
Bu yazıya AYDEM’in son anda dahil olduğu bir durumdan bahsetmek istiyorum. Kendi başıma gelmese belki de farkına varamazdım. Geçtiğimiz Pazar, Bodrum’un en soğuk gecelerinden birini karanlık ve soğuk bir ortamda geçirdik. Rüzgarın etkisiyle, elektrik direklerinin devrilmesi sonucu, yaşadığım siteye birkaç yüz metre mesafedeki trafo binasındaki sigorta atmıştı;
(Pazar) akşamüstü saat 16.30’dan, ertesi gün öğlen 12’ye kadar bir AYDEM yetkilisini telefonla aradım. Her görüşmemizde, genç bir kız elindeki metni okuyarak bana cevap verdi ve sorduğum tüm sorulara ya bilerek ya da zımnen “bilmiyorum!” yanıtını verdi. Nihayetinde, Aydem Servisi, saat 12’de gelip 30 saniye içinde sorunu çözmüş…
Bodrum’da, kömür kullanmak yasak; bu durum anlaşılan bir şey, çünkü hava kirliliğine sebep oluyor. Peki, odun kullanalım dediklerinde, bu elektrikten iki kat daha pahalıya mal oluyor!
Dünya genelinde doğal gaz kullanımı yaygın; peki Bodrum’a neden doğal gaz getirilmedi? Belki burada CHP’nin iktidar olması nedeniyle böyle bir durum yaşanıyor. Ceza mı?
TEDAŞ döneminde böyle bir sorumsuzluk yaşanmıyordu… Evet, o dönemde de sık sık kesintiler oluyordu; fakat bunun sebepleri bugünkü gibi değildi.
İktidar, “Serbest Pazar ekonomisi” uygulayacağız kisvesi altında, iş bilmezliğini gizlemeye çalışıyor; bu yüzden vatandaş olarak biz sıkıntı çekiyoruz ve bizce dünyanın en yüksek elektrik fiyatlarıyla yaşıyoruz. Temel fark, TEDAŞ’ın amacı kesintisiz elektrik sağlamak ve eski dağıtım araçlarını yenilemekti; ancak özelleştikten sonra dağıtım şirketi AYDEM’in amacı ne? Basit! Servisten, personelden, malzemeden tasarruf ederek para kazanmak. Bu durum, kapitalizmin temel kuralına dayanıyor; vatandaşın ihtiyaçlarını karşılamak değil, daha çok para kazanmak.
Elektrik, bakır kablo ile taşınır; alüminyum kablo kullanırsanız maliyetiniz 10 kat daha düşük olur ama bu durumda sürekli şikayet gelir. Şikayetleri en aza indirmek için, telefonların başına iyi eğitim almış ve sorun çözme yeteneği olan kişiler koymalısınız; böylece müşteri memnuniyetini artırırsınız. Ancak bu elemanlar pahalı mı?
O zaman bir genç kızı alıp, ona bir metin verip her arayana aynı cümleleri tekrarlatıyorsunuz…
Hükümet, işine geldiğinde “Efendim, dünyada serbest pazar ekonomisi uygulanıyor, biz de bunu yapıyoruz; bu akımın ilk uygulayıcısı rahmetli Turgut Özal’dı; biz de onun izinden gidiyoruz!” diyerek kendini aklamaya çalışıyor…
Ancak Turgut Özal’ın en yakın çalışma arkadaşı, Can Pulak, “Turgut Bey, serbest piyasa ekonomisini asla ‘vahşi soygun ekonomisi’ haline getirmedi.” diyor.
Aynı dönemi bizler de yaşadık; rahmetli Turgut Bey, tam anlamıyla bir “karma ekonomici”ydi ve devlet geleneği oldukça güçlüydü. O dönemde Devlet Planlama Teşkilatı en parlak günlerini yaşıyordu; saygı gören devlet kurumu ise “Başbakanlık Teftiş Kurulu” idi… AKP, önce ikisini de farklılaştırarak kapattı…
AKP, “Serbest Pazar uygulaması” bahane ederek, ülkede ne varsa eşe dosta sattı. Birçok araştırmacıya göre bu satışlarda ciddi sorunlar var. Ancak sürekli yazıyorum; 2026 yılında kişi başına 15.666 dolar gelir ile serbest pazar ekonomisi olamaz. Dikkat edin, bu miktar en düşük gelir değil! Resmi kayıtlara göre milyonlarca Türk, 15.666 doları yılda (bugün 700.000 TL’ye yakın) rüyasında bile göremiyor. Ülkede en düşük gelir aylık 28.750 TL, yıllık ise 345.000 TL. Yani yılda 8.000 dolar civarında bir gelir. Bu durum, birilerinin maaşımızın yarısını alıp gittiği anlamına geliyor…
Bu seviyede bir gelir ile bugün sattığınız elektriği vatandaşa dünya fiyatlarıyla satamazsınız; zaten satmamanız da gerekir. Avrupa’da en pahalı elektrik Danimarka ve İrlanda’da. Ancak bu ülkelerin kişi başı milli gelirleri, İrlanda’da 103.500 dolar, İskandinav ülkelerinde ise 90.000 dolar. İkisi de ilk 10’a girmiş durumda; biri 5’inci, diğeri ise 6’ncı.
Biz ise 69’uncuyuz?? 15.666 dolarla! Meksika’yı, Küba’yı geçiyoruz.
Aydem, özelleştirme ve serbest pazar konularını daha fazla yazmayı düşünüyorum…
Sn. Gürsel Tekin ile ikinci bir konuyu ele almak istiyorum…
Kendisi ile köşe yazılarım aracılığıyla telefonda tanıştık. Telefon görüşmelerimiz oldu ama yüz yüze hiç bir araya gelmedik. Memleketle ilgili daima akıllı, itidalli ve sonuca yönelik yorumlar duydum.
CHP İstanbul teşkilatına kayyum atandıktan sonra kendisini aradım ve basına yansıyan iddialarını sordum. O gün, kendisinin “sahici” bir CHP’li olduğunu ve bildiklerini partiye zarar vermemek için açıklayamayacağını söyledi; “ben bunları sadece Özgür Bey’e anlatabilirim.” demişti.
Aramızda kalsın diye başka şeyler de söyledi; o bilgiler hâlâ bende duruyor…
Geçen gün kendisinden bir WhatsApp video mesajı aldım; bir TV kanalında programcıyla konuşurken şöyle bir soru yöneltti…
“CHP ve CHP’lilere açılmış 50’nin üzerinde dava var. Bu sürdürülebilir bir durum değil; Antalya’sından İzmir’ine, Adana’sına ve başka illere de açılmış.
Uyanın, partinize sahip çıkın ne olur!! Gelin doğruları öğrenmek istiyorsanız, doğruları kirli medyadan öğrenemezsiniz! Hepinize çok yakınız; arayın sorun bize.
Sadece butlan davası değil; onlarca dava var. Genel merkez yönetimi çok pratik bir şekilde Barış Yarkadaş’ı, Berhan Şimşek’i, hepimizi, emektar ilçe başkanlarımızı partiden attılar.
Sn. Özgür Özel, daha son konuşmasında ‘itirafçılar ve iftiracıların yüzünden arkadaşlarımız tutuklu.’ dedi. Ben şimdi Özgür Özel’e soruyorum; o itirafçılardan biri Beşiktaş Belediyesinde çalışıyor, diğeri de izinli sayılıyor. Onlarca CHP üyesi itirafçı olmuş; bu konuda neden bir işlem yap
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



