köylüler, kaskları ve gözlükleriyle birer uzaylıya benzeyen sporculara alışkındı. Ortam, bayram havasındaydı. Hepimizin bildiği o Ege neşesi, TUR’a da yansımıştı.
Bir süre sonra ekranın önünde kalabalık boşaldı; herkes yola ve bitiş çizgisine doğru koşmaya başladı. Bisikletçiler, Kıran’ın kıvrımlı yollarında, adeta bir karınca yuvası gibi sıralanarak, yer çekimine karşı mücadele ediyordu.
Bu mücadelede kazanan, 52 kiloluk Kolombiyalı Ivan Ramiro Sosa oldu. (Karınca benzetmesini boşuna yapmıyoruz.) 28 yaşındaki sporcu, bir dizi sakatlık ve ameliyat sonrasında, nihayet üç buçuk yıl aradan sonra bir etap kazanmayı başarmıştı.
TUR’u anlatan arkadaşlar, bu etaba “Kıran kırana” adını vermişti. Ben ise Sosa özelinde “Şeytan’ın bacağını kıran” ifadesini tercih ettim. (Kötü espri candır.)
***
Bildiğiniz üzere, etaplı bisiklet yarışlarının en zorlu etaplarına “kraliçe etap” denir. Bu yıl, aramızda “kraliçe etap Kıran mı, Feslikan mı?” tartışması yaşandı. Zira her ikisi de oldukça zorluydu. Her ikisi de yokuş açısından “kategori dışı” (HC) olarak değerlendiriliyordu. Kıran, 6. gün çıkılan Feslikan’a göre daha alçak bir zirveye sahip olsa da, iki kez çıkılması nedeniyle benzer bir zorluk sunuyordu. Yarışın direktörü Mutlu Erçevik, bu konuda kendisine yöneltilen sorulara, “Birine kraliçe, diğerine kral etap diyelim” diye yanıt verdi.
2 TUR ve Türkiye Güzellikleri. Fotoğraf: Yücel Çakıroğlu
Bu yıl, zaman darlığı nedeniyle TUR’a Kıran’da katıldım ve son zirve etabı olan Antalya-Feslikan’ı izledikten sonra ayrıldım. (Arkadaşlarıma, “zirvede başladım, zirvede bitirdim” diye espri yaptım. Okura da bunu yapabilirim sanırım.)
Dolayısıyla ilk iki ve son iki etabı yalnızca ekrandan takip edebildim. İlk iki etabın galibi Tom Krabbe’yi finish çizgisinde izleme fırsatım olmadı. 20 yaşındaki Belçikalı’nın hem gücü hem de sprintteki zekası ile büyük bir potansiyel taşıdığı konuşuluyor. Bazı arkadaşlar, onu bu yönüyle Mark Cavendish’e benzetiyor. Bilindiği üzere Türkiye, Cavendish gibi ikinci baharını yaşayan sprinterlere şans tanımaktadır. Krabbe, henüz ilkbaharındadır… Umarım ona da iyi gelir.
Kıran’dan sonra Marmaris-Fethiye ve Patara-Kemer etapları düzenlendi. Bisikletçiler, muhteşem bir doğa ve kültür rotasında pedal çevirdiler. Fethiye’ye ilk giren Stanislaw Aniolkowski, Kemer’e ilk giren ise Casper Van Uden oldu.
Kaputaş plajı ve bisikletçiler, Fotoğraf: Yücel Çakıroğlu
Başı duman pare pare/ Yol ver dağlar yol ver bana
1 Mayıs günü gerçekleştirilen Feslikan etabı, bisiklet sporunun ne denli büyük bir başarıya imza attığını açık bir şekilde sergiliyordu. Etap yalnızca 129 kilometre uzunluğundaydı. Ancak son 22 kilometresi 100 metre irtifadan başlıyor ve 1850 metre irtifada sona eriyordu.
Teşbihte hata olmaz; kıvrımlı yollarıyla Kıran, Fransa Turu’nun ünlü Alpe d’Huez yokuşunu, Feslikan ise Mont Ventoux’yu anımsatıyordu. Ventoux, ismiyle müsemma “rüzgâr”a gönderme yaparken, Feslikan’ın başı dumanlıydı. Tıpkı o türküdeki gibi: Başı duman pare pare/ yol ver dağlar yol ver bana… (Ancak değerli okuyucu, Feslikan ne kadar güzel bir yer. TUR’u yıllardır anlatan arkadaşımız Sarper Günsal söyledi, meğer Feslikan, fesleğenin yerel dildeki adıymış.)
Neyse, konuyu dağıtmayalım… Yol arkadaşlarım İpek Özgüden Özen ve Ömer Yavru ile Feslikan’a çıktık. Ekranlardan yarışı takip etmeye başladık. İlk 16-17 kilometre görece yumuşaktı. Ancak o son 5 kilometre… Bisikletçiler sanki, Akıntı Burnu’nda yüzüyor gibiydi. Hani Boğaziçi’nde yüzmeyi bilmeyenler orada yüzdüklerinde kulaç üstüne kulaç atar da bir metre ilerleyemez ya, işte tam olarak o hesap. (Mübalağa bir sanat türüdür, unutmayalım.)
Günün sonunda bitiş çizgisine ulaşan ilk isim Christian Bagatin
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



