CHP’nin Bilgi Yetersizliği Siyaseti Zayıflatıyor

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
CHP’nin Bilgi Yetersizliği Siyaseti Zayıflatıyor

Ana muhalefet lideri, Suriye’nin zalim yöneticisi Beşar Esed’in uçağıyla Rusya’ya kaçarken, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne Suriye’nin geleceği hakkında müzakere teklifinde bulunduğunu belirtti. Bu önerinin üzerinden kısa bir süre geçmeden, Şam’da yeni bir hükümetin kurulduğu duyuruldu.

Ana muhalefet lideri, yeni kurulan hükümetin Türkiye’nin bilgisi ve iradesi dışında, ABD ve İsrail’in denetiminde oluştuğunu iddia etti. Trump, “Devrimin arkasında Türkiye var. Erdoğan’a saygı duyuyorum…” diyerek bu durumu dile getirdi.

Ana muhalefet, “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” hedefleri doğrultusunda beklenen katkıyı sağlayamadı. Ancak olumlu gelişmeler yaşandığında, liderleri 10 Mart Mutabakatı’na uymayan PKK-SDG-YPG ile yan yana durduklarını gösteren garip ifadeler kullandı: “Kim kime katılacak? 100 bin kişilik SDG-YPG, neden kendisinden daha zayıf olan Suriye Ordusu’na katılsın?”

Şu anda Suriye Hükümeti ve Ordusu, önemli bir zafer elde ederek ülke genelinde egemenliği sağlamış durumda. Terör yapılanmalarını etkisiz hale getirdi. Trump, SDG için “Paralarını verdik, ülkenin petrol kaynaklarını da kullandılar, artık onlara borcumuz yok” dedi ve Suriye Hükümeti’ne desteğini yineledi. Büyükelçi Barrack, “SDG artık birinci ortağımız değil. Suriye’de güçlü bir hükümet var ve onlarla ilerleyeceğiz” açıklamasını yaptı. Ancak ana muhalefet hala kardeş partileri SDG ve YPG’yi övmeye devam ediyor. SDG-YPG’nin, PKK’nın uzantısı olduğu ise artık net bir şekilde görünür hale geldi.

Ana muhalefet lideri, yakın zamanda Hatay’da benzer bir tavır sergileyerek, “Yapılamaz, teslim edilemez, bitirilemez” ifadeleriyle, on bir şehrin yeniden ayağa kalkmasını değerlendirdi. “Bir yılda bitiremezsiniz dedik, bakın kaç yılda bitirdiniz…” diyerek eleştirilerde bulundu.

Bu eleştirilerin yanı sıra, deprem bölgesinden ayrılmayan ve Hatay’da sık sık kalan Bakan Murat Kurum’u, depremde ailesinden 12 kişiyi kaybeden ve bölgeye hizmet eden Hatay Milletvekili ile AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman’ı eleştirdi.

Deprem bölgesine uğramayan bir anlayışın ortaya koyduğu tavır, tüm bunların gözler önünde ve tarihin kayıtlarında yer bulduğu bir durumdur.

Bu durum, CHP’nin ciddi bir bilgi, kapasite ve siyaset inşası açığına işaret ediyor.

Siyaset, genellikle görünür olanla, yani söylemle, güç mücadelesiyle ve anlık tartışmalarla tanımlanır. Ancak bu görünür alan, siyasetin yalnızca yüzeyini oluşturur. Derinlikte ise belirleyici unsur, bilginin varlığı, niteliği ve karar alma süreçlerine ne ölçüde dahil edildiğidir.

Bilgiye dayanmayan bir siyaset kısa vadede hareketlilik sağlayabilir; ancak uzun vadede toplumsal düzen ve devlet kapasitesini sürdürebilmesi mümkün değildir. Devlet yönetimi, heyecanla değil, muhakemeyle yürütülmelidir. Bu muhakemenin temel girdisi ise bilgidir.

Bilgi kavramı, siyasette genellikle dar bir çerçevede ele alınır. Bilgi, tarihsel tecrübe, kurumsal hafıza, sahadan gelen veriler, toplumsal yapı ve uluslararası sistemin birlikte okunmasıyla oluşan bütüncül bir zemindir.

Siyasetçinin karşılaştığı sorunlar tek boyutlu değildir; bu nedenle verilecek cevapların da tek bir bilgi kaynağına dayanması yeterli olmaz. Bütünsellik kaybolduğunda siyaset, ya soyut teorilere sıkışır ya da günü kurtarmaya yönelik reflekslerle yürütülür.

