
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, TRT Haber Özel Yayınında güncel gelişmelere dair açıklamalarda bulundu.
Bakan Fidan’ın konuşmasında dikkat çeken başlıca noktalar şöyle:
SAVAŞIN ETKİLERİ BÖLGEYİ SARSIYOR
Bölgemiz açısından kritik bir dönemden geçiyoruz. Son 20 yılda büyük acılar ve savaşlar yaşandı ve şu anki savaş da İran’la olan çatışma etrafında şekilleniyor. Ancak bu savaşın etkileri yalnızca İran ile sınırlı kalmıyor; çok önceden öngördüğümüz gibi, bölgenin tamamına yayılma potansiyeline sahip.
İran, kendisine yönelik bir tehdit algıladığında, “Ben gidersem, bölgeyi de beraberimde götürürüm” stratejisini izliyor. Özellikle enerji altyapılarına yönelik saldırılar gerçekleştirmekte. İran, bölgedeki stratejik ülkelerin enerji altyapılarının dünya ekonomisi ve enerji güvenliği açısından ne denli önemli olduğunun bilincinde. Bu nedenle, saldırılarla baskı oluşturmaya çalışıyor.
Savaşın süresi ve şekli, tarafların hedeflerine göre değişiklik gösterecektir. Burada iki ana hedef belirginleşiyor: Birincisi, İran’ın askeri kapasitesinin ortadan kaldırılması; ikincisi ise rejim değişikliği. Bu iki hedef, savaşın dinamiklerini ve risklerini etkileyecek farklı yaklaşımlardır. Bu nedenle, bazı ülkelerle bir araya gelerek durumu daha da kötüleştirmemek için çabalarımızı sürdürüyoruz.
‘İSRAİL’İN ABD ÜZERİNDE BASKISI VAR’
Körfez ülkeleri, savaşın çıkmaması için yoğun bir çaba sarf etti. Örneğin, saldırıdan bir saat önce Katar’ın üst düzey yetkilileri durumu önlemek için çalışıyordu. Ancak İran, hiçbir ayırım gözetmeden arabuluculuk yapan ülkeleri bombalayarak büyük bir stratejik hata yaptı. Bu, bölgedeki riskleri artırdığı gibi, İran’ın kendi perspektifinden de yanlış bir yaklaşım.
Bu durum, İran’ın savaş içindeyken tarafsız kalma çabalarının sorgulanmasına yol açıyor. Saldırı altındayken, kendisine zarar vermeyen üslerini kullanmamayı tercih etmiş ve savaşın durdurulması için çaba gösteren ülkelere saldırmış olması, İran’ın tehdit algısının ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor. Temel stratejisi, “Eğer ben batacaksam, bölgeyi de beraberimde götürürüm” anlayışıdır.
‘CUMHURBAŞKANIMIZIN TRUMP’LA GÖRÜŞMESİ TARİHİDİR’
Ocak ayında savaş tehlikesinin ciddi boyutlara ulaştığı bir dönemde, Cumhurbaşkanımızın Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşme tarihi bir önem taşımaktadır. O süreçte ABD, bir saldırı kararı alma aşamasındaydı. Ayrıca, 30 Ocak’ta İran Dışişleri Bakanı Arakçı’yı İstanbul’da ağırladık. Amerika’nın bu dönemde ciddi bir karar baskısı altında olduğunu gözlemledik.
O günlerde savaşın çıkması an meselesiydi. Arakçı ile yaptığımız görüşmeler sonucunda bir formül geliştirdik. Bu, iki tarafın da kabul edebileceği bir müzakere mimarisi oluşturmaya yönelikti. Ancak, İran kendi karar mercilerinden onay almak üzere gitti ve eski formatına geri döndü. Nitekim, 28 Şubat’ta savaş patlak verdi.
‘AMERİKALILAR RESMİ BEYANDA BULUNMALIYDI’
Görüşmelerin sonucunda, Amerika’nın resmi bir beyanatla görüşmelerden çekildiğini duyurması gerektiği kanaatindeyim. Bu, sürecin usulüne uygun ilerlemesi açısından önemliydi. 27 Şubat’tan sonra iki tarafla da görüştüm ve ilerlemenin sağlanmadığını gözlemledim. İran’ın çözüm süreci ile Amerika’nın ihtiyaç duyduğu hız arasında bir uyuşmazlık vardı. Ancak, daha fazla çaba gösterilseydi, nükleer meselede arzu edilen sonuca ulaşmak mümkün olabilirdi.
Her iki tarafın da karşılıklı taviz vermesi gerekecekti. Ancak, bu süreç zaman alacaktı. Amerika’nın askeri yığınağı ve İsrail’in baskısı da durumu zorlaştırıyordu. İran, Trump’ın karşısındaki karar baskısını daha iyi analiz edebilseydi, belki de İsrail’in etkisi bu kadar yıkıcı olmayabilirdi.
‘BÜTÜN SENARYOLAR MASADA’
Kendi senaryolarımızı profesyonel bir şekilde değerlendiriyoruz. Bu süreçte Milli Savunma ve MİT ile koordineli toplantılar yaparak durumu takip ediyoruz. Cumhurbaşkanımızı sürekli bilgilendiriyor, talimatlarını alıyoruz. Kriz yönetiminde devlet olarak oldukça deneyimliyiz ve bu durum, kurumsal bir yapı içinde yürütülüyor.
Enerji piyasaları, savaşın ilk etapta etkilediği alan oldu. Bu durum, Avrupa’da enerji açığına ve enflasyonun artmasına yol açabilir. Ayrıca, saldırıya uğrayan ülkelerin karşılık verme hakkını kullanması durumunda savaşın cephesinin genişlemesi riski de bulunmaktadır. Bu durum, yalnızca Amerikan üslerini değil, aynı zamanda bölgedeki enerji altyapılarını da hedef alabilir.
‘GAZZE’Yİ OLUMSUZ ETKİLİYOR’
Savaşın yarattığı güvenlik ortamı, insani yardımların geçişini zorlaştırabilir. Gazzeli halkın durumu, Ramazan ayında daha da kötüleşebilir. Bu sebeple, insani yardım konularında çabalarımızı artırmalıyız. Gözümüz kulağımız orada, durumu takip ediyoruz.
ARABULUCULUK İMKANI VAR MI?
Arabuluculuk her zaman mümkündür, fakat bazen zorluklar içerebilir. Tarafların, özellikle Amerika’nın ve İsrail’in provokasyonlarıyla başlattığı saldırının devam ettiğini gözlemliyoruz. Bu noktada, hangi argümanların kullanılabileceği ve tarafları durdurmanın yolları üzerinde çalışmamız gerekiyor. İran ateşkese daha açık bir taraf olsa da, Amerika’yı ikna etmek için uygun argümanların oluşturulması gerekecek.
Bizim için önemli olan, arabulucu aktörün kim olduğu değil; teklif edilecek hususların iyi hazırlanmasıdır. Birçok görüşme gerçekleştirdik ve bu süreçte bazı fikirler oluştu. Hedefimiz, savaşın bu aşamasında en azından ateşkese ulaşmak. Bütün bu görüşmelerin merkezindeyiz ve bölgedeki ülkelerle işbirliği içinde çaba sarf ediyoruz. Bu süreçte, İran’daki yeni liderliğin durumu değerlendirmesi için bir fırsat olabilir. Ancak, tarafların endişelerini karşılayacak bir denkleme ulaşmak zorundayız; aksi takdirde savaşın uzaması kaçınılmaz olacaktır.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



