Çiftçi’nin Basın Toplantısı: Gazetecilik mi, Dekor mu?

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Çiftçi’nin Basın Toplantısı: Gazetecilik mi, Dekor mu?

Mustafa Çiftçi, İçişleri Bakanlığı görevine atanmasının ardından ilk kez bir “basın buluşması” gerçekleştirdi ve Ankara’daki medya kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya geldi.

Toplantıya katılanlar arasında, iktidar medyasının ağırlıkta olduğu görüldü; muhalif medyadan yalnızca Sözcü’den Saygı Öztürk ve Karar’dan Yusuf Ziya Cömert davet edildi.

Saygı Öztürk, “7.5 yıl il valiliği yapması nedeniyle Çiftçi, devleti tanıyor; nerede ne söylemesi gerektiğini biliyor” ifadesini kullandı. Ancak Çiftçi’nin bu durumdan ne kadar emin olduğu tartışmalı. Zira Yusuf Ziya Cömert, toplantıda “soru-cevap kısmı olmadığını” belirtirken, davet edilmeyen Deniz Zeyrek, gazetecilere “denetimden geçmiş deşifre metni” gönderildiğini ifade etti.

Soru sorma fırsatı bulamayan gazetecilerin, kendilerine iletilen metni özetleyip haberleştirdikleri anlaşılıyor. Bu buluşma, basın toplantısından ziyade, Bakan Çiftçi’nin gazetecileri bir dekor unsuru olarak kullandığı bir etkinlik haline gelmiş gibi görünüyor.

Bakan Çiftçi, üç gün sonra İstanbul’da medya kuruluşları yöneticileriyle bir başka toplantı gerçekleştirdi. Bu sefer de davet edilenler arasında Karar, Milli Gazete ve Odatv dışında neredeyse tüm katılımcılar iktidar medyasındandı. Ankara’dakinden farklı olarak burada bir soru-cevap bölümü yer aldı ve bakan dört soru yanıtladı.

Umarım burada da gazetecilere sonradan “denetimden geçmiş metin” gönderilmemiştir. Gazetecinin, kendi deşifresini yapması ve soru sormakta ısrarcı olması gerektiği açıktır; bu konuda bir engelleme yaşandıysa, bunu haberinde mutlaka belirtmelidir.

İtalyan gazeteci nasıl aldattı?

İtalyan gazeteci Tommaso Debenedetti, medyayı yanıltma konusunda tanınmış bir isim. Gazetecilerin doğrulama reflekslerinin zayıfladığını göstermek amacıyla sosyal medya üzerinde sahte içerikler yayımlıyor.

Her seferinde de bu sahte bilgileri yaymayı başarıyor. Paylaştığı sahte ölüm haberleri arasında Papa XVI. Benedikt, Fidel Castro, Pedro Almodóvar ve Milan Kundera gibi birçok ünlü figür yer alıyor; bu paylaşımlar pek çok ülkede haber konusu oldu.

Debenedetti’nin sahte ölüm bilgisini yayımladığı ünlülerden biri de Nobel ödüllü yazar Kazuo Ishiguro. 2022 yılında sosyal medyada açtığı sahte bir hesaptan Ishiguro’nun öldüğünü duyurdu. Dakikalar içinde, sosyal medyada bu bilgi yayıldı ve hızlı bir şekilde teyit etmeden haberi yapan gazeteciler sayesinde dünya genelinde yayıldı. Debenedetti, kısa süre içinde hesabın sahte olduğunu ve Kazuo Ishiguro’nun hayatta olduğunu belirten bir paylaşım yaptı ve bu bilgiye dair paylaşımını sildi.

Dört yıl sonra, 22 Nisan’da bu kez İsveç Akademisi’nden Ingrid Carlberg adına açılan bir hesap üzerinden Kazuo Ishiguro’nun öldüğü bilgisi paylaşıldı. Türkiye’de BirGün, Cumhuriyet, Dünya, Evrensel ve Odatv gibi birçok haber sitesi, ünlü yazarın ölümüyle ilgili haberler yayımladı. “Nobel ödüllü ünlü yazar hayatını kaybetti” başlıklı haberlerde kaynak olarak “İsveç Akademisi duyurdu” bilgisi veriliyordu.

