Çin: Güç, Gizem ve Geleceğin Sırrı

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Çin: Güç, Gizem ve Geleceğin Sırrı

Çin, dünyanın gizemli ve uzak köşelerinden biri olarak dikkat çekiyor. Coğrafi konumu ve büyük nüfusuyla dünya dengelerini etkileyen bu dev ülke, askeri ve ekonomik güç olan ABD ile rekabet edince güncel bilgilerin takip edilmesi daha da önemli hale geldi. Zamanla ‘Made in China’ ifadesinin anlamı nasıl değişti? Bu soruya yanıt aramak, ABD Başkanı Donald Trump’ın bugün başlayacak olan Çin ziyareti vesilesiyle gündeme geldi. Çin’i güncel bilgilerle değerlendirmek ve Türkiye’nin bu iki kutup arasındaki yerini anlamak amacıyla, Prof. Dr. Çağdaş Üngör’ün İletişim Yayınları’ndan çıkan ‘Çin Hakkında Bilmek İstemedikleriniz’ adlı kitabından faydalandık. Üngör ile ‘Çin mucizesi’ üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

Çin, tarih boyunca kapalı bir devlet imajı sergileyerek gizemli bir ülke olarak anıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2021’de “Çin modelini örnek alacağız” demişti. Zaman içerisinde Türkiye’nin Çin ile kredi ilişkileri gelişti. Son olarak Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli, Türkiye-Rusya-Çin (TRÇ) ittifakının kurulmasını gündeme getirdi. MHP Genel Başkan Yardımcısı İlyas Topsakal, Moskova temaslarının ardından Rus Vedomosti gazetesine verdiği demeçte, “2028 seçimlerinde AKP ile koalisyonu sürdürmenin gayri resmi şartının bakanlık görevleri değil, Rusya ve Çin ile iş birliği programının benimsenmesi olduğunu” belirtti. Türkiye’nin Çin ile olan merakını nasıl değerlendirmek gerekir?

“Şanghay İşbirliği’ne girelim, Avrupa Birliği’ne değil de buraya kanalize olalım” gibi açıklamalar 2013 yılına kadar uzanıyor. Türkiye’nin Çin ile olan ilgisi, Batı’dan duyulan tatminsizlikle doğrudan ilişkili. Çin, büyük bir güç olarak gelişmekte olan ülkelere sunduğu ekonomik fırsatlarla dikkat çekiyor. Kuşak ve Yol Girişimi, yaklaşık 150 ülkenin katılımıyla küresel bir projeye dönüştü. Dolayısıyla, Çin’den gelen para akışı ve yatırımlar konusunda birçok beklenti mevcut. Ancak Türkiye’nin Çin ile olan ilişkileri, Batı ile olan ilişkileriyle kıyaslandığında oldukça yüzeysel kalıyor. Özellikle pazarlık gücümüzün kısıtlı olduğu belirtiliyor; dokuz ürün satın alırken yalnızca bir ürün satabiliyoruz ve bu oran değişmiyor. Bu durum, ilerleyen zamanlarda daha da açılacak gibi görünüyor.

– Neden böyle bir durum söz konusu?

Çünkü Çin’in hakim olduğu sektörler var. Özellikle elektrikli araçlar ve güneş panelleri gibi yenilenebilir enerji alanlarında ciddi bir baskınlık mevcut. Hükümet, son 15-20 yıldır Çin’e sürekli ürün satma çabasında; fındık ve yerli mallar gibi ürünler denendi, ancak Çin’in daha fazla elektronik ürün satması nedeniyle bu dengenin sağlanması oldukça zor.

– Bahçeli’nin TRÇ vurgusunu yeniden ele alalım; bu vurgu neden yapıldı sizce?

NATO, 2028 yılında Türkiye’de yeni bir kolordu kurulacağını açıkladı. İran savaşı ile birlikte Türkiye’nin NATO çizgisine daha fazla yaklaştığı gözlemleniyor. Türkiye’ye yönelik saldırılar sonrası NATO’ya duyulan minnettarlık da artmış durumda. Gazze’de yaşanan olaylarda Türkiye’nin nasıl tepki verdiğini biliyoruz; ancak İran savaşıyla birlikte açıklamalarda İsrail’in adı geçerken Amerika’nın ismi pek anılmıyor. NATO, 2022 Madrid zirvesinde Çin’i rakip olarak tanımladı. Türkiye’nin de bu kararı desteklemesi, NATO’daki etkisini artırıyor.

