Cem Can: Sporun Aydınlatan Kalemi 15 Yıldır Yok

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Cem Can: Sporun Aydınlatan Kalemi 15 Yıldır Yok

Cem Can’ın vefatının üzerinden on beş yıl geçti ve bu özel anı bir yazı ile anmayı tercih ediyorum. Kendisi, Türkiye’de spor alanında en özgün isimlerden biriydi ve kaleme aldığı eserler, hala günümüzde düşünce ufkumuzu genişletmeyi sürdürüyor. Fanatik gazetesinde yazdığı Fan-Etik köşesiyle, spor bilimi üzerine çalışan bireyler ve bu alana gönül veren kitlelerle etkili bir iletişim kurdu. Yazılarını daha geniş kitlelere ulaştırmak ve kalıcılığını sağlamak amacıyla, 2012 yılında kardeşi Hakan Can ile birlikte iki kitaplık bir Cem Can dizisi oluşturduk: Fair Play Yemin ve İlkelerimizi Kim Yazacak.

Hayatın koşuşturmaları içerisinde bize farklı bakış açıları sunan, çeşitli meslek ve yaş gruplarından insanlarla karşılaşmış olabilirsiniz. Bu bireyler, kimsenin dikkat etmediği konular üzerinde düşündükleri ve yazdıklarıyla çevrelerinde farkındalık yaratmayı başarırlar. Toplumun farklı kesimleri üzerine yaptıkları konuşmalar, hayatı ve insanları farklı bir perspektiften görmemizi sağlar. Onların amacı, karşılıksız bir şeyler vermektir; para, şöhret veya mevki gibi kaygıları yoktur. İnsan ruhuna dokunan hareketlerden zevk alır ve en beklenmedik anlarda bile sevinç gösterebilirler. Şövalye ruhuna sahip olan bu kişiler, yaşamları boyunca olduğu gibi, vefatlarıyla da bizlere hayata dair dersler sunar. Türkiye Futbol Medyası’nda özel bir yeri olan Cem Can, ‘Fan-Etik’ sayfasıyla Türk sporuna aydınlatıcı ve eleştirel bir bakış açısı kazandıran biri olarak hatırlanmayı hak ediyor. Sporu bu denli seven, üzerine düşünen ve bu süreçten mutluluk duyan bir başka birey daha tanımadım. Onun arkasından yazmanın zorluğunu zamanla daha iyi anlıyorum, içimde karışık duygular var.

Son on beş yıl içerisinde hem Türkiye’de hem de dünya genelinde büyük değişimler yaşandı; spor alanındaki tuhaflıklar yalnızca orada kalmadı, siyaset, ekonomi ve kültürle de iç içe geçti. Cem Can, 3 Temmuz 2011’deki şike sürecinden bir ay önce vefat etti. Onun ardından, şike sürecinin yarattığı karmaşa üzerine yazmaya devam etti. Özellikle FİFA’nın iki yüzlülüğü üzerine eleştirilerde bulundu ve uluslararası alanda meydana gelen olayları örneklerle aktardı. Bu yazımda, yıllar önce kaleme aldığı yazılardan, ülkemizdeki hakem tartışmaları, medya, taraftarlar, yöneticiler, federasyon, futbolcular ve doping gibi konulara dair örnekler sunacağım.