Devletin ve siyasetin en temel özelliği sürekliliktir. Bu süreklilik, kişiler üzerinden değil; bilgiyle beslenen kurumlar aracılığıyla sağlanır. Kurumların zayıfladığı ve bilginin kişisel hafızalarda tutulduğu sistemlerde her siyasi değişim, aynı hataların tekrar edilmesiyle sonuçlanır.

Geçmiş deneyimlerin göz ardı edilmesi, yalnızca entelektüel bir kayıp değil; aynı zamanda ekonomik, sosyal ve stratejik bir maliyet taşır.

Devlet aklı, geçmişten ders çıkarma yeteneğiyle ölçülür. Bu yeteneğin kaybı, devleti refleksif ve savunmasız hale getirir. CHP yönetimi ve Özgür Özel, dar bir ekiple çalışmayı tercih ederek, partinin bilgili ve bilgiye erişimi süren kadrolarını dışladıkları için bu garip durumlardan kurtulamamaktadırlar. Parti içinde, devlet deneyimi ve yurt içi-dışı ilişkileri ile bilgi açığını kapatabilecek çok değerli isimler bulunmaktadır. Ancak, “Sarhoşa dokunma, gitsin yıkıldığı yere kadar…” düşüncesi içinde oldukları görülüyor.

Bilimsel akıl, siyasetin yerine geçmez; fakat onu dengeleyen ve disipline eden bir işlev görür. Bilim, değer üretmez ama sonuç üretir. Siyaset ise değerler üzerinden şekillenir. Bu iki alan arasındaki ilişki, çatışma değil, tamamlayıcı bir ilişki olmalıdır. Bilimsel verilerin dışlandığı bir siyaset anlayışı, iyi niyetle başlasa bile öngörülemeyen ve geri dönüşü zor sonuçlar doğurabilir. Ekonomi, sağlık, çevre ve güvenlik gibi alanlarda yapılan hataların bedeli, doğrudan toplum tarafından ödenir. Bu yüzden bilginin yokluğu, yalnızca teknik bir eksiklik değil, aynı zamanda ahlaki bir sorumluluk problemidir. Hatay örneği, bu ahlaki sorumluluktan uzak duruşu bir kez daha gözler önüne serdi.

Günümüz siyasetinin en belirgin zayıflıklarından biri, bilginin itibarsızlaştırılmasıdır. Hızın ve yüzeyselliğin hâkim olduğu bir ortamda uzmanlık, “kopukluk” olarak nitelendirilirken, derinlik “elitizm” damgasını yiyebilir. Bu yaklaşım, siyasal popülizmin temel besin kaynaklarından biridir.

Karmaşık sorunlara basit cevaplar verme iddiası, kısa vadede karşılık bulabilir ama orta ve uzun vadede devlet kapasitesini zayıflatır. Bilginin tasfiye edildiği bir siyaset, kararlarını öngörülere değil, tepkilere dayandırır. Tepkisel siyaset ise kriz üretir.

Toplumla bağ kurmanın yolu, bilgiyi reddetmek değil; bilgiyi toplumun gerçekliğiyle buluşturmaktır. Bilgi evrensel olabilir; ancak uygulama her zaman yereldir. Tarihi, kültürü ve sosyal dokuyu dikkate almayan politikalar, teknik olarak doğru olsa bile sahada karşılık bulamaz. Toplumu tanımayan bir siyaset, onu yönlendiremez; yalnızca zorlayabilir. Zorlama ise kalıcı değildir.

Dış politika ve güvenlik alanları, bilginin hayatiyetinin en net şekilde görüldüğü alanlardır. Uluslararası sistem, iyi niyetle ya da küçük kurnazlıklarla değil, güç dengeleriyle işler. Bu dengeleri okuyabilmek, tarihsel arka planı, coğrafi gerçekliği ve muhatap aktörlerin zihniyetini bilmeyi gerektirir.

Bilgiden yoksun bir dış politika, ya aşırı iddialı ya da aşırı çekingen olur. Her iki durum da devletin itibarını ve manevra alanını daraltır. Gerçek güç, kriz oluşturma kapasitesinde değil; krizleri önceden görme ve yönetme yeteneğinde yatar.

Siyaset, bir emanet işidir. Bu emanet, yalnızca bugünün taleplerini değil; yarının ihtiyaçlarını da gözetmeyi gerektirir. Bilgi, bu sorumluluğun en temel dayanağıdır. Bilgiye dayalı siyaset daha sessizdir, daha az hata yapar ve daha az bedel ödetir. Gürültü değil, istikrar üretir.

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın