
Türk Ceza Kanunu’nun önemli isimlerinden biri olan, eski İstanbul Hukuk Fakültesi Dekanı ve Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Adem Sözüer, CHP’ye açılan kurultay davası hakkında açıklamalarda bulundu. Sözüer, bu davanın ‘görünüşte dava’ niteliğinde olduğunu ve siyasi tasfiye amacıyla gündeme getirildiğini belirtti. 10 maddelik açıklamasında, “Partilerin hukuk dışı yöntemlerle etkisizleştirilmesi esasen suçtur. Bu suçların mağduru sadece o partinin üyeleri değil tüm toplumdur. Fail ise hukuktan arındırılmış ortamı oluşturanlardır. Eylemli kapatma girişimi fiili bir zor kullanma olduğu için, çözümü ‘hukuki’ eylemliliktir” ifadelerine yer verdi.
CHP’de 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde düzenlenen 38. Olağan Kurultay sonrası tartışmalar derinleşti. Muhalif delegelerin olağanüstü kurultay talebiyle açmış olduğu dava, yeni bir aşamaya taşındı. Davanın 30 Haziran’da Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülecek duruşması, sürecin hukukî ve siyasi yönünü belirleyecek. Sözüer, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, kurultay davasına gerekçe olarak gösterilen olaylarla ilgili olarak, “Delegeye menfaat temin edilmesi doğru varsayılsa bile bu bir hile olmadığı gibi TCK’daki rüşvet suçunu oluşturmaz. Menfaat ve baskı gibi iddialar doğru olsa dahi partiye kayyım atanamaz” şeklinde görüş bildirdi.
Adem Sözüer’in sosyal medya paylaşımında şu başlıklar dikkat çekti:
“Ana muhalefet partisine yönelik ‘eylemli kapatma’ girişimi hakkında on gerekçe”
1) CHP Kurultayı ile ilgili ceza ve hukuk davaları pozitif hukuk bağlamında değerlendirilemez.
2) Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmadığı, muhalif siyasetçilerin ve gazetecilerin tutuklandığı, belediyelere kayyum atandığı bir ortamda, hukuk normları askıdadır.
3) Bu tür ortamlarda anayasalar ve yasalar yürürlükteymiş gibi görünse de, kuvvetler ayrılığının işlemediği durumlarda yetkiler sistematik olarak amaç dışı kullanılmakta ve ‘görünüşte davalar’ açılmaktadır. Bu şekilde tarihte pek çok kez görülen siyasal tasfiyeler gerçekleştirilir.
4) Hukuktan arındırılmış ortamlarda muhalefet eden partiler, kamu yetkilerinin kötüye kullanılmasıyla iç çatışmalar ve belirsizliklere sürüklenmek istenir. Böylece etkin muhalefet, “Türk tipi” bir muhalefet biçimine dönüştürülür.
5) Bu durum, bir partinin Anayasa Mahkemesi kararı olmadan, yani hukuki değil eylemli bir kapatılması anlamına gelir. Örneğin, HDP kağıt üzerinde açık bir parti gibi görünmesine rağmen, etkinliği “organize işler” aracılığıyla fiilen sonlandırılmıştır.
6) Eylemli kapatma, darbe dönemlerindeki parti kapatma ve kayyum atamalarından daha olumsuz bir durumdur; zira darbe zaten hukuki olmayan fiili bir rejimdir.
7) Siyasi partilerin kurultaylarındaki seçimler, seçim kurulları ve hakimlerin yönetim ve denetiminde yapılır. İlçe ve il seçim kurullarına yapılan itirazların sonuçları kesindir. İtiraza gidilmeyen durumlarda, mahkemeler kesin sonuçları yok sayamaz.
8) Delegeye menfaat temin edilmesi doğru varsayılsa bile, bu durum bir hile değildir ve TCK’daki rüşvet suçunu oluşturmaz. Menfaat ve baskı iddiaları doğru olsa bile partiye kayyım atanamaz. 30 Haziran’da kurultay seçimini yok sayma veya kayyım atama gibi kararlar verilemez.
10) Konuyla ilgili zorlamalı bir ceza davası açıldığı için, sonucunun beklenmesine yönelik bir bekletici mesele kararı verilmesi muhtemeldir.
Hukuki pek çok argüman mevcut; ancak hukuktan arındırılmış ortamlarda bunlar etkili olamaz. 30 Haziran’da hukuktan arındırmanın ne boyuta ulaşabileceğini göreceğiz.
Partilerin hukuk dışı yöntemlerle etkisizleştirilmesi, esasen suçtur. Bu suçların mağdurları sadece o partinin üyeleri değil, tüm toplumdur. Fail, hukuktan arındırılmış ortamı oluşturanlardır ve eylemli kapatma girişimi fiili bir zor kullanma olduğu için, çözümü hukuki eylemlilikte aramak gerekmektedir.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