Aşağıdaki alıntılar, Fair Play Yemin İstemez (2012, Moss Kitap) adlı eserinde bulunmaktadır. Futbol ve şike ideolojisi başlıklı yazısından bazı ifadeleri dikkatlerinize sunuyorum: “Toplumsal kokuşmuşluğu yaratan değerlerin, önce futbolda onaylanması ve görünüşün anlamların önüne geçişinde medyadaki kanaat önderlerinin önemli bir rolü bulunmaktadır: ‘Tarih yalnızca birincileri hatırlar’, ‘İkincilik başarısızlıktır’, ‘Başarı her şeydir’ gibi çarpık düşüncelerle, ayrımcılığın mantıklı olduğunu ve durumun çaresizliğini empoze ettiler. Dopingin serbest bırakılması masum bir tartışma teklifi gibi sunuldu. ‘Şerefli mağlubiyet’ spordan kovuldu ve aşağılandı. O zaman elinden geleni yapıp mağlup olanlar, İngiltere’deki gibi alkışlanmak yerine lanetlendiler. ‘Şerefli mağlubiyet’ kavramının yok olduğu bir futbolda ‘şerefsiz galibiyetin’ çirkin olmayacağını defalarca gördük. Küme düşmemek uğruna rakibine yalvararak ‘hatır şikesi’ yaptıranların, bu maçtan sonra başarı mutluluğu içinde ağlamaları, anlamın değil, anlamsızlığın bir görüntüsünü oluşturdu… Başarının her şey olduğu bir anlayışta, ‘Her şey için her değeri’ feda edenlerin rol-model haline gelmesi kaçınılmaz hale geldi… ‘Futbol asla yalnızca futbol değildir’ fikri, Türkiye’de hemen kabul gördü; en fantastik versiyonu da burada sahne aldı…” (s.315-316).

Spor medyası ve televizyonlardaki spor programları üzerine yazdığı görüşleri, son on beş yıl içerisinde spor medyasının durumu açısından yeniden düşünmenin tam zamanıdır. “Spor medyasının diğer çevrelerden en önemli farkı, işini açıkça yapması ve gizli gündemleri ortaya çıkarmaya çalışmasıdır. Spor medyası, ‘toplumun bilgilenme hakkı’ ve ‘ifade özgürlüğü’ gibi iki temel uygarlık değeri ile hareket eden tek taraftır” (s.264). Futbol programlarının izleyici tarafından yıldızlaştırılan kişilerin, şiddet içeren dizi karakterleri ile benzer özellikler taşıdığına dair araştırmalar şu şekilde sıralanabilir:

– Gerçek kişiler olmadıklarına dair ipuçları veriyorlar,

– Abartılı ya da çarpıtıcı yapıya sahipler,

– Bir fanteziyi sergiliyorlar,

– Davranışları öngörülebilir,

– Tam bir kararlılık ve azim sergiliyorlar.

(Goldstein; The attractions of violent entertainment)

Futbol programlarına izleyici açısından bakıldığında, durum daha net bir şekilde görülmektedir: Aynı program için farklı kulüplerin taraftar sitelerine girildiğinde, ortak davranış kalıpları ile karşılaşılmaktadır. İzleyici, futbol konuşulmasını değil, heyecan ve şiddet arzu etmektedir. Daha fazla şiddet gösterenleri destekler. İzleyici, futbol programlarında kendi televizyon liderini arıyor… İzleyici, kulüp aidiyetlerini bir kenara bırakarak “futbol adamı” kimliğiyle tartışmalara katıldığında sersemliyor. Kendi taraftarı olduğunu düşündüğü kişinin koşulsuz bir şekilde “kavga vermesini” bekliyor. “Başka kulüp temsilcisi” olduğunu düşündüğü kişinin kendi kulübü hakkında olumlu bir yorum yapması durumunda, “bizim adamımız susuyor, bizi savunmak rakibin temsilcisine kalıyor” gibi yorumlar yapılıyor… Kendini ifade edemeyen, potansiyelini gerçekleştiremeyen antidemokratik toplumlarda isyan ve itiraz refleksinin etkisiyle, bağıra çağıra konuşan yorumcular, izleyicide haklılık ve cesaret imajı yaratıyor… Bu arada, “şiddet eğlencesinin” ihtiyaç duymadığı barışçıl, soğukkanlı yorumlar otomatik olarak olumsuz algılanıyor. Kavga edemeyen ya da kavgadan kaçınan kişiler silik, sıkıcı, özenti olarak değerlendiriliyor. Futbol programlarının izleyicisi ya şiddeti destekliyor ya da kendisi şiddet üretiyor;

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın