
Kimler Geldi Kimler Geçti dizisinin üçüncü sezonunda, Leyla’nın Mecnun hayalleri kadar, sevimli köpeği Buddy de önemli bir yer tutuyor. Hikâyenin anlatımı sırasında kameranın Buddy’nin göz hizasına indirilmesi, yaratıcı bir teknik olarak dikkat çekiyor. Buddy, sadece senaryoya renk katmakla kalmayıp, karakterleştirilmesiyle de izleyicilerin ilgisini çekiyor. Günümüzde türcülüğün sorgulandığı bir ortamda, Buddy, Leyla’nın romantik adaylarından daha ön planda duruyor. Bertan Başaran’ın yönettiği bu yapım, hayvan katliamlarını da etkili bir şekilde eleştiriyor.
Buddy, bir avukat ordusundan bile daha zeki bir karakter. Leyla’nın evine Cem’in gizlice girdiğini ilk önce o fark ediyor. Kötülüğün varlığını sezebilen Buddy, her evin ihtiyacı olan bir yol arkadaşı. Sokaklardaki sahipsiz köpeklerin yerine narsist Cem’lerin toplanmasını arzuluyoruz. Her türlü suça karışan zengin iş insanlarının karizması, Buddy’yi etkilemiyor. Lüks hayatların tek temsilcisi olan bir köpeğin gözünü boyamak mümkün değil.
Dizinin ilk iki sezonunda avukatlık teması çok belirgin değildi. Leyla (Serenay Sarıkaya), aşçı ve mimar sevgilileriyle de tanışabilirdi. Adliye koridorlarında pek görülmeyen karakterler, aşk ilişkileriyle meşguldü ve dava dosyalarına pek yoğunlaşmıyordu.
Üçüncü sezonda meslek biraz daha senaryoya entegre edilmiş olsa da, Leyla ve arkadaşlarının avukatlık kimlikleri pek belirgin değil. Örneğin, Yargı dizisinde avukatlık, Ceylin’in (Pınar Deniz) kelimelerine ve konuşma tarzına yansımıştı. Ancak Kimler Geldi Kimler Geçti’de, sürekli sevgililerinden mesaj bekleyen karakterlerin avukatlık rollerinin etkisi gözlemlenmiyor. Ne zaman çalıştıkları bile belirsiz.
Cem’in karanlık dünyasına rağmen, herkes adeta bir ütopyada yaşıyor. Sınıf çatışması ve politik gerilimlerin olmadığı bir senaryonun Türkiye’de geçtiğine inanmak zor. Hayvan hakları dışında, ülke gündemi bir televizyon ya da telefon ekranından bile hissedilmiyor. Ömer’in (Metin Akdülger), psikiyatristinin ücretini ödeyememekten yakınması pek inandırıcı görünmüyor.
Türkiye’de geçen bu Netflix dizisinde herkes zengin ve seküler bir yaşam sürüyor. Cami ya da başörtülü kadınlar kadrajda yer almıyor. Lüks restoranlar ve gece kulüplerinde dolaşan varlıklı iş insanlarının tek kaygısı aşk. Dönemin sosyal, politik ve kültürel hayatından kopuk bir dizi izlemek, izleyiciler için zorluk yaratıyor.

Ece Yörenç’in kaleme aldığı dizinin her sezonu benzer bir yapıda ilerliyor. Leyla, öncelikle aşkı bulduğunu düşünüyor. Ardından hayal kırıklığı yaşıyor ve hemen ardından yeni biri çıkıyor. Tek bir kadının çevresinde dönen hikâyede, herkesin amacı Leyla’nın aşk hayatını takip etmek. Bize Bi’Şey Olmaz dizisindeki yan karakterlerin hikâyeye katkısı sınırlıydı ve burada da durum pek farklı değil.
Avukat Dayıcan ve sevgilisinin ilişkisi sansür nedeniyle derinlemesine işlenemese de Cem, Defne ve Feyyaz arasındaki aşk üçgeni daha iyi bir şekilde ele alınabilirdi. Senaryo, Defne (Gülcan Arslan) gibi güçlü ve güzel bir kadının neden yıllardır Cem’in (Hakan Kurtaş) peşinden koştuğunu pek açıklayamıyor. Boran Kuzum ve Ahmet Rıfat Şungar’ın canlandırdığı karakterler, Leyla’nın flörtlerinin ötesine geçme potansiyeline sahipti.
Leyla’nın popülaritesi, popstar Edis’i bile geride bırakmış durumda. Funda (Meriç Aral) ise senaryoda vazgeçilmez bir karakter değil. Funda üzerinden veganlık ve kadınların yumurtalarını dondurma hakları gibi konular ele alınsa da, bu meseleler başka bir karakter aracılığıyla da işlenebilirdi. Dizide, Leyla dahil olmak üzere akılda kalıcı bir karakter yok.
Dizi, unutulmaz aşk efsanesini sorgulasa da, eski ve yeni sevgililer arasındaki dostluk inandırıcı gelmiyor. Neyse ki bu sezonda “love bombing” gibi İngilizce terimlerin kullanımında bir azalma gözlemleniyor. Ancak, kariyer sahibi kadınların, oyuncuların ışıltısı uğruna beyaz atlı prens peşinde koştuğu bir dizinin izlenebilirliği tartışmalı kalıyor.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



