Cezaevleri ve Siyaset: Ailelerin Görünmeyen Yüzü

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Cezaevleri ve Siyaset: Ailelerin Görünmeyen Yüzü

Türkiye’de cezaevleri, her zaman siyasetin önemli bir unsuru olmuştur. Özellikle darbeler ve son yıllarda yaşanan olaylar, bu durumu daha da belirgin hale getirmiştir. Kürt partilerine yönelik uygulamalar da bunların bir parçasını oluşturuyor. Eski eş başkanların hala cezaevlerinde bulunması, bu durumun acı bir örneğidir ve bu Kasım ayında 10 yılı dolduracak.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Siirt’te okuduğu bir şiir nedeniyle Pınarhisar Cezaevi’nde dört ay tutulması, siyasetin cezaevleri üzerindeki etkisini göstermektedir. Türkiye’de hapsedilen siyasetçilerin sayısı, bu dört aylık süreyi katbekat aşmaktadır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına rağmen, yıllardır cezaevinde tutulan bireyler, yeni Türkiye’nin hukuk sisteminin bir yansımasını ortaya koyuyor.

Yargının her zaman siyasetin etkisi altında olduğu bir gerçektir. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik olarak 19 Mart 2025’ten itibaren başlayan yargı süreci, duruşmalarda yapılan savunmaların da ortaya koyduğu üzere, Türkiye’de siyasete yargı aracılığıyla müdahalenin yeni bir boyutunu temsil ediyor.

Bu dava sadece seçimleri değil, aynı zamanda muhalefetin siyaset alanını da etkileyen bir mahiyet taşıyor. Bu sürecin yaratacağı sonuçlar kadar, insanların ve ailelerin hayatındaki etkileri de dikkat çekici. “Silivri aileleri” olarak adlandırılan bir gerçeklik büyümekte ve bu sürecin pek fazla görünmeyen boyutu burada yatıyor.

Dilek İmamoğlu; eşi, oğlu, kayınbiraderi, iki kardeşi ve yeğeni ile İBB davasının bir parçası. Onunla yüz yüze görüşmek istedim. Yazılı olarak gerçekleştirdiğimiz söyleşide, yönelttiğim sorular ve Dilek İmamoğlu’nun yanıtlarını aktarıyorum.

19 Mart’tan bu yana hayatınıza ‘açık görüş’, ‘kapalı görüş’ gibi bir rutin girdi. Bu süreçte sizin için neler değişti? Türkiye, Cumartesi Anneleri’ni tanıdı; şimdi ise Aile Dayanışma Ağı aracılığıyla Silivri aileleri ile tanıştı. Bu ailelerin hikayeleri genelde duyulmuyor. İçeridekilerin yanı sıra dışarıdaki insanların hayatlarının nasıl etkilendiğine dair konuşmak da önemli diye düşünüyorum.

Rutinlerimiz tamamen değişti. Artık benim ve çocuklarımın günlük hayatı cezaevi görüş saatlerine, duruşma günlerine ve telefon görüşmelerine göre şekilleniyor. Hayatımızda daha önce kullanmadığımız kelimeler gündelik yaşamımızın bir parçası haline geldi: açık görüş, kapalı görüş, duruşma günü, telefon hakkı… Zamanla hayatımızı görüş saatlerine göre planlamaya başladık. Günler ve haftalar, normal bir takvim gibi değil, bir sonraki görüşe kalan süre olarak geçiyor.

Türkiye, uzun yıllar Cumartesi Anneleri’ni tanıdı; şimdi ise başka bir bekleyişin ve dayanışmanın içinde olan aileler var. Silivri yollarında birbirine destek olmaya çalışan ve aynı belirsizlik ile özlemi yaşayan aileler bulunuyor.

Dışarıda kalanların yaşadığı durum çoğu zaman görünmüyor. Oysa içeride bir kişi tutuklanırken, dışarıda birçok insanın hayatı askıya alınıyor. Biz sadece özlemle başa çıkmıyoruz; aynı zamanda çocukların düzenini korumaya, dışarıdaki hayatı ayakta tutmaya ve bu sürecin yükünü omuzlamaya çalışıyoruz.

Sosyal sorumluluk projelerinde yer alıyordunuz. Bu gözaltı ve dava süreciyle birlikte çalışmalarınıza devam edebiliyor musunuz?

Hayatımın merkezi elbette değişti. Zamanımın ve enerjimin büyük bir kısmı bu dava sürecini yönetmeye gidiyor. Daha önce başkalarına destek olmaya çalışırken, şimdi kendimi bu hukuksuzluğun içinde buldum. Bu da benim için daha büyük bir sorumluluk ve daha zor bir mücadele anlamına geliyor.

Sosyal sorumluluk projeleri her zaman hayatımın önemli bir parçası oldu. Bugün meseleyi daha yakın bir gözle ele alıyorum. Çünkü içeride bir kişi tutuklu olduğunda, dışarıda da bir ailenin hayatı askıya alınıyor. Dışarıdaki insanların taşıdığı yük, içeridekiler kadar ağır olabiliyor. İşte bu yüzden Aile Dayanışma Ağı, bizim için yalnızca bir dayanışma zemini değil, aynı zamanda birbirimize nefes olabildiğimiz bir alan haline geldi.

Bu süreç, kadınların güçlü duruşuna, çocukların hayatlarının korunmasına ve adalete erişim konusundaki hassasiyetimi daha da artırdı. Yaşadığımız bu travma hali beni hayattan koparmıyor; aksine başkalarının acısını daha iyi anlamama ve daha kararlı bir şekilde ses çıkarmama neden oluyor.

Silivri’deki duruşmalar sizin için ne ifade ediyor? Ailelerle ilişkiler, sabahları tutuklularla selamlaşmalar ve zaman zaman yaşanan gerginlikler… Ekrem İmamoğlu, salona en son giren ve en son çıkan kişi oluyor. O salon için neler söylersiniz? Yıllar sonra o salonu nasıl hatırlayacaksınız?

Her sabah evden çıkıp Silivri’ye giderken içimden “Biz ne yaşıyoruz?” diye geçiriyorum. Bu duruma alışmak mümkün değil. Ancak salona geldiğimde ailelerin dayanışma duygusu insana yeniden moral veriyor. Sabah koridorda birbirine sarılan insanlar ve sevdiklerine “günaydın” diyebilmek için yollar arayan aileler, hafızalarda yer ediyor.

Mahkeme salonu büyük olduğu için bazen uzaktan yüzleri seçmek zor oluyor. Bu nedenle herkesin kendine ait bir yeri oluştu. Bazı aileler içerideki yakınlarına “Ben şu tarafta olacağım” diye haber gönderiyor. O anlarda göz temasının bile ne kadar önemli olduğunu anlıyorsunuz. Benim oturduğum yer de artık belli; izleyici bölümünün ortasında

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın