
Haber: Zuhal ÇİLOĞLAN
(İSTANBUL) – İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik sürdürülen davanın duruşmasında tutuklu Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, 5 saat süren savunmasında Anayasa Mahkemesi kararının ardından cezaevinde yalnızca tansiyon ölçümü yapıldığını ve bunun yetersiz olduğunu ifade etti. “Kanser riskini tansiyondan mı anlayacağız?” diyerek eleştirilerini dile getiren Çalık, sağlık personeline karşı bir süre sessiz kaldığını ancak ardından bu duruma karşı çıktığını belirtti. Cezaevindeki bazı uygulamaların moralini olumsuz etkilediğini aktaran Çalık, ilaç kullanımının dahi kamerayla izlendiğini ve bunun kendisini olumsuz etkilediğini vurguladı. Duruşmanın yarın saat 10:00’da devam edeceği belirtildi.
CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 107 tutuklu ve 5 müşteki sanıkla birlikte toplam 407 sanıklı İBB Davası’nın duruşması, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nun karşısındaki 1 No’lu salonda gerçekleştiriliyor. Bugünkü duruşmada, görevden uzaklaştırılan tutuklu Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’ın savunması alındı ve bu savunma 5 saat sürdü.
Çalık, savunmasında son dönemde yaşadığı ailesel ve sağlık sorunlarına değindi ve bu süreçlerle ilgili detay vermeyeceğini belirtti. İzmir’in Buca ilçesinde, bulunduğu yerden 600 kilometre uzakta tutuklu olarak yargılandığını ifade eden Çalık, yaklaşık bir yıldır özgürlüğünden mahrum olduğunu ancak inancını kaybetmediğini vurguladı.
“Yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Günün sonunda hakikatin güneşi doğar ve o güneş doğduğunda hiçbir karanlık ayakta kalamaz” diyen Çalık, tek arzusu olan hakikatin ortaya çıkması için mücadele ettiğini belirtti.
Dosyada yer alan “etkin pişmanlık” beyanlarına atıfta bulunan Çalık, bu ifadelerin çelişkili olduğunu savundu. “Bir yalan, başka bir yalanı yalanlıyor, bir çelişki diğer bir çelişkiyi ortaya çıkarıyor” diyen Çalık, somut ve kesin delillerle desteklenmeyen iddialarla mahkûmiyet hükmü kurulamayacağını ifade etti. Avukatlarının bu çelişkileri tek tek ortaya koyacağını belirten Çalık, “Yalanlar tel tel dökülecek, gerçekler birer birer açığa çıkacaktır” dedi.
Görev yaptığı süreçlere ilişkin açıklamalar yapan Çalık, başkan danışmanlığı ve Beylikdüzü Belediye Başkanlığı dönemlerinde hukuksuz hiçbir işin içinde olmadığını ifade etti. Beylikdüzü halkının menfaatine aykırı bir kararda yer almadığını belirten Çalık, “Vicdanımın kabul etmediği hiçbir belgenin altına imza atmadım. Doğruluğu kendime pusula edindim” dedi.
Görevi bir emanet olarak gördüğünü belirten Çalık, yaptığı her şeyin şöhret ya da alkış için değil, çocukların daha iyi bir gelecekte yaşaması için olduğunu kaydetti.
Çalık, görev anlayışı hakkında, önüne gelen hiçbir evrakı okumadan imzalamadığını belirtti. “Alt metnini bilmeden hiçbir belgenin altına ismimi koymam” diyen Çalık, bu nedenle birlikte çalıştığı kişilerin zaman zaman zorlandığını ifade etti. Beylikdüzü’nü bir görev alanı değil, “evladı” olarak gördüğünü ve yöneltilen isnatların hem kendisi hem de ilçe halkı açısından üzüntü verici olduğunu dile getirdi.
Savunmasının bir bölümünde sağlık durumu hakkında da bilgi veren Çalık, geçmişte ciddi hastalıklar geçirdiğini belirtti. 2000 yılında lösemi tedavisi gördüğünü ve 2008’de lenfoma nedeniyle iki kez ameliyat olduğunu ifade eden Çalık, bu bilgileri “ajitasyon amacıyla” paylaşmadığını vurguladı. Yoğun bakım sürecinde dahi ailesine moral verdiğini belirten Çalık, tutuklandığı ilk gün sağlık durumunun gündeme getirilmesini istemediğini söyledi.