Ancak Carlberg’in hesabındaki paylaşım kısa süre içinde silindi ve yerine “Bu hesap İtalyan gazeteci Tommaso Debenedetti tarafından yaratılmış sahte bir hesaptır. Kazuo Ishiguro hayattadır” yazılı bir paylaşım yapıldı. Debenedetti, gazetecileri bir kez daha tuzağa düşürmeyi başarmıştı!

Diğer X hesaplarından gelen benzer uyarılar sonrasında birçok haber sitesi Ishiguro’nun ölüm haberini sildi. Ancak Dünya, Muhalif ve Odatv sitelerinde bu haberin hâlâ durduğunu belirtmek gerekir.

Bu olay, gazetecilere sosyal medyada her gördüklerini doğrulamadan haber yapmamaları gerektiğini anlatan önemli bir ders olmalıdır.

Adnan Oktar’ın A9’u duruyor, Tele1 satışta

Sabah gazetesi, Can Holding’e el konulmasını “Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük kara para operasyonu” başlığıyla duyurdu.

Ciner Holding’in Can Holding’e sattığı televizyon kanalları arasında Habertürk, Show TV ve Bloomberg HT de bulunuyordu; bu kanallar aynı gün TMSF’ye devredildi. 11 Eylül 2025’teki bu “kara para operasyonu” sonucunda Can Holding’in sahiplerinden Kemal Can gözaltına alındı; diğer sahipler Mehmet Şakir Can ve Murat Can ise aranmaya başlandı.

Can Holding’den yaklaşık 1.5 ay sonra, 24 Ekim 2025’te Tele1’e de bir operasyon yapıldı. Tele1’in Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, Ekrem İmamoğlu ve Necati Özkan ile birlikte “casusluk” suçlamasıyla gözaltına alındı; bu operasyon sonucunda Tele1 ile ABC RD-TV şirketi de TMSF’ye devredildi.

TMSF’nin kayyum olarak Can Holding televizyonları ile Tele1’de uygulamaları farklılık gösterdi. Habertürk, Bloomberg HT ve Show TV yayınlarında önemli bir değişiklik yaşanmadı ve eski yayınlarına devam ettiler. Ancak Tele1, muhalif bir medya unsuru olarak önemli bir işlevi olduğu halde, sadece eski filmler ve diziler yayınlayarak izlenme oranını sıfırlama yoluna gitti.

Aylar geçtikten sonra, Can Holding’den Kemal Can tahliye edildi; firari durumdaki Mehmet Şakir Can ve Murat Can teslim oldu ve aynı gün ev hapsi koşuluyla serbest kaldılar. Ancak Merdan Yanardağ hâlâ cezaevinde bulunuyor. Kendisine savunma yapma fırsatı dahi tanınmayan Yanardağ, yargıç önüne bile çıkarılmadı. TMSF, Tele1’in 17 Haziran’da açık artırmayla satışa çıkarılacağını duyurdu.

Halen 23 medya şirketi TMSF yönetiminde. Can Holding’in kanalları, Gain Medya ve Adnan Oktar’ın A9 TV’si dururken, Tele1’in aceleyle, 28 milyon lira gibi düşük bir bedelle satışa hazırlanması dikkat çekiyor. TMSF, Flash Haber’i geçen yıl 84 milyon TL muhammen bedelle, EkoTürk’ü ise 26 milyon liraya satışa çıkarmıştı. Tele1’e biçilen bu fiyat, kanalın bir an önce elden çıkarılmak istendiğini gösteriyor.

Tele1 satıldığında geri dönüşü olmayan bir kayıptan söz edilecektir. Merdan Yanardağ’ın beraat etmesi halinde bile kanalı geri alması mümkün olmayacaktır. “Casusluk” iddiaları bahane olarak kullanılırken, asıl hedef Tele1’in kapatılmasıdır

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın