CHP ve İktidar Arasındaki Siyasi Çatışma Derinleşiyor

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
CHP ve İktidar Arasındaki Siyasi Çatışma Derinleşiyor

Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) Anayasa’nın 79. maddesine aykırı olarak İstinaf Mahkemesi tarafından verilen tartışmalı ‘mutlak butlan’ kararı sonrasında, polisin ana muhalefet partisinin kapısını zorla açarak plastik mermi ve göz yaşartıcı gaz kullanması tarihi bir olay olarak kaydedildi. Hem yargı kararı hem de polis müdahalesinin iktidar ile bağlantılı olduğu aşikar; ancak iktidar destekçileri “Kılıçdaroğlu ekibi istedi, biz yapmadık” şeklinde bir savunma geliştirdiler. Muhalefetin gücünü kırma çabaları açısından bakıldığında, “iktidar” ile “Kılıçdaroğlu” arasında pek de bir fark kalmadığı görülüyor. Kemal Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanlığı seçimlerine 1.5 yıl kala (en geç kasım 2027) partiye dönüşü ve kurultayı geciktirme niyetinin, iktidarın çıkarlarına hizmet ettiğinin farkındadır. Kendi “arınma” olarak tanımladığı sürecin ya da simgesel araçlara ‘haram’ yazdırarak parti önünde teşhir etmenin, iktidar yargısı aracılığıyla geldiği noktayı meşrulaştırmayacağını da biliyor olmalı. Bu arada, iktidarın ortağı MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin büyük kurultay tarihine kadar ana muhalefete verdiği tavsiyeleri de hatırlamakta fayda var.

Bahçeli, “Sayın Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanı’dır. CHP’de arınma ve durulma süreci başlamalıdır” ifadelerini kullanıyor.

Bu sözlerle, Bahçeli’nin iktidar olarak tercih ettikleri ismin Kılıçdaroğlu olduğunu açıkça belirttiğini söyleyebiliriz. “Durulma” ifadesi, muhtemelen iktidarı zora sokacak demokratik eylemlere son verilmesi talebi olarak yorumlanabilir.

Bahçeli, “Büyük Kongre’ye kadar temizlenmiş ve arınmış CHP tesis edilmiş Sayın Kılıçdaroğlu da CHP’ye büyük hizmet yaparak tarihi bir sorumluluğu yerine getirmiş olacaktır” diyor.

Bu açıklama, henüz sonuçlanmamış davaları ve etkin pişmanlıktan vazgeçen isimleri dikkate almadan CHP’nin başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere belediye başkanlarını ve birçok ismini suçlu kabul etme çağrısı olarak değerlendirilebilir. Bahçeli, “Kongreler yapılarak CHP 9 Eylül’de büyük Kongre’ye gitmelidir” ifadesiyle bu süreci destekliyor.

Bahçeli’nin bu açıklamaları, “CHP’de kavga var, bunlar kendi içinde bile anlaşamıyor, memleketi nasıl idare ederler” imajının yerleşmesi için bir fırsat sunuyor. Bu durumda kurultayda kim kazanırsa kazansın, seçimlere kadar zayıflayacakları öngörülüyor.

Bahçeli’nin Nisan 2016’da verdiği bir örnek de dikkate değer. O dönemde MHP’nin olağanüstü kurultayına götürülme kararıyla ilgili olarak, Bahçeli “bunlara kolay kolay partiyi teslim etmeyiz” demişti. O günlerde diğer partilerden MHP için bir kongre tarihi önerisi gelmediği gibi, MHP yönetimi de süreci istediği gibi yürütmüştü.

Günümüzde ise CHP içinde yaşananların ‘iktidar merkezli olduğu’ inancı toplumda yaygın. Özgür Özel ve destekçileri, hem parti içinde hem de sahada verdikleri mücadeleyle dikkat çekiyor. Ancak zaman ilerledikçe, halkın ve seçmenin desteğinin azalabileceği öngörülüyor. CHP içindeki karşılıklı tartışmaların olumsuz algı yaratma potansiyeli var. Kılıçdaroğlu’nun iktidardan aldığı destekle Özel ve ekibini zor durumda bırakacak hamleler yapması da muhtemel. Parti içinde her gün yeni bir gerginlik yaşanacağı öngörülüyor.

Ne olacak peki? Özel ve arkadaşları CHP içindeki mücadeleden vazgeçmeli mi? Hayır, ancak süreç uzadıkça zorluklar artabilir. CHP içinde mücadele verirken, aynı zamanda ‘yeni bir parti’ hayal edilmeli ve hazırlanmalı. Parti, yalnızca bir tabela ve binalardan ibaret değildir; bir ruhu vardır. Özgür Özel ve arkadaşları, kuracakları yeni partide bu ruhu ve yeni bir heyecanı yeniden canlandırabilirler.

Özgür Özel’in CHP Genel Başkanlığı, sadece bir kurultay sonucunun ürünü değildir. Bu değişim, uzun yıllardır partinin üstünde süregelen “kazanamama” durumuna bir itiraz niteliğindedir. Yerel seçimlerde elde edilen başarılar, Özel’e önemli bir siyasi kredi kazandırdı. Özellikle İstanbul ve Ankara’nın korunması, daha önce kazanılamayan bazı şehirlerde elde edilen başarılar, CHP’nin ilk kez yalnızca “karşıtlık” değil, aynı zamanda “iktidar alternatifi” olarak konuşulmasına olanak tanıdı. Bu noktada yargı süreci devreye girdi.

Bir tarafta devletle uyumlu bir muhalefet çizgisi savunanlar, diğer tarafta toplumsal ve sokakla daha fazla temas eden bir siyaset isteyenler bulunuyor. Kürt meselesinde mesafeli duranlarla, demokratik bir çözüm dilinin kaçınılmaz olduğu görüşünü savunanlar arasında bir ayrım var. Tüm bu zorlukları aşmayı başaran Özgür Özel, son aylarda sadece geçici bir genel başkan değil, aynı zamanda meydanlarda, protestolarda ve yargı baskısına karşı ortaya koyduğu tavırla farklı bir profil çiziyor. CHP’nin geçmişte taşıdığı “devlet partisi” algısı ile daha mücadeleci bir çizgi arasında gidip gelen bir liderlik modeli sergiliyor.

Günümüzde yaşananlar, yargı eliyle siyasetin dizayn edilme çabasını ve siyasi elitler üzerinden bir mücadele hattı belirleme girişimlerini gözler önüne seriyor. Atanmış isimlerle sisteme yeni bir ayar verme hayali, halkın düşüncesinin ve seçme hakkının göz ardı edildiği bir senaryoda mümkün mü? Sandık kurulduğunda, kağıt üzerinde yapılan hamlelerin nasıl etkisiz kaldığını iktidar mensupları da hatırlayacaktır. Seçimlerin ileri bir tarihe ertelendiği senaryolarına (2028 sonrası) ihtimal vermek bile zor. O sandığın 2027 sonunda ya da en geç 2028 haziranında geleceği öngörülüyor. Beklenmedik bir durum olarak baskın seçim gerçekleşebilir, ancak bu ihtimal de düşük görünüyor.

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın