
iahaber Haber Merkezi
Prof. Dr. Cem Terzi
30 Temmuz 2026’da, 49 bin göçmen Fas’tan İspanya’nın Afrika’daki özerk bölgesi Ceuta’ya kara ve deniz yoluyla geçti. Birçok kişi, yüzerek, şişme lastiklerle ya da sınır kapılarını zorlayarak Ceuta’ya ulaşmayı başardı. İspanyol hükümeti, yerel güvenlik güçlerine destek sağlamak amacıyla 200 polis ve 60 asker gönderdi. Fas güvenlik güçleri ise geçişleri engellemeye çalıştı; bu sırada birçok kişi hayatını kaybetti ve Ceuta Belediye Başkanı olağanüstü durum ilan etti.
BU HABERİ, iahaber ABONELERİNİN DE
SAĞLADIĞI KATKIYLA OKUYORSUNUZ.
iahaber’E ABONE OL,
BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞİ DESTEKLE!
ABONE OL
Zaten abone misiniz?
Üye girişi yapın
Ceuta, coğrafi olarak Afrika kıtasında bulunmasına rağmen İspanya’nın özerk bir bölgesidir. 1415 yılında Portekiz tarafından fethedilen Ceuta, 17. yüzyıldan bu yana İspanya yönetimindedir.
Fas, bu tarihi egemenliğe sürekli olarak itiraz etmektedir. 2021 yılında da binlerce göçmenin Ceuta’ya geçiş yaptığı gözlemlenmişti. O dönem, bu olayın yalnızca göç değil, aynı zamanda Fas ile İspanya arasındaki tarihsel sömürgecilik gerilimleriyle ilgili olduğu ifade edilmişti. Günümüzde Ceuta ve Melilla, Avrupa Birliği’nin Afrika’daki tek kara sınırları konumundadır. Fas, Avrupa Birliği ile yaptığı iş birlikleri çerçevesinde göç akımlarını kontrol etme sorumluluğunu üstlenmiştir ve bu nedenle Ceuta, diplomatik müzakerelerin bir arenası haline gelmiştir.
Bu olayın boyutunu kavrayabilmek için yakın tarih göz önüne alındığında, Suriye iç savaşında Türkiye’nin yaşadığı büyük sığınmacı hareketleri hatırlanabilir. IŞİD’in Kobani’ye saldırdığı 20 Eylül 2014 tarihinde yalnızca bir günde yaklaşık 70 bin Suriyeli Türkiye’ye geçti. Takip eden günlerde bu rakam 140 bine, kısa süre sonra ise 190 bine ulaştı. Dünyada pek az ülke, bu ölçekte bir kitlesel göçle karşı karşıya kalmıştır. Dolayısıyla Ceuta’daki olaylar Avrupa açısından sıradışı görünse de, Türkiye’nin son on yıldaki deneyimleriyle birlikte değerlendirildiğinde küresel göç sisteminin nasıl istisnai krizler üretebildiğini göstermektedir. Ancak Ceuta’yı farklı kılan sadece sayı değildir.
Burada göç, sömürgecilik tarihinin hala kapanmamış hesaplarıyla, Avrupa’nın sınırlarını Afrika’ya taşıyan yeni sınır rejiminin kesişim noktasında gerçekleşmektedir.
Avrupa sınırını ihraç ediyor
Son yıllarda Avrupa Birliği, yeni bir strateji geliştirmiştir. Sınırlarını genişletmek yerine, dışarıya ihraç etmeyi tercih etmektedir. Bu durum, Fas’a, Libya’ya ve Türkiye’ye yönelik uygulamalarla belirginleşmektedir. Özellikle AB-Türkiye Geri Kabul Anlaşması, bu yaklaşımın en belirgin örneklerinden biridir. Türkiye, milyonlarca kişinin barındırıldığı, Avrupa’nın dışsallaştırılmış sınır politikasının en önemli noktası haline gelmiştir. 2016’daki AB-Türkiye Mutabakatı ile Avrupa’nın sınırı Ege kıyılarına kadar genişlemiştir. Avrupa Birliği, sınır kontrolünü Fas, Türkiye ve Libya gibi komşu ülkelere devrederek, sınırlarını dışsallaştırmıştır. Böylece, göç, dış politika ve müzakerelerin önemli bir aracı haline gelmiştir.

Ceuta Avrupa’nın göç rejiminin laboratuvarı
Ceuta, küresel eşitsizliklerin, sömürgecilik mirasının, uluslararası ticaretin ve hukuki belirsizliğin kesişim noktasında yer almaktadır.
Ceuta’daki göçmenler, tüm haklarını kaybetmiş durumdadır. Fas artık onları korumazken, Avrupa da kabul etmemektedir. Ne içeride ne dışarıdadırlar. Ne yurttaş, ne de yabancı olarak tanımlanabilirler. Ceuta’nın en büyük sorunu hukuki belirsizliktir.
Göçmenler, çeşitli kriterlere göre filtreleneceklerdir. Kayıt dışı çalışacak olanlar kim? Geri gönderilecek olanlar kim? Hayatını kaybedecek olanlar kim?
Modern sınır, hem bir güvenlik teknolojisi hem de bir emek teknolojisi olarak işlev görmektedir. Göçmen emeği, artık küresel kapitalizmin vazgeçilmez bir unsuru haline gelmiştir. Türkiye, bu durumun en açık örneklerinden birini oluşturmaktadır. Milyonlarca göçmen, kayıt dışı ekonomide düşük ücretlerle ve güvencesiz koşullarda çalışmaktadır. Göç, yalnızca insani bir mesele değil, aynı zamanda sınıfsal ve ekonomik bir meseledir.
Ajansların haber dili, Ceuta’da yaşanan durumu “yasa dışı göç”, “sınır ihlali” veya “Avrupa’ya akın” şeklinde tanımlamaktadır. Ancak görülen manzara bunların hiçbiri değildir.
Bu görüntü, beş yüz yıllık dünya tarihinin birkaç dakikalık özeti niteliğindedir.
Ceuta yalnızca küçük bir sınır kenti değil, aynı zamanda sömürgeciliğin bitmediğini gösteren canlı bir müzedir. Bugün Avrupa kamuoyunda sıkça öne çıkan korku ve nefret saçan “Afrika Avrupa’ya geliyor” söylemi bir çarpıtmadır. Tarih, tam tersini ifade etmektedir! Avrupa, Afrika’ya çok daha önce gelmiştir. Sil
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