Çalık, tutukluluğu sırasında İzmir’e sevk edildiğini fakat bu sevk gerekçesini hâlâ bilmediğini ifade etti. Bulunduğu yerden yaklaşık 600 kilometre uzağa gönderildiğini belirten Çalık, sevk edildiği gün açık görüş hakkının bulunduğunu da ekledi. Sevk kararının kendisine ani bir şekilde bildirildiğini anlatan Çalık, yaşamında ilk kez bir mahkeme karşısında savunma yaptığını, daha önce böyle bir tecrübesi olmadığını dile getirdi.
İzmir’e sevk edildikten sonra ciddi sağlık sorunları yaşadığını belirten Çalık, bu süreçte 20-25 gün içinde yaklaşık 25 kilo verdiğini söyledi. Avukatlarının sağlık durumunu gündeme getirdiğini ancak başlangıçta buna karşı çıktığını ifade etti. Daha sonra İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Hastanesi’ne sevk edildiğini kaydeden Çalık, burada 16 gün boyunca tetkik, tedavi ve biyopsi işlemleri yapıldığını belirtti. İki kez biyopsi uygulandığını, kemik iliği biyopsisinin acılı bir işlem olduğunu anlatan Çalık, boynundan da iki kez biyopsi alındığını ve iki ameliyat geçirdiğini aktardı.
Doktorların büyüyen nodüllerden şüphelendiğini ifade eden Çalık, kanser ve lenfoma riskinin artabileceğine dair değerlendirmelerin raporlara yansıdığını söyledi.
Hastane süreçlerinin ardından Adli Tıp Kurumu’na sevk edildiğini belirten Çalık, Adli Tıp’ın söz konusu raporları kabul etmediğini ifade etti. Daha sonra şehir hastanesine yönlendirildiğini aktaran Çalık, burada görev yapan birçok doktora teşekkür ettiğini ancak bazı hekimlerin yaklaşımının kendisinde hayal kırıklığı yarattığını söyledi. Şehir hastanelerine bakışının değiştiğini belirten Çalık, “Şehir hastanelerinin hasta garantili hastaneler olduğunu biliyordum ama rapor garantili yerler olduğunu bilmiyordum” ifadelerini kullandı.
Çalık, şehir hastanesinden Adli Tıp’a gönderilen belgelerde yalnızca kemik iliği biyopsisinin sonucunun yer aldığını, diğer bulguların rapora yansıtılmadığını öne sürdü. Rahatsızlığının remisyon sınırları içinde olduğunu ancak bu durumun tamamen risksiz olduğu anlamına gelmediğini ifade eden Çalık, Katip Çelebi Üniversitesi Hastanesi’nde doktorların kendisine bu süreci ayrıntılı biçimde anlattığını belirtti. Remisyonun, hastalığın kontrol altında tutulduğu ancak sürekli izlenmesi gereken bir tablo olduğunu kaydeden Çalık, hastalığın nüks etmesi durumunda blast oranlarının yükseldiğini söyledi.
Şehir hastanesinde 18 gün kaldığını anlatan Çalık, bu süreç boyunca kan değerlerinin sürekli düşük seyrettiğini, nötropeni ve lökopeni gibi hematolojik risklerin bulunduğunu ifade etti. Katip Çelebi Üniversitesi Hastanesi’nin sadece löseminin nüks etmesi değil, ani ateş, organ yetmezliği ve benzeri komplikasyonlar açısından da risk bulunduğuna dair rapor hazırladığını belirten Çalık, şehir hastanesinden Adli Tıp’a gönderilen raporda yalnızca son üç güne ait görece iyileşmiş değerlerin yer aldığını öne sürdü. “Değerlerimin düşük olduğu günler değil, son üç günüm yazıldı” diyerek buna tepki gösterdi.
Avukatlarının Anayasa Mahkemesi’ne başvurduğunu belirten Çalık, kararın içeriğini okuduğunu ve bu sebeple üzüldüğünü söyledi. Tutukluluk tedbirinin kaldırılmamasına ilişkin değerlendirmeye itiraz etmediğini belirten Çalık, asıl üzüntüsünün kararın ikinci bölümüne ilişkin olduğunu dile getirdi. Anayasa Mahkemesi’nin rahatsızlıklarının ciddi olduğuna ve maddi-manevi bütünlüğünü koruyacak önlemlerin alınması gerektiğine işaret ettiğini söyledi.
Çalık, Anayasa Mahkemesi kararına atıfta bulunarak, cezaevinde sağlık tedbiri adı altında yalnızca tansiyon ölçümü
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



