
Depremler yaşandı, çocuklar kayboldu, kimlikleri unutuldu, mezarları isimsizleşti, bazıları sakat kaldı, travmalar birikti… Bunlara alıştık!
Yangınlar çıktı, çocuklar duman oldu, kül haline geldi, yok olup gitti… Bunlara alıştık!
Çocuklar istismara uğradı, tecavüz kurbanı oldu, masumiyetleri yitirildi… Bunlara alıştık!
Çocuklar cennet hayali kurarken, babalar ve eski eşler cinnet geçirdi, çocuklar kanla anıldı… Bunlara alıştık!
Çocuklar işçi oldu, bazıları iş kazalarında hayatını kaybetti… Bunlara alıştık!
Cezalar, kazalar, belalar gündeme geldi, çocuklar gökyüzüne karıştı… Bunlara alıştık!
Bir süre boyunca çocuklar, katil oldu, sokaklarda cansız bedenler halinde bulundu… Okullarda cinayetler işlendi, katliamlar yaşandı… Öğrenciler öğretmenleriyle birlikte hayatlarını kaybetti… Bu durumu kabullenmemeliyiz, her birini hatırlamalı ve hatırlatmalıyız!
Çocukları koruyup kollamakla yükümlü olan bir polis babanın evinin nasıl cephanelik haline gelebileceğini, eğitmekle sorumlu bir öğretmen annenin çocuğunun nasıl silah kuşanabileceğini, o yaşta hangi akılla atış poligonlarına götürüldüğünü ve sosyal medya altında organize bir nefret ve kin atmosferinin nasıl oluşturulduğunu anlamalıyız.
Bu durum “organize” bir yapıdadır; katliamı tek başına gerçekleştiren kişi, karanlık ağlar içinde yalnız değildir. Orada yönlendirilmiş, orada kışkırtılmış, muhtemelen manipülasyona uğramış ve “kahraman” olmaya teşvik edilmiştir.
Deprem, yangın, kaza, sel, iş cinayeti, sokaktaki tehlikeler, zorbalık, şiddet, istismar gibi konuları her yeni derste tekrarladık! Ama okullar, güvenli sığınaklardı. Çocukların sadece bir şeyler öğrenmesi ve büyümesi gereken yerler değil; “insanlık eğitimi” ve “güvenli sığınak” olarak varsayılan yerlerdi.
Fakat, çocukları okulda aç bırakabilen, en yoksulları daha da ezip eşitsizlikleri artıran bir sistem var. “Sıradan” olarak nitelendirilen bu okullar, temizlenmekten aciz; bir tuvalet kağıdı koymayı beceremeyen, ama “ilahi” ve “ahlaki” normlarla dolup taşan bir düzenle kuşatılmış durumda.
Ölü çocuklar, yaralı çocuklar, sakat kalacak çocuklarla birlikte, korkan, kaçan, kabuslarla dolu onca çocuğun ruhu da acı içinde. Bu durum sadece o okulda değil, tüm okullarda yaşanıyor. Katliamı duyduğu andan itibaren uykusuz, iştahsız, sabahları karamsar, neşesi kaybolmuş ve arkadaşlarına bile güvensiz binlerce çocuk var.
Kin, nefret, şiddet ve ceza ile kuşatılan bu ortam, çocukların hayatlarına, ruhlarına ve kimliklerine kadar sızdı, patladı. Hala “acının siyaseti olmaz” deniliyor! Oysa bu ülkede siyasetin acısı iç içe geçmiş durumda; çocuklar, gençler, herkes bu acıyı hissediyor.
“Acı siyasetiniz”in etkileri, sofralardan sokaklara, endişelerden korkulara, cinayetlerden katliamlara kadar her yere yayıldı ve acı vermeye devam ediyor.
“Okullarda güvenlik zor”muş! Bankalar korunuyor, holdingler korunuyor, kendiniz korunuyorsunuz. Bazen peşinizde bir koruma ordusu dolaşıyor; ama köylünün evini, toprağını korumak istediğinde, başörtülü veya başörtüsüz kadınları yerlerde sürüklüyorsunuz. Hakkını arayan işçiyi patronu koruyarak susturuyorsunuz, sendikacıları hapse atıyorsunuz, gerçeği arayan gazetecileri içeri alıyorsunuz. Menfaatleri ve rantları korumak için her yolu deniyorsunuz.
Çocuklara gelince, onlara mı sıra gelmiyor? Kadınlara mı, yoksullara mı gelemiyor?
O halde, şu kaza yapan kamyonun arkasındaki yazıyı da okulların kapısına asın: “Allah Korusun!”
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