– Türkiye, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine başlangıçta ‘Hayır’ demişti…

Hükümet, dışarıya çok fazla yansıtmasa da 5G altyapısında Çinli Huawei şirketinin önemli bir yeri var. Türkiye, 5G konusunda “yerli malı” vurgusu yapsa da bu alandaki bağımlılık devam ediyor. Huwaei, Türkiye’nin 5G altyapısında kritik bir bileşen olarak kalmaya devam ediyor, ancak bu ortaklık pek fazla ön plana çıkarılmıyor.

– Buradan nasıl bir çıkarım yapmalıyız?

Son iki-üç yılda, özellikle Trump’ın göreve gelmesiyle birlikte hükümetin Batıcı, NATO’cu bir çizgiye kaydığı gözlemleniyor. MHP, bu durumda bir karşıtlık oluşturmak isteyebilir. Dış politikanın bu şekilde devam etmesini arzuluyor olabilir. Bu inatlaşmanın yalnızca dış politikayla sınırlı olup olmadığını kestirmek zor. MHP’nin geçmişine bakıldığında, Çin yanlısı olabilecek en son parti olduğu görülüyor.

– Uygur Türkleri meselesi nedeniyle değil mi?

Kesinlikle… Uygur sorunu, MHP tabanının önemli bir meselesidir ve bu konuda en uç söylemler genellikle buradan gelmiştir.

– MHP Genel Merkezi önünde, Uygur Türklerine yönelik insan hakları ihlallerini gündeme getirmek isteyenler engellenmişti. MHP’nin, Çin ile arasını bozmak istemediği anlaşılıyor.

Radikal milliyetçilerin TRÇ gibi bir ittifaktan bahsetmesi dikkat çekici. Bu durumu, gerçek bir dış politika önerisinden ziyade AKP ile bir zıtlaşma olarak değerlendirmek mümkün. Bu zıtlaşmanın kaynağı, Cumhurbaşkanlığı sisteminin devamı ya da gelecek seçimlerle ilgili olabilir. Bu inatlaşma, çok daha ciddiye alınması gereken bir durum. Erdoğan’ın “Şanghay İşbirliği Örgütü’ne girelim, BRICS’e katılalım” ifadeleri, geçmişte AKP tarafından sıkça dile getirilmişti.

“NATO üyesiyseniz, Çin ile askeri ya da teknolojik iş birliği soru işareti yaratır”

– Dış politikada eksen kayması tartışmaları gündeme gelmişti…

Hükümet, “Bizim eksenimiz kaymıyor, sadece çeşitlendiriyoruz, stratejik özerklik istiyoruz” açıklamasını yaptı. Soğuk Savaş dönemi sonrasında böyle bir manevra alanı mevcuttu. Ancak günümüzde, dünya tekrar iki kutuplu bir yapıya dönüşüyor. Çin, Rusya ile birlikte yeni bir güç merkezi oluşturuyor; bu durum, jeopolitik dengeleri etkiliyor. S-400’ler gibi örneklerde, Türkiye’nin stratejik özerklik arayışının ne kadar sınırlı olduğu net bir şekilde görülüyor. NATO üyesi bir ülke olarak, Çin ile askeri iş birliği geliştirmek büyük bir soru işareti doğuruyor.

– Gelecekte, S-400’lerde yaşanan sorunların benzerlerinin yaşanması mümkün mü?

Teknoloji artık güvenlik açısından kritik bir öneme sahip. CCTV gibi güvenlik kameraları, Türkiye’nin her yerinde bulunuyor ve büyük oranda Çin üretimi. 5G teknolojisi ve elektrikli araçlar gibi alanlarda da Çin’in etkisi giderek artıyor. Burada, verilerin güvenliği ve gizliliği ile ilgili kaygılar öne çıkıyor. Amerika’nın bu konudaki endişeleri, NATO’ya ait verilerin Çin’in eline geçme riski üzerine yoğunlaşıyor. Huawei, bu iddiaları reddetse de tek parti yönetimi altında, şirketlerin hassas bilgileri paylaşmak zorunda kalabileceği biliniyor. Teknoloji güvenlik meselesi haline geldikçe, seçenekler daralıyor.

“Kalitesiz mal

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın