
Budapeşte’nin ikonik yapısı Zincir Köprü, Tuna Nehri’nin iki kıyısını adeta zarif bir kolye gibi bir araya getiriyor. Tarihi atmosferiyle Buda’nın Orta Çağ havasını yansıttığı gibi, Pest’in hareketli gece hayatı ve alışveriş merkezleriyle de canlı bir görüntü sunuyor. Gece olduğunda köprünün ışıkları Tuna üzerinde parıldar ve izleyenleri büyüler.
Zincir Köprü, Tuna Nehri ve mimari bir başyapıt olan Parlamento binası genellikle turistlerin fotoğraf çekmek için tercih ettiği alanlar arasında yer alıyor. Ancak bu Pazar, bu bölgelerdeki kalabalık farklı bir atmosferdeydi. Budapeşte’de on binlerce insan, 16 yıllık Viktor Orbán yönetiminin sona ermesini kutlamak için sokaklara döküldü. Seçimlerde Péter Magyar liderliğindeki Tisza Partisi, oyların yaklaşık yüzde 53’ünü alarak birinci gelirken, Orbán’ın Fidesz Partisi yüzde 37 civarında oy aldı. Seçimlere katılım oranı ise yüzde 78’i aşarak rekor kırdı. O gece Budapeşte’de demokrasinin zaferi kutlandı; Zincir Köprü, Macar bayrağının kırmızı, beyaz ve yeşil renkleriyle aydınlatıldı.
45 yaşındaki Péter Magyar ve destekçileri, ülkelerini geri aldıklarını ifade etti. Magyar, zafer konuşmasında: “Başardık. Orbán rejimini birlikte devirdik. Macaristan’ı özgürleştirdik. Vatanımızı geri aldık.” dedi. En önemli taahhüdü ise Macaristan’ı yeniden Avrupa’ya bağlamak oldu.
Macaristan’ı izlemeye devam edeceğim. 16 yıl boyunca kaybedilen özgürlüklerin ne kadar sürede geri kazanılabileceği, eğitime, insan haklarına, kültür ve sanata verilen zararların ne zaman onarılacağı merak konusu.
Bu yazıyı kaleme alırken son 23 yılımızla yüzleşiyorum. Macaristan’ın yaşadıkları, bir ülkenin neleri ve nasıl kaybedebileceğini gösteren çarpıcı bir örnek. Bu vesileyle Orbán’a “Viszlát” derken, Macaristan’daki göçmen Türklere geçmiş olsun diliyor, Péter Magyar’ı tebrik ediyorum.
Umut etmeye devam edelim. Unutmayalım ki, keser döner, sap döner; gün gelir hesap döner. Adalet er ya da geç yerini bulur. Macaristan’ın bize ayna olması dileğiyle… Ayna ayna, söyle bize…
Ayna ayna, söyle bize…

1. Basın Özgürlüğü: Medya en büyük propaganda aracı haline geldi
Viktor Orbán döneminde medya üzerindeki kontrol, klasik sansürü aşarak merkezi ve sistematik bir propaganda düzenine dönüştü.
2010 yılından itibaren hükümete yakın iş insanları medya kuruluşlarını satın almaya başladı ve bu süreç hızla ilerleyerek 2018’de yaklaşık 500 medya kuruluşu Orbán’a sadık isimlerin yönettiği tek bir vakıf altında toplandı (KESMA).
Sınır Tanımayan Gazeteciler’e göre iktidar, medya kaynaklarının yaklaşık yüzde 80’ini kontrol eder hale geldi. Ülkenin en köklü gazetelerinden biri olan Népszabadság, 2016’da hükümete yakın bir iş insanına satıldıktan hemen sonra kapatıldı. Klubrádió, 2021’de yayın lisansını kaybederek susturuldu. En büyük haber sitelerinden Index.hu’da, 2020’de baş editörün siyasi baskıyla görevden alınmasının ardından tüm ekip topluca istifa etti.
Seçim döneminde durum daha da belirginleşti. Muhalefet partileri kamu televizyonunda yalnızca yasal zorunluluk olan 5 dakikalık süreyi kullanabildi. Buna karşın kamu televizyonu ve radyolar, sistematik bir şekilde hükümet mesajlarını tekrar etti.
Hatta seçim kurulu, devlet televizyonunun haber bültenlerinde Fidesz propaganda videoları yayınlandığını tespit etti. Ancak buna rağmen yayınlar devam etti.
Ekonomik boyut da önem taşıyor. Devlet, ülkenin en büyük reklam vereni haline geldi ve bağımsız araştırmalara göre reklam gelirlerinin yüzde 80–90’ı hükümete yakın medyaya yönlendirildi.
Hükümet yanlısı Megafon gibi yapılar, yüzbinlerce dolarlık bütçelerle dijital platformlarda yoğun propaganda içerikleri üretti.
2. Seçim sistemi: Kurallar nasıl değiştirildi?
Viktor Orbán, iktidara geldikten sadece bir yıl sonra, 2011’de seçim sistemini köklü bir şekilde değiştirdi. Bu reform, muhalefetle tartışılmadan ve kamuoyuna sunulmadan parlamentodan geçirildi.
Eski sistemde, oy oranlarıyla mecliste temsil oranı orantılıydı. Orbán, bu dengeyi bozarak parlamentodaki sandalye sayısını 386’dan 199’a düşürdü ve ağırlığı tek bölgeli seçimlere kaydırdı. 106 sandalye, “kazanan hepsini alır” mantığıyla belirlenmeye başladı. Yani artık bir bölgede 1 oy farkla kazanan, o bölgedeki tüm sandalyeyi alıyor.
Önceki sistemde milletvekili seçilmek için yüzde 50 barajını geçmek gerekirken, yeni sistemde yüzde 35–40 oyla kazanmak mümkün hale geldi. Bu değişiklik, en net etkisini 2014 seçimlerinde gösterdi; Fidesz oyların yüzde 44’ünü aldı, ancak sandalyelerin yüzde 86’sını kazandı. Bunun arkasındaki neden, muhalefetin bölünmesiydi.
Orbán, seçim bölgelerinin sınırlarını siyasi avantaj sağlamak amacıyla yeniden çizdi. Bu yönteme “gerrymandering” deniyor. Örneğin, Budapeşte’de sandalye sayısı azaltıldı ve Fidesz’in güçlü olduğu bölgelerde avantaj korunacak şekilde düzenlemeler yapıldı.
Uzmanlara göre bu durum, muhalif seçmenlerin farklı bölgelere dağıtılarak çoğunluk olamamasını sağlamak ve muhalif oyların birkaç bölgede toplanarak diğer bölgelerde etkisiz hale getirilmesi gibi tekniklerle gerçekleştirildi.
Seçmen, sistemin içinde çekildi. İnsanlar, “İstediğim adaya mı oy vereyim, yoksa kazanabilecek olana mı?” sorusunu sormaya başladı. Bu durum, stratejik oy kullanma davranışını zorunlu hale getirdi ve küçük partilerin zayıflamasına, büyük partilerin güçlenmesine yol açtı.
<img decoding="async" alt="" data-error-handled="true" height="292" src="https://media-cdn.iahaber.com.tr/media/library/2026/04/506c5849 </p>
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



